Oysa bizler, binlerce yıllık evrimsel sürecimizde doğal çevreyle uyum içinde yaşamaya adapte olmuş varlıklarız. Bugün bir peyzaj mimarı ve akademisyen olarak yürüttüğüm çalışmalar, "doğanın iyileştirici etkisinin" sadece romantik bir söylem değil, klinik olarak kanıtlanmış somut bir tedavi aracı olduğunu göstermektedir. Özellikle son 20 yıldır küresel ölçekte üzerinde yoğunlaşılan "iyileştirici bahçeler" (HealingGardens), modern tıbbın tamamlayıcı bir parçası haline gelmiştir.
ŞEHİR, BETON. GÜRÜLTÜ STRES HORMONUNU ARTIRIYOR
İnsan, doğaya karşı doğuştan gelen bir yakınlık duyar; buna biyolojide "biyofili" diyoruz. Şehirleşmiş, betonlaşmış ve gürültülü ortamlar kortizol seviyemizi (stres hormonu) yükseltirken, doğal bir çevre parasempatik sinir sistemimizi aktive eder. Bu etkileşim, sadece ruhsal bir dinginlik değil; kan basıncının dengelenmesi, bağışıklık sisteminin güçlenmesi ve hatta bilişsel fonksiyonların yeniden yapılandırılması gibi somut fiziksel sonuçlar doğurur. Özellikle kronik hastalar ve kapalı ortamlara mahkûm olan bireyler için doğa ile görsel ve fiziksel temas, iyileşme sürecini hızlandıran en doğal reçetedir.
Modern çağda ve çevrede yaşamamıza rağmen, vücudumuz en iyi şekilde doğal bir ortamda yaşamaya adapte olmuştur. Şehirde yaşayan nüfus ister istemez doğadan uzaklaşmaktadır. Karmaşık kent dokusundan uzaklaşan insanın doğaya olan ihtiyacı, içgüdüsel bir isteğidir. Doğanın bir parçası olan insanın doğa ile iç içe olmasının psikolojik yönden rahatlamaya yardımcı olduğu ve şehir hayatının stresini azalttığı fikri şehirleşmenin başladığı dönemle birlikte ortaya çıkmıştır. araştırmacılar “Doğada kısa süreli bulunma, stresten ciddi bir şekilde kurtulmayı sağlayabilirken, potansiyel sağlık yararları, kapalı bir ortamda uzun süre geçirmek zorunda olan hastalar için fazla olduğunu söyluyorlar.
Bu durumlarda doğa ile uzun süreli görsel temas, stresin psikolojik, fizyolojik ve muhtemelen davranışsal bileşenleri üzerinde kalıcı olumlu etkiler yaratmaktadır.
İYİLEŞTİRME BAHÇELERİ ARTTI
Son senelerde insanların fiziksel ve ruhsal iyileşmelerini sağlayan tasarımlar ön plana çıkmıştır ve bu çalışmaların sonucu iyileştirme bahçeleri kavramını ortaya çıkarmıştır. İyileştirme bahçeleri daha çok farklı hasta bireylerini ele alarak rehabilitasyon merkezleri, psikiyatri merkezleri, toplum ruh sağlığı merkezleri, bakımevleri vb. sağlık kurumların çevresinde uygulanmaya başlamıştır. İyileşme terimi geniş kapsamlı bir terim olup sadece bir hastalıktan kurtulup sağlığa kavuşma anlamına gelmemektedir, aynı zamanda fiziksel iyileşmenin yanında ruhsal ve mental iyileşmeyi de kapsamaktadır. Doğal alanların kullanıcılar üzerindeki stresi azalttığı, ruhsal durumlarını pozitif yönde etkilediği kanıtlanmıştır.
Bir bahçenin iyileştirici olması için o alanın bireylerin üzerinde tedavi edici etkilerinin olması şarttır. Bu etkiler; kullanıcılarda stresin azaltılması, olumsuz düşüncelerden uzaklaşma, dinlendirme, sıkılmayı engelleme, rahat ettirme, ilişki kurdurmayı sağlama ve eğlendirme sayılmaktadır. Genellikle hastane ve klinik binalarında cerrahi müdahale, ilaçlar ve uzmanların desteği ile oluşan iyileşme, bahçe ve doğal alanlarda hasta ve doğal çevre arasındaki direkt etkileşimle ortaya çıkacaktır.
DÜNYADA BİR TIBBİ UYGULAMA: HORTİKÜLTÜREL TERAPİ
Dünya genelinde "Hortikültürel Terapi", bitki yetiştirme aktivitelerinin profesyonelce planlanıp bir tedavi yöntemi olarak kullanılmasıdır. 19. yüzyıldan bu yana, Dr. Benjamin Rush gibi öncü isimlerle başlayan bu süreç, günümüzde özel eğitim okullarından rehabilitasyon merkezlerine kadar geniş bir yelpazede güvenilirlik kazanmıştır. Bu terapi, katılımcıların kas gelişiminden bilişsel yeteneklerini geri kazanmalarına, sosyalleşmelerinden bağımsız çalışma becerilerini artırmalarına kadar çok boyutlu bir rehabilitasyon sunar.
