Dünyaya Rezil Olduk…

Benim gibi çoğunuz seyrettiniz sanırım, Trabzon’da yapılan boks müsabakasında ring meydan savaşına döndü. Sandalyeler, yumruklar havada uçuştu…

Abone Ol

Bir dost aradı ertesi gün, “Seyrettin mi Gürsel abi” dedi. “Ben salonda idim, ne güvenlikten geçtik ne de bir güvenlik gördük! Salon içinde bir iki özel güvenlik o kadar…” dedi. Gittim sosyal medyada dolanan videoları tekrar seyrettim. Arkada koskoca “Spor Şehri Trabzon” yazıyor. Uzaktan plastik sandalye atıyorlar, demir gibi yumruklu Rus’a. Nasıl zarar vereceklerini düşünüyorlar ise?

Bu müsabaka da gördük ki, spor ahlak, barış falan değilmiş.

Bu Trabzonlu boksör genç çıkmış bir şeyler geveliyor basın huzurunda. Rus boksör ve etrafı tahrik etmiş salonu, falan filan…

Arkadaşım, bak ben sen doğmadan amatör bir kulüp olan Belediyespor’da beş sene başkanlık yapmış biriyim. Salon sporlarında 11-12 dalda 1000 lisanslı sporcusu vardı. Ayrıca başkanlık yaptığım Trabzon Belediyespor’da boks da bir ana daldı. Avrupa ve Dünya da nam salmış Bülent Ulusoy’lar, Selçuk Aydın’lar, Nazım Dalkıran’lar, Cahit Süme’ler, Davut Çınarlar benim sporcumdu. Sportmenlik asla Trabzonlu sporcuların defterinden çıkmazdı. Ufak tefek elbette sıkıntılar olurdu ama sporcu sporculuğunu bilirdi.

Bak bunu şunun için söylüyorum, kulüp başkanlığı yaptığım için raconu bilirim şeker kardeşim. Benim bildiğimi ilgilenen herkes bilir, ilk 3 raunt nakavt olmak onur kırıcı bir durumdur. Hele senin gibi kendine Türk Tankı diyen biri 2.ci rauntta nakavt oluyorsa bu daha büyük bir durumdur. Ya kendine böyle iddialı lakaplar kullanmayacaksın ya da hakkını verip ikinci rauntta nakavt olmayacaksın. Ve bunlardan daha önemlisi yenilgiyi hazmedemeyip 50 kişi ile bir kişiye öyle dalmayacaksınız etrafınla.

Şimdi hemen boksu bırak, onurunla git bir inşaatta çalış ya da limon sat.

Anladın mı genç kardeşim…

O SALON SİYASET KOKUYOR DA, YA BU SALON?

Geçenlerde Trabzon Ortahisar Belediyesi salonunda CHP bir toplantı yapmış, yandaş basın da bunu haber yapıp “Ah bunu Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ahmet Metin Genç yapsaydı zil takıp eleştirirdiniz, sakın bir daha salonlarınızı CHP’ye açmayın âlim Allah soruşturma konusu falan bile olabilirsiniz, çok ayıp ettiniz çokkk!” diye parmak sallıyor…

Hayır, tamam bir siyasi parti belediyenin salonunda siyasi bir toplantı yapmasını eleştir de “salonlar belediye etkinlikleri içindir, başka amaçla kullandırılamaz” demek ne?

Mesela geçen hafta AKP İl Danışma Kurulu toplantısı Hamamizade İhsan Bey Kültür Merkezi’nde yapıldı ki, salon ile aynı mahallede oturduğum için her gün rastlıyorum, sabah akşam AKP örgütleri burayı mesken etmiş durumda!

Yani AKP’li Büyükşehir salonlarını AKP’ye kullandırırsa sorun yok, CHP’li Ortahisar salonlarını CHP’ye kullandırırsa sorun var!

Ne diyeyim ben size, yandaşlıkta tavan yaptınız.

Helal valla…

GÜCÜNÜZ BU MU?

Sizde görüyorsunuz durumu, yazıklar olsun diyorum.

Kaç gündür hem çocuklar hem eşler hem işçiler perişan durumda. Güç böyle bir şeyse ve ezmek için böyle kullanılıyorsa Allah kimseye nasip etmesin, varsın yerin dibine girsin diyorum.

