İspanya'nın Yeşil Burun Adaları karşısında yaşadığı puan kaybı, Portekiz'in Demokratik Kongo karşısında zorlanması, Belçika'nın Mısır'ı geçememesi, Fransa'nın Senegal karşısında uzun süre sıkıntı yaşaması tesadüf değil. Futbolun coğrafyası genişliyor, bilgi yayılıyor, organizasyon kalitesi yükseliyor ve küçük ülkeler artık büyük takımlardan korkmuyor.
Dünya Kupası'nın ilk mesajı budur... Oyuncu üretimi artık yalnızca büyük futbol ülkelerinin tekelinde değil...
İkinci mesaj daha çarpıcı... Sahada artık yıldızlardan çok sistemler konuşuyor.
Birçok takım; daraltılmış blok savunma, hücuma hızlı ulaşma, alan paylaşımı ve fiziksel disiplin konusunda üst düzey performans gösteriyor. Oyuncu kalitesi arasındaki farkı organizasyon kalitesi kapatıyor. Futbol giderek daha fazla teknik direktör ve planlama oyunu haline geliyor.
* * *
Dönüp Türk futboluna bakarsak. Dünya Kupası'nın bize anlattığı hikayeyle, yaşadığımız oldukça farklı...
Biz transfer konuşuyoruz, dünya oyuncu geliştiriyor... Biz teknik direktör değiştiriyoruz, onlar futbol aklı inşa ediyor... Biz günü kurtarmaya çalışıyoruz, diğerleri yılları kapsayan planlar yapıyor...
Dünya Kupası'nda mücadele eden ülkelerin önemli bölümü artık oyuncularını Avrupa'nın en iyi akademilerine gönderiyor. Federasyonlar veri analizine yatırım yapıyor. Oyuncu havuzlarını büyütüyor. Teknik adam eğitimine önem veriyor. Türkiye ise işi yokmuş gibi; yabancı sınırını tartışıyor.
Oysa futbolumuz, son yıllarda elde ettiği kısmi olumlu sonuca rağmen yapısal dönüşümü tamamlayamadı. Kulüpler ekonomik olarak kırılgan, altyapılar verimsiz, futbolcu yetiştirme sistemi sürdürülebilir olmaktan uzak.
Dünya Kupası sona erdiğinde Avrupa kulüpleri yine aynı soruları kendine soracak... Yetiştirme, ihraç etme, teknik adam geliştirme, veri üretimi...
Bizde varsa yoksa; “transfer”...
Yeni futbol düzeninde transfer sonuçtur, sebep değil...
Dünya Kupası'nın ilk haftası bize bir kez daha gösterdi ki futbol artık parayla değil, akılla kazanılıyor.
Türkiye'nin önünde iki yol var....
Birinci yol; her yaz yeniden heyecanlanıp her sonbahar hayal kırıklığı yaşamak.
İkinci yol; altyapıyı, eğitimi, planlamayı ve futbol aklını merkeze koymak.
Bugün Dünya Kupası'nı izlerken aslında geleceğimizi izliyoruz. Soru ise şu:
“Biz o geleceğin içinde miyiz, yoksa seyircisi olarak mı kalacağız?”