Dijital Dünyanın esiri miyiz?

Trabzon Cumhuriyet Ortaokulu’nda gençlerle bir araya gelerek “Sosyal Medyada Gerçekler ve Ben” konulu bir konferans verdim.

Abone Ol

Hayatımın güzel anlarından biriydi yarının geleceği çocuklarla bir arada olmak.

Bu aslında sadece öğrencilere değil hepimize ayna tutan bir buluşmaydı.

Çünkü mesele sadece gençler değil.

Mesele, elimizden düşmeyen telefonların bizi ne kadar yönettiğiyle ilgilidir.

Bir zamanlar haber almak için sabah gazetesini bekler, uzaktaki bir yakınımıza ulaşmak için mektup yazardık.

Şimdi ise dünya, gerçekten de avuç içimize sığmış durumda.

Bir ekran,

Bir dokunuş,

Ve saniyeler içinde bilgi akışı.

Ama asıl soru şu:
Bu bilgi gerçekten bilgi mi?

Sosyal medya, gerçeğin en hızlı yayıldığı mecra gibi görünse de çoğu zaman algının gerçeğin önüne geçtiği bir alan hâline geldi.

En çok paylaşılan içerik çoğu zaman en doğru olan değil; en çarpıcı, en duygusal, en dikkat çekici olan. Hız, doğruluğun önüne geçti.

Duygu, aklın yerini aldı.

Bugün gençler günde ortalama 4 ila 7 saatini telefon başında geçiriyor.

Üstelik çoğu bunun farkında bile değil.

Bildirim sesi bir refleks hâline gelmiş durumda.

Ekran ışığı, hayatın doğal ışığını gölgede bırakıyor.

Bu durumun sonuçları ise hafife alınacak gibi değildir.
Odaklanma problemleri,
Zayıflayan sosyal ilişkiler,
Artan kaygı ve depresyon riski,
Bozulan uyku düzeni,
Ve en acısı; kalabalıklar içinde yalnızlaşmaya doğru gidiyoruz.

Özellikle gençler için bir başka tehlike daha var

“Mükemmel olma baskısı.”

Sosyal medya vitrininde herkes mutlu, herkes başarılı, herkes kusursuz.

Oysa gerçek hayat filtresizdir.

Hayatın içinde hata da vardır, eksik de vardır, düşmek de vardır.

Dijital vitrinle gerçek yaşam arasındaki uçurum, genç zihinlerde derin yaralar açabiliyor.

Ancak sosyal medyayı toptan mahkûm etmek de doğru değil elbette.

Doğru kullanıldığında bu alan; eğitimden ticarete, iletişimden üretime kadar büyük fırsatlar sunuyor. Türkiye’de ve dünyada birçok şirket dev markalar dijital dönüşümün ürünüdür.

Bilgiye erişim hiç olmadığı kadar kolay. Küçük bir fikir, doğru platformda küresel bir başarıya dönüşebiliyor.

Demek ki mesele araçta değil, kullanım biçimindedir.

Kontrolsüz kullanım; mahremiyet kaybı, siber zorbalık, yanlış bilgi yayılımı ve kültürel erozyon gibi ciddi riskler taşıyor.

Bu yüzden dijital farkındalık artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Gençlere vermeye çalıştığım mesaj aslında hepimizedir.

Her bilgiyi sorgulayın.
Kaynağını kontrol edin.
Tüketen değil, üreten olun.
Gerçek hayatla bağınızı koparmayın.
Ve unutmayın

Sosyal medya bir araçtır, amaç değildir.

Sonuçta sosyal medya ne tamamen iyi ne de tamamen kötüdür.

O, onu kullananın niyetine ve bilincine göre şekillenen bir güçtür.

Asıl mesele şu cümlede gizli
“Dijital dünyayı yönetemezsek, dijital dünya bizi yönetir.”

Şimdi kendimize sormanın zamanı,
Telefonu biz mi tutuyoruz, yoksa o mu bizi?

Konferansı düzenleyen ANADER’e, bizleri sıcak karşılayan Cumhuriyet Ortaokulu Müdürü Şükrü Kan, öğretmen ve öğrencilere teşekkürlerimi sunuyorum.