Madencilik zor zanaat, yerin kaç kat altında güneş görmeden sağlıksız zor ortamlarda çalış ve tek istediği maaşının düzgün verilmesi onu da şirket sahibinin paşa gönlüne bırak!

Onun paşa gönlü de, yıl 12 ay, sana sadece 2 ay maaş ödesin…

Kilometrelerce yol yürüyüp Ankara’ya bakanlığa seslerini duyurmak için gelmişler çünkü ilgili firma iktidarı arkasına almış, polis gücü ile şirkete yanaştırmıyor işçileri ama bakanlığa gidip bir yetkiliye dertlerini söylemeleri bile suç! Şirket patronu tek telefonla görüştüğü bakanlık yetkilisine maden işçisi ulaşamıyor. O kadar sopa da yemesine rağmen.

Türkiye de emeğin, alın terinin ve insan onurunun sermaye karşısında ne kadar ucuz olduğunun en taze, en acı örneğidir bu durum.

Ya arkadaş şu ülkede aklı başında, vicdanlı, merhametli bir Allah’ın kulu insan evladı kalmadı mı? Demiyor musunuz “Bu insanların emekleri çalınmış, gün yüzü görmeden yerin bilmem kaç metre altında çalışmışlar, verin adamların parasını…” Bunu diyemiyor mu bir iktidar yetkilisi? Sinirden oturduğum koltuğu dişleyeceğim, polisleri adamların üstüne salmak kaçıncı seviye bir deccallık? Hani hepiniz Müslümandınız? Hani daha geçen ay ilahiler eşliğinde oruçlarınızı tutmuş, fakirlerinde ihtiyaç sahiplerinin de dertlerini dinlemiştiniz?

Nasıl Başkanlık sistemi, mükemmel mi? Kararlar hızla alınıyor, her şey süper değil mi?

Türk Milleti verdiği oyların sonuçlarını apaçık görüyor, merak etmeyin…

PUTİN GİBİ OLABİLİYOR MUSUN?

Devlet politikasında asla taviz vermiyor Putin, kararlı ve tavizsiz.

Pikalova ve çevresindeki fabrikalarda çalışan binlerce işçi, aylardır maaşlarını alamıyormuş. İşçiler şehirlerarası yolu kapatmış, eylem yapmış. Sorunu Putin’in gelip çözmesini istemişler. Haber Putin’e gitmiş. Putin hemen krizi gerekçe göstererek işçilerine maaş ödemeyen patronları hizaya çekmiş. “Ya paralarını ödersiniz ya da fabrikalarınızı millileştiririm”, demiş. “Sizin bencilliğiniz ve cimriliğiniz beni buralara getirdi” diyerek hepsini azarlamış.

Cebinden, bütün şartları devlet tarafından belirlenmiş, bir anlaşma metni çıkarmış.

Uzatmış masa etrafındaki iş adamlarına.

Sonunu merak etmeyin, tıpış tıpış tüm işadamları anlaşmayı seve seve (!) imzalamışlar.

Var mı biz de bunu yapabilecek bir Reis?

Not: Pazartesi yazımda Doruk Madencilik Şirketi sahibi Selahattin Yıldız’ın 3 dönem AKP Milletvekilliği yaptığını yazmıştım, değilmiş. Adı ve soyadı aynı ama şirket sahibinin eski milletvekili ile alakası yokmuş! İsim benzerliği yani…

HIRÇIN DALGALAR GELİYOR…

Mevsim dönüşündeyiz, Karadeniz’in hırçın dalgaları geri dönüyor.

Sahilde sabahları yürüyüş yaparım, inanın yürümekte zorlanıyorum. Sert dalgalar sahili dövüp duruyor, deniz rengi epeydir sapsarı…

Bizim Ahmet Başkan’da ha bire denize dolgu yapıyor. Hadi onu geçtik birde merkezi hükümet ihalesi ile Havaalanı’na denizden dolgu başlayacak.

Ben her zaman söylerim gidin dünyanın neresine bakarsanız bakın, deniz kıyısına, nehir yatağına veya akarsu yatağına asla bina bile dikmezler. Yol falan yapmaları için resmen kafayı üşütmeleri gerekir.

Gel gör bizi, doldur babam doldur.

Sadece Trabzon mu dolgu ile hasbihal? Elbette hayır, Giresun da aynı, Rize de.

