Çok Üretip, Çok Satamaz İseniz…

Bu iş, daha doğrusu üretmek ve pazarlayarak ticaretini yapmada liderliği, sadece para kazanmada önceliği fiyata vererek yapma ile sürdüremezsiniz.

Abone Ol

Tek cümle ile; “Çok üretip, çok satıp, çok kazanacaksınız.”

Bu tercihle hareket etmez, eylemez iseniz olacağı, bugünkü hale gelmek, düşmektir.

*

Hadi bir kere daha papağan gibi tekrarlayıp, hatırlatayım:

35-40 yıl önce fındıkla ilgili haberini; ”Dünya fındık üretim ve ihracatının yüzde 80-85’ini gerçekleştiren Türkiye…” diyerek yazmaya başlayan muhabir Murat Taşkın’a, şimdi yazar olarak, bu rakamları yüzde 65-70 olarak yazdıran bir Türkiye’den söz ettirir hale gelmek, getirmektir.

Onlarca, yüzlerce, binlerce kez hesap kitap yaparak örnek vererek yazdık, çizdik, söyledik, hatırlattık.

Hadi son rakamları; “Anlayana sivrisinek saz, ama kavrayamayana davul zurna az” diyerek hatırlatalım.

*

1 Eylül’de başlayan 2025-26 ihraç sezonunun geride kalan 6 ayında, 92 bin ton iç fındık ihraç edilirken, 1 milyar 177 milyon dolar döviz elde edildi.

Geçen sezonun aynı döneminde ise ihracat miktarı 186 bin ton olmuş, karşılığında 1 milyar 515 milyon dolar sağlanmıştı.

*

Sakın ola ki, “Az satma ile çok para” demiyesiniz. Sattığınız yerler ve miktarlar azalmaya başladı mı, bu iş art arda sürer gider. Çünkü sizin yerinize başkaları satmaya başlar. Hatta başladı bile…

FINDIKTA MI? İŞTE ÖYLE BİR ŞEY!

ZO’lar tarafından, “Fındık almazsa da, fiyatı yükseltsin” diye çağırıp durmalarına kulak asmayan TMO’nun, tam tersi fındık satması olsa olsa bunlara, “Kesin sesinizi oturun. Kimse sizi dinlemiyor. Hatta üreticiye bile zarar veriyorsunuz” anlamına gelmiyor mu?

Geliyor geliyor da, hani denir ya; “Anlamayana, anlatmak beyhudedir” diye…

Bu durumda Erol Evgin’in şarkılaştırdığı gibi; “İşte öyle bir şey!”

O ki, TMO’nun satışından söz eyledik, buna fiyattan çok Türk fındığının kalitesi noktasından karşıtlık olduğunu sektörün erbaplarından birinin gönderdiği şu kısa cümle ile belirtelim:

“TMO'nun verdiği en büyük zarar, o kalitesiz fındıkları birilerinin ya yemesi ya da yurtdışına ihraç edilerek ürünümüzün kalite algısını bozmasıdır.”

MURAT GÜRSOY’UN UYARASI…

İsimden adaşım, işten meslektaşım…

Ordu’da ikamet eder, ama Türkiye’yi kast eder.

TMO merkezli son gelişmelerle ilgili değerlendirmesinde hiç uzatmadan, olumsuz sonuçlarını sıralamış:

“Bugün ihracatçı firmalar yüksek finansman maliyetleri, enerji giderleri, işçilik artışları ve döviz baskısı altında rekabet etmeye çalışıyor.

Bu ortamda kamunun elindeki ürünü piyasa fiyatının oldukça altında sunması şu sonuçları doğurabilir:

Özel sektörün stok değer kaybı.

İhracat kontratlarında fiyat baskısı.

Kârlılıkların ciddi şekilde düşmesi.

Uzun vadede yatırım iştahının zayıflaması.”

*

O ki, Türkiye’den üretim alanı en fazla olan Ordu’dan söz ettik, sektörde yaşanan ve büyük kısmı da olumsuzlukların giderilmesi ile ilgili şu kısa gönderiyi de paylaşmadan edemeyeceğim:

“Ordu düzelirse,

Fındık sektörü düzelir.”

FINDIKTA EN ÇOK KİM ZARAR ETTİ?

