Belki de hâlâ öyle.
O tarlaya ekilen her tohum, sabırla büyütüldü, alın teriyle sulandı ve zamanı geldiğinde meyvesini verdi.
Bu şehirde futbol sadece oynanmaz; yaşanır, hissedilir, adeta bir karakter meselesine dönüşür.
Trabzon futbolu bilir.
Trabzonlu futboldan anlar.
Ve en önemlisi, Trabzon futbolu aklıyla oynar.
Bunu sadece saha içindeki başarılarla açıklamak eksik olur.
Çünkü Trabzon’un futbola kattığı değer, bir kulübün şampiyonluklarından çok daha fazlasıdır. Anadolu’dan yükselip İstanbul’un futbol saltanatına son veren Trabzonspor, aslında bir zihniyet devriminin adıdır.
“Biz de varız” demenin, hatta “Biz de yönetiriz” demenin en güçlü ifadesidir.
Bu şehir, üst üste şampiyonluklar yaşamış, nice yıldızlar yetiştirmiş, hatta futbol uğruna bedeller ödemiştir.
Futbola şehitler vermiş bir kulübün hafızasında sıradan başarılar yazmaz.
Orada mücadele vardır, inanç vardır, ruh vardır.
Ve bugün geldiğimiz noktada bir gerçeği daha görüyoruz,
Türkiye’nin Dünya Kupası sahnesine çıktığı her dönemde Trabzon’un izi var.
1954…
Türkiye’nin ilk kez Dünya Kupası’na katıldığı dönem.
O dönemde Futbol Federasyonu’nun başında Trabzonlu Hasan Polat var.
2002…
Dünya üçüncülüğü ile tarih yazdığımız o unutulmaz yıl.
Federasyonun başında yine Trabzonlu Haluk Ulusoy var.
Ve 2026…
Aradan geçen 24 yıl.
Uzun yılların ardından yeniden Dünya Kupası bileti.
Federasyonun başında bu kez yine Trabzonlu İbrahim Hacıosmanoğlu var.
Üç farklı dönem, üç farklı başarı, ama değişmeyen tek şey,
Trabzon imzası.
Bu bir tesadüf mü?
Elbette değil.
Bu; futbolu bilen, futbolu yaşayan ve futbolu doğru yöneten bir şehrin yansımasıdır. Trabzon’un futbol kültürü sadece sahada değil, masada da kendini gösterir.
Çünkü bu şehir, oyunun sadece oynanışını değil, yönetimini de çözmüştür.
Bugün Türkiye A Milli Futbol Takımı’nın yeniden Dünya Kupası’na katılacak olması hepimiz için büyük bir gurur.
Bu başarıda emeği geçen futbolculardan teknik heyete kadar herkes alkışı hak ediyor.
Ama aynı zamanda bu başarıyı mümkün kılan futbol aklını da görmezden gelmemek gerekir.
Trabzon işte tam da burada devreye giriyor.
Bir şehir düşünün,
Futbol onun damarlarında dolaşıyor.
Bir şehir düşünün,
Sadece oyuncu değil, yönetici de yetiştiriyor.
Bir şehir düşünün,
Her kritik dönemde sahneye çıkıyor.
Şimdi soruyorum,
Futbolu bilmek böyle bir şey değil mi?
Bugün bu başarıyı konuşurken, aslında bir gerçeği de kabul etmiş oluyoruz,
Trabzon, Türk futbolunun sadece geçmişi değil, aynı zamanda pusulasıdır.
Ve görünen o ki, bu pusula daha uzun yıllar yön göstermeye devam edecek.