TÜRKİYE’NİN DURUMU: POTANSİYEL VE EKSİKLİKLER
Türkiye, biyolojik çeşitliliği ile muazzam bir avantaja sahip olmasına rağmen, sağlık tesislerimizin açık alanlarını kullanma konusunda ciddi bir "tasarım hatası" içerisindedir. Yıllar süren araştırmalarım; hastane bahçelerinin estetik kaygılarla yapıldığını ancak işlevsiz kaldığını, huzurevlerindeki yeşil alanların erişilebilir olmadığını ve rehabilitasyon merkezlerinin bu iyileştirici gücü neredeyse hiç kullanmadığını göstermektedir. Ülkemizde 8 milyonu aşkın engelli birey bulunduğu düşünüldüğünde, bu alanların aktif kullanılmaması büyük bir kayıptır.
BİZLER NE YAPIYORUZ?
İnönü Üniversitesi bünyesinde başlattığımız çalışmalarla, hortikültürel terapiyi sadece bir bahçecilik faaliyeti olmaktan çıkarıp, disiplinler arası bir klinik yöntem olarak konumlandırmayı hedefliyoruz. 2019 yılında başlattığımız uygulamalarla, engelli çocuklar üzerinde bitkilerin fiziksel, zihinsel ve sosyal etkilerini bilimsel ölçeklerle izliyoruz.
Bu süreçte sadece sahada uygulamakla kalmadık; “Hortikültürel Terapi: Tanımları, Modelleri ve Örnekleri” adlı eserimle, bu yöntemin Türkiye’deki literatür eksiğini gidermeye çalıştım. TÜBİTAK destekli eğitimlerimiz ve Darülaceze gibi kurumlarla yürüttüğümüz projeler, ülkemizde bu meslek disiplininin yerleşmesi için attığımız ilk somut adımlardır.
En büyük hedefim, Amerika’daki AHTA (Amerikan Hortikültürel Terapi Derneği) benzeri, sertifikalı ve disiplinler arası bir yapıyı Türkiye’de kurmaktır. Hortikültürel terapi bir ekip işidir; fizyoterapistler, hekimler, mimarlar ve peyzaj uzmanları bir araya gelerek "birey odaklı" tedavi programları tasarlamalıdır. Bizler İnönü Üniversitesi bünyesinde, hortikültürel terapiyi sadece bir bahçecilik faaliyeti olmaktan çıkarıp, disiplinler arası bir klinik yöntem olarak konumlandırıyoruz. Çalışmalarımızı tek bir yöntemle sınırlı tutmuyor; engelli bireyler, huzurevi sakinleri ve rehabilitasyon ihtiyaç duyan gruplar için bütüncül projeler yürütüyoruz.
DOĞA SADECE BİR RESİM DEĞİL İYİLEŞTİREN BİR LABORATUVARDIR
Bu vizyonu yaygınlaştırmak adına sadece sahada uygulamalar yapmıyor; Türkiye'deki tüm çalışmaları, akademik sonuçları ve güncel verileri tek bir çatı altında toplayan, dijital bir *ortak platform ve web sitesi (https://www.thtplatform.com) kurduk. Bu platform ile hem literatürdeki boşluğu dolduruyor hem de ülkemizdeki tüm hortikültürel terapi çalışmalarını görünür kılıyor, büyük bir kitleyi bir araya getiriyoruz. Amacımız, yapılan her çalışmanın sonuçlarını bilimsel verilerle paylaşarak, bu yöntemin standart bir "doğa reçetesi" olarak kabul edilmesini sağlamaktır. Bu mesleki disiplinin Türkiye'de kök salması için teorik bir altyapıya ihtiyaç vardı. Bu kapsamda kaleme aldığım "Hortikültürel Terapi: Tanımları, Modelleri ve Örnekleri" adlı kitabım, bu alanda Türkçe yazılmış öncül kaynaklardan biridir. Kitap; terapötik modellerden program yönetimine, belgeleme tekniklerinden oturum planlamaya kadar uygulamacıların ihtiyaç duyduğu tüm bilgileri içermektedir. Hem öğrenciler hem de klinisyenler için bir başucu rehberi niteliğinde olan bu eser, "bahçecilik" ile "terapi" arasındaki o ince ama kritik çizgiyi net bir şekilde ortaya koymaktadır
Doğa, bizim için sadece bakılacak bir manzara değil, içerisinde iyileşeceğimiz canlı bir laboratuvardır. Gelecekte, "doğa reçetelerinin" tıbbi bir zorunluluk olarak kabul edildiği, bahçelerin rehabilitasyonun merkezinde yer aldığı bir sağlık sistemine kavuşmak, toplumumuzun iyilik hali için bir gerekliliktir.