Hatta Rize’nin çoğu yaşam alanı dolgu, “denizi kara, karayı para” politikasının en güzel örneğidir Rize, dibi resmen su.

Yavaş yavaş Karadeniz kükremeye başladı, seyreyleyin siz gümbürtüyü şimdi.

Ben peşin söyleyeyim de testi kırıldıktan sonra faydası dokunmaz.

Deniz dolgularına, nehir yataklarına, akarsu güzergâhlarına yaptığınız yapılar eninde sonunda doğaya geri dönecekler. İsteseniz de istemeseniz de doğanın kuralı böyle.

Deniz kin taşır, elbet bir gün kendinden alınanları geri alır.

Bunu bil, sonuna razı ol…

ÜNİVERSİTELERİMİZİN DURUMU…

Uluslararası bir kurum açıklama yapmış 2026 Asya’nın En İyi Üniversiteleri sıralamasında Karadeniz’den hiçbir üniversite sıralamaya girememiş!

Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Artvin, Gümüşhane sıfır çekmiş.

Şaşırdık mı? Elbette, Hayır!

Bunlar Karadenizlinin Karadenizliye propagandasının yayın merkezi üniversiteler olmuşlar. Kendilerine ezberlettirilmiş masalları vatandaşa anlatıp dururlar. Sorsan adları üniversite.

Şimdi bu açıklanan tablodan utanırlar mı, “niye utansınlar ki” dediğinizi duyuyorum… Karadeniz’in gelişmiş bölgeler statüsünde olmadığının bir göstergesidir bu.

Bir eski Milli Eğitimci ile konuşuyoruz geçenlerde, diyor ki “eskiden liseyi başarı ile bitirenlerin yüzde sekseni İstanbul üniversitelerini tercih ediyorlardı. Şimdi yüzde 70’i yurtdışını hedefliyor…”

Türkiye ilk 100’e 4, ilk 200’e 7, ilk 300’e 14 toplamda ilk 500’de 29 üniversite sokabilmiş.

Bizim YÖK’de bir âlem, yurtdışında okuyan öğrencilere direk denklik için ilk 400 şartı koşuyor, gülsek mi ağlasak mı bilemiyorum…

Sevgili YÖK, sende hakikaten surat yok. Ya arkadaş bir baksana aynaya, bir sorsana kendine “ben neyim de bu şartı koşuyorum” diye.

Türkiye’yi elbirliği ile yanlış Batılaşmış bir İslam ülkesi haline soktunuz ya, ne diyeyim ben size…

BİR GÜVEN PASTANESİ VARDI…

Eskiler iyi bilir, Meydan’da Kalepark Orduevi yolu üzerinde (Güzelhisar Caddesi) bir Güven Pastanesi vardı. Pastanenin sahibi Ali Amca (Ali Haydar Akay) müthiş bir adamdı. Komşumuzdu, karşısındaki eski Erzurum Oteli’de rahmetli babama ait.

Ali Amcanın oğlu Gündüz abi de Trabzon unutulmazları arasında idi, tulumu ile Rize maçlarında amigoluk yapmasını unutmayız. Ama asıl bu pastanenin ürünleri unutulmazdı.

Mesela siz hiç bu pastanenin sıcak poğaçasını, laz böreğini, sıcak sütünü, teneke kutularda biskotlarını, mis gibi paskalya çöreğini, bir kasesi asla sizi kesmeyen supanglezini, sup ’unu, saç örgülerini, üzümlü keklerini, anzer ballı kaymaklı sabah kahvaltılarını, dondurmasını, limonatasını, kremalı pastalarını, piramitini, pandispanyasını, tatlı ve tuzlu kuru pastasını tatmadınız mı?

Hiçbir pastane de rastlamadığım bardakta yoğurt sadece burada idi.

Bunların hepsi Ali Amcanın yeğeni pastanenin ustası Ertuğrul abinin hünerli ellerinden çıkardı. Gündüz abinin şavrolesi, Ali amcanın av maceraları anlatmakla bitmez.

Allah hepsine gani gani rahmet etsin.

Hiç biri şimdi hayatta değil, onların çocukları, torunları da bu geleneği devam ettirmedi.

Güven Pastanesi sahipleri gibi öldü gitti işte…

Bugün yaşı 40-50’nin üstünde olanlara bir nostalji yapalım dedik.