Kim kimin mutlak derinliğini görebilir? Ahmet Haşim'in o meşhur dizesi derinliğin anahtarını uzatır elimize... "Eğilmiş arza kanar, muttasıl kanar gül"
Bu dize, derinliği görme ediminin yalnızca bir estetik algı değil, varoluşsal bir acı olduğunu haykırır.
Gülün renginin akşam ışığında koyulaşarak kana benzemesi, fani olanın, yani güzelliğin ve hayatın sürekli (muttasıl) olarak toprağa, ölüme ve hüzne doğru eğilişini simgeler.
Görmek demek gerçeği idrak etmektir.
Göz, sadece görme organı olarak yaratılmadı;
O, ruhun, zerreden hücreye, herşeyle, dünyayla arasına kurduğu en mahir köprüdür. Haşim'in dünyasında, bu köprü hep sisli ve nemli bir atmosferle örtülüdür; Çünkü hakikat, apaçık ve kesin değildir.
Bir izlenimin katı ya da yumuşaklığı içinde nice gizler vardır ki, görmek isteyen, beyazın ardındaki siyaha rıza göstermeli.
Zira insanın derinliği, tam da o yaralanmış anlarında, yani kanadığı anlarda belirginleşir.
Bahçesindeki kanayan gülü fark etmek, o kişinin zaaflarını, yenilgilerini ve hiç dinmeyecek olan o melankolik ıstırabını keşfetmektir.
Bu görme eylemi, kaçınılmaz olarak görenin ruhunda da o acının bir yansımasını yaratır;
Bir empati yaratır ki, bu empati bir yükümlülük haline gelir.
Öyle bir yükümlülük ki, artık ne eski neşe ne de eski yüzeysellik mümkündür.
Bir kez olsun görülen hakikat, geri alınamaz bir iz bırakır.
Hangi gözle bakınca derinlik algılanabilir? Fiziksel olanla asla.
Göz, gönlün en derininden gelen bir hüzün filtresinden geçmeli ki, Haşim'in şiirlerindeki o "melal" derin üzüntüyü görebilsin.
Tam tersi olarak mutluluğu da. Derinliği görmek için ödenmesi gereken bir bedel şarttır. Bu şart, mecburi bir üzüntü değil, bilakis, dünyanın faniliğini, güzelliğin geçiciliğini ve insan ruhunun içindeki bitmek bilmeyen yalnızlığı anlama çabasıdır.
"Muttasıl kanar" dizesindeki gibi, bu kanama eylemi kesintisizdir, ve akıp giden hayatın acı gerçeğidir. O gerçeği fark eden göz, artık dünyayı naif bir şekilde algılayamaz; her güzellikte bir veda ve her başlangıçta bir bitiş görür. Başkasının derinliğine inmek, onun karanlık ve kanayan özüne tanıklık etmek demektir. O tanıklık, bir yargılamadan uzaktır; sadece bir kabul ve bir yüceltmedir ki, acının, kederin estetiğini fark etmektir.
İşte bu kabul, görmenin ulaşılabileceği en son noktadır.
Haşim'in gösterdiği o "sisli deniz" kenarıdır.
Sizce, Haşim'in vurguladığı "muttasıl kanayan" derinlik, modern insanın umursamazlığı karşısında nasıl bir anlama sahiptir?
Veyahutta sahip olması için, hangi gözle bakmalı?
Saygı ve Muhabbetle