Samsun-Terme’de faaliyet gösteren sanayici-ihracatçı Karaçuha Fındık Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Karaçuha’ya göre: “Bu sezon en büyük kaybı tedarikçi, ihracatçı ve fabrikacı kesim yaşadı. Hem ticarette zarar edildi, hem de yüksek finansman maliyetleri nedeniyle bankalara çift zarar yazıldı.”

SİYASETÇİ FINDIKTA SAĞIROĞLU GİBİ OLMALI…

Küçük parçalara bölünmüş arazilerin fındık üretiminde, (özellikle deOrdu, Giresun ve Trabzon’da) en büyük sorunlardan birini teşkil ettiğini söyleyen İYİ Parti’nin Sakarya İl Başkanı Hasan Sağıroğlu’ndan, “Kulağı sağır, gözü gerçekleri görmez” olanlara acı ama gerçek uyarılar:

“Yetersiz destekler, artan maliyetler ve yanlış üretim politikaları üreticiyi her yıl biraz daha zor durumda bırakmaktadır. Bu gidişat devam ederse Türkiye için çok ciddi bir risk kapıdadır. Bugün dünyanın en büyük fındık üreticisi olan ülkemiz, yanlış politikalar nedeniyle pazarını yavaş yavaş rakip ülkelere kaptırmaktadır. Büyük alıcıların alternatif üretim bölgeleri oluşturması, gelecekte Türkiye’nin pazar payının küçülmesine yol açacaktır."

Dahası var:

"Böyle giderse önümüzdeki 15–20 yıl içerisinde Türk üreticisi dünya piyasasının talebinin üzerinde, yani ihtiyaç fazlası fındık üretir hale gelebilir. Bu da fiyatların düşmesi, üreticinin daha da yoksullaşması ve fındık üretiminin sürdürülebilirliğinin tehlikeye girmesi demektir."

ANADAN VAZGEÇİLERMİŞ, AMA YARDAN…

Halk arasında, “Birine 40 gün deli dersen, delirir” diye söylenir.

Dolaylı olarak da doğrudur!

Çünkü çokları bir doğruyu bile 40 kere tekrarlandığında anlıyorlar.

Her neyse!

Niye türkülerdeki nakaratlar gibi 40’lara, yani tekrarlara takıldık?

Eeee, türkünün nağmelerine değil de, sözlerine kulak kabartırsak olacağı odur!

Üstüne üstlük sözler; “Anadan geçilir, yardan geçilmez” diye habire tekrarlanıp duruluyor ise…

Yani, ahaliye doğru değil, yanlış tekrarlanarak kabul ettirilmeye çalışılıyor.

Sonrada nemi oluyor?

Tek değilse bile ilk vazgeçilemez olan analar babalar, kimileri değil, artık çokları tarafından kenara itiliyor, huzurevlerine gönderiliyor, öyle veya böyle yok sayılıyor.

Hem de vazgeçilmesi kolay olması gereken, dün “Yabancı” olan ama bugün “Yar” diye tarif edilenlere öncelik verilerek!

Ezcümle, bu türküyü söylemeyi bırakın, dinlemek bile insanlığa sığmaz!

Yok edin gitsin!

TEFRİKAHANECİLER…

Erkek oldukları için “adam”, Allah’ın “kul” diye saymak için akıl ve irade vererek “insan” diye yarattıklarından olamayan ama “İslâm adına” ahkâm kesmekten hiç geri kalmayan “dinidar” olanlar tarikatı tefrikaya dönüştürüp körüklemeye devam ederek İsrail ve ABD’yi değil, İran’ı hedef tahtası yapmayı sürdürüyorlar.

Hem de, kendilerine mahsus hale getirdikleri, tahsis ettikleri, tefrikahanelerden.

Ne diyelim?

Allah (cc) ıslah eylesin!

KISSADAN HİSSE

Görmek…

Mecnun, Namaz kılan birinin önünden geçer.

Adam; “Ey Mecnun, görmüyor musun da namaz kılarken önümden geçiyorsun” der.

Mecnun çıkışır: “Be adam! Ben Leyla’yı düşünürken seni görmedim. Sen, Mevlâ’yı düşünürken beni nasıl gördün?”