Dinsizin Hakkından İmansız Gelir

Komşumuz, hadi din kardeşimiz diyelim! İran büyük bir saldırı altında. Her savaşta olduğu gibi yine masum insanlar, çocuklar katlediliyor. Büyük ve küçük şeytan bir olmuşlar, varoluşlarının gereğini, yine gözünü kırpmadan sivillerin üzerine bomba yağdırıyorlar.

Abone Ol

Vietnam, Irak ve şimdi de İran. Venezuela’yı saymıyorum, Gazze’yi hele hiç. Onlar kim ki ne petrolleri var ne de altınları. Onların bir türlü yenemedikleri korkusuzluğu var ve bu onları çıldırtıyor.

Büyük şeytan şimdi yeni büyük bir yalanın peşinde dünyanın gözü önünde pervasızca, küstahça hukuku, insani değerleri ayaklar altına alıyor. Dudaklarını eğerek bükerek, yavşak yavşak konuşup karşısındakilere istikamet veriyor. Zincirlerini koparmış birer şeytan gibi gözlerini kan bürümüş. Kötülerle iyilerin savaşacağı ve Hz. İsa’nın iyilerin başında olacağı, dünyanın son savaşı Armageddon Savaşı’nı başlatmak için Tanrı’yı kıyamete zorluyor olabilirler. Bu olayın inanç boyutu.

Bizi ilgilendiren kısım; bu adamların görünürdeki yakın hedefleri İran ama Amerikan’ın uzak hedefi Çin, İsrail’in ise Türkiye. Bunu artık herkes biliyor ve öyle gizli kapaklı değil artık.

Yalandan, talandan, öldürmekten zerre geri durmayan büyük şeytanın “nükleer silahı var, nükleer silah yapıyor” iddiası boşa çıkınca yeni yalanın peşine düştü. İran’ın saldıracağını bu nedenle de “önleyici saldırı” yaptıklarını söyleyerek milletin aklıyla alay ediyorlar. Anlayacağınız koftiden yeni bir bahane. Mahallenin sarı psikopatı, dövmeyi kafaya koymuş bir kere herkese yan baktın muamelesi çekiyor.

Müzakerelerde belli bir noktaya gelmiş olmasına rağmen İran’a yapılan bu saldırının ne uluslararası hukukta ne de insanlıkta yeri var.

İçimizdeki bazı tatlı su demokratları ABD’nin İran’a Venezuala’ya yaptığı operasyonların esasında o ülkedeki rejimlerden kaynaklandığı söylüyorlar. Diktatörlük varmış, demokrasi yokmuş falan filan. Danimarka ve Kanada ile de sorunları vardı ama orada operasyon yapmadılar niye çünkü orada demokrasi, insan hakları varmış. Güler misin ağlar mısın? Ee sormazlar mı Kuzey Kore’ye ya da Çin’e niye operasyon yapmıyor? Sonuçta onlar da bir tehdit unsuru değil mi? İnsan Hakları Kitabını yeniden yazmış olamazlar

Beyaz adam için demokrasi ya da insan hakları sadece bir bahanedir. Bu lanet adamlar için önemli olan maden, enerji ve paradır. Diğerleri teferruattır, ister ineğe tap ister patatese.

Menfaatlerine uygun hareket ettiği sürece ister krallık olsun ister muz cumhuriyeti. Onlar için fark etmez. Demokrasi ve insan haklarının en güzel örnekleri başta Suudi Arabistan Krallığı olmak üzere irili ufaklı körfez ülkelerinde görülmüyordur herhalde. Adam parmağını şıklatınca milyar dolarlık savunma anlaşmaları yapılıyor. Gözümün önüne Sarı Delinin Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki karşılama töreni geldi. Kadınların saçlarını savurarak yaptıkları Ayala dansı, esasında beyaz adamın hakimiyetini, egemenliğini kabul ettiklerinin ayan beyan resmiydi. Yazık ki çok yazık.

Amerika’nın menfaatlerinin aksine hareket ettiklerinde ülkesinin başına neler geleceğinden ziyade kendi iktidarlarını korumak ve devam ettirmek için bunu yaptıklarını da çok iyi biliyoruz.

Gazze’de, İran’da veya başka bir İslam coğrafyasında yapılan zulümler, o zulme maruz kalanların imtihanları olduğu kadar esasında bizim de imtihanımız.

İnancımız; her ne olursa olsun mazlumdan yana olmayı emretmiştir. Kahrolası şu uluslararası konjonktür, stratejik ortaklık belalarına rağmen zalimin değil mazlumun, güçlünün değil haklının yanında olmalıyız. Bunları düşünürken de diğer yandan aklıma Şia sapkınlığının Yemen’de Suriye’de, Irak’ta ve daha nice yerdeki acımasızlıkları aklıma gelmiyor değil. Sahabeye yaptıkları iftiralar aklıma geliyor. Hz. Ömer’e Hz. Ayşe’ye yaptıkları beddua seansları aklıma geliyor, geliyor gelmesine de en ufak bir sevinç içimize düşmüyor, düşemez de bilakis okulları bombalanmış kan revan yerde yatan kız çocuklarını masum sabileri görünce üzülüyoruz. Allah yardımcıları olsun diye de dua ederiz ve ekleriz “Allah’ım onlara siyonistleri helak edecek güç ver”

İslam coğrafyasına saplanmış iki hançerden biri İsrail ise diğeri de İran’dır. Şia mezhep falan değildir. Şia, siyasetin içine boca edildiği sapkın bir dini inanıştır. Müslüman dünyanın enerjisini çeken kara bir deliktir.

İslam ile müşerref oluncaya kadar kadim bir medeniyet olan Pers imparatorluğu öncü kimliğini zamanla kaybetmiştir. Hele Osmanlı’nın İslam dünyasının sancaktarlığını yapmaya başlamasından sonra daha da silik bir role bürünmüştür. Perslerden kalan bakiye Türklerin hakim rolünü hiçbir zaman içlerine sindiremedi ve kendi yolunu çizmek adına sapkın bir yola girdi.

Batı’ya doğru giderken hep arkamızı kollamak zorunda kaldık. Pozisyon kovalayan gizli santrafor misali hep oralarda bir yerdeydi. Canımızı yakan bölücü örgüt konusunda takındığı umursamazlığı ve dahi desteğini unutmuş değiliz. Buna karşın Türkiye öteden beri İran’ın sınır bütünlüğüne ve güvenliğine halel getirecek bir şey yapmamıştır. İran’daki Türk nüfusu kadar Türkiye’de Şia olsa İran bu fırsatı kaza etmez, içimizden geçerdi. Neyse biz duruşumuzu bozmayalım ve ruhumuzu kaybetmeyelim. Bize yakışan da budur.

Bir yumurtayı pişirmek için dünyayı ateşe vermekten geri durmayacak siyonistlerin karşısında her ne ve her kim olursa olsun safımız, yerimiz bellidir. Umarım şer gördüğümüz bu saldırılar hayra dönüşür. Batı’nın her zaman çekindiği, belki bizim için de bir ütopya olan İslam Birliği için ciddi adımlar atılmasına vesile olması ümidiyle...