Süper Kupa’da alınan ağır mağlubiyet Trabzonspor camiasının yüreğini sızlatmıştır. Buna kimsenin itirazı yok. Futbol konuşulur, yönetim eleştirilir, teknik kararlar tartışılır. Sahadaki her yanlış masaya yatırılır.
Ama iş bir başkanın ailesine, hele hele annesine ağza alınmayacak sözler söylemeye geldiyse, orada artık durmak gerekir. Çünkü o noktada mesele ne skor olur ne kupa… O noktada mesele ahlaktır, terbiyedir, insanlıktır.
Kendini Trabzonsporlu gibi gösterip sosyal medyada Başkan Ertuğrul Doğan’ın ailesini hedef alanlar şunu iyi bilsin: Trabzon’un mayasında ana-babaya saygı vardır. Bu şehirde öfke de olur, isyan da… Ama aile kutsaldır. Eleştirinin de bir edebi, öfkenin de bir sınırı vardır. O sınırı aşan, bordo-maviyi temsil etmez; kendi karanlığını, kendi seviyesizliğini sergiler.
Trabzonspor büyük kulüptür. Büyüklük sadece kupayla, başarıyla ölçülmez. Zor günlerde duruş göstermekle ölçülür. Bu camia yenilgiyi de bilir, ayağa kalkmayı da… Ama namertliğe, çirkinliğe, aile üzerinden saldırıya asla geçit vermez. Hukuk gereğini yapar, yapacaktır. Kimliğini klavyenin arkasına saklayanlar er ya da geç hesap verir. Ama asıl mahkeme Trabzon’un vicdanıdır. Ve o vicdan şunu açıkça söyler: Trabzonspor’un çizgisi bellidir. Sahada kaybedilir, mücadele eleştirilir; ama karakter asla kaybedilmez.
BİR TEK CHİBUİKE İLE BU İŞ OLMAZ
Süper Kupa’da Galatasaray’dan yenen dört gol sadece tabelaya yazılmadı; Trabzonspor’un eksiklerini de kalın harflerle ilan etti. Savunma delik deşik, kenarlar suskun, oyun aklı kayıp. Futbol bazen acımasızdır; aynayı yüzünüze tutar, makyajı siler. Bordo-Mavili takım o maçta sadece kupayı değil, “hazırız” iddiasını da kaybetti.
Ara transfer başladı başlayalı ses yok. Yönetim Chibuike Nwaiwu’nun peşinde ama bu yangın tek kovayla sönmez. Fatih Hoca’nın cümleleri net: sağ bek, sol bek, kenar oyuncusu… Acil. Çünkü modern futbol kenarlardan akar, bekler hücumun anahtarıdır. Orta saha nefes ister, santrfor özellikli bir 10 numara oyuna akıl katar. Bütçe uygunsa değil; doğruysa alınır. Çünkü ucuz çözüm pahalıya patlar.
Trabzonspor’un ihtiyacı isim değil, denge. Transfer vitrin değil, tamir işidir. Chibuike ile olur mu? Olmaz. Bu takımın yarası derin, pansuman yetmez. Taraftar sabırlı ama futbol affetmez. Doğru adım şimdi atılmazsa, sezon sonra “keşke” ile biter. Futbol, zamanında yapılan işi sever. Zaman geçince, iş de geçer.
BORÇLA BÜYÜK OLUNMAZ, AKILLA AYAKTA KALINIR
Sahada rekabet sürer… Ama futbolun asıl maçı, bilançoda oynanır.
Tribün coşkusunu satın alabilirsiniz. Manşeti, algıyı, gürültüyü de…
Ama borcu alkışla kapatamazsınız. Rakamlar soğuktur. Ama gerçeği en net onlar söyler. Türk futbolunun “4 büyük” borç tablosu önümüzde duruyor:
Trabzonspor: 3 milyar 698 milyon TL
Fenerbahçe: 28 milyar 710 milyon TL
Beşiktaş: 22 milyar 531 milyon TL
Galatasaray: 24 milyar 300 milyon TL
Şimdi soralım:
Büyüklük nedir?
Çok harcamak mı?
Çok bağırmak mı? Yoksa borcun altında ezilmeden ayakta kalabilmek mi? Trabzonspor’un hikâyesi, işte tam burada başlar. Yıllarca borcun gölgesinde yürüdü bu kulüp. Banka kapılarında beklenen günler oldu. Temlikler, ipotekler, transfer tahtaları konuşuldu. Paralarını alamayan yabancı futbolcuların CAS dosyaları masaya dizildi.
Kolay mıydı? Değildi. Ama bir şey yapılmadı: Pes edilmedi. Sekiz yıldır kulübün içinde olan Başkan Ertuğrul Doğan, popülizmin kısa yolunu değil, aklın uzun yolunu seçti. Günü kurtaran hamleler yapmadı. Manşetlik transferlere değil, sürdürülebilirliğe oynadı. “Bugün alkış alayım” demedi, “yarın ayakta kalalım” dedi.
Ve bugün… O sabrın, o sessiz mücadelenin meyveleri alınmaya başlandı.
Trabzonspor artık borcun esiri değil. Borcunu yöneten bir kulüp.
Masada ezilen değil, Masada hesabını bilen bir Trabzonspor var artık.
Futbol sadece skor değildir. Şampiyonluk kupası kadar değerlidir iflas etmeden ayakta kalabilmek. Bazen en büyük galibiyet, tabelada değil; muhasebe defterindedir. Trabzonspor’un gerçek başarısı tam da burada yazıyor. Sessiz… Derin… Ama çok okkâlı. Ve bilinmeli ki: Borçla büyüyenler bir gün küçülür. Akılla direnenler ise zamanı gelince kazanır. Trabzonspor bugün tam olarak bunu yapıyor.
ÇİN SEDDİ’NDE BORDO-MAVİ BİR İMZA
Bazı sevdalar pasaport sormaz.
Bazı renkler vizeye takılmaz.
TÜRKSAT’ın satın alma direktörü, hemşerimiz Baykal Yaylı, iş için gittiği Çin’de bunu bir kez daha gösterdi. Çin Seddi’nin yaklaşık 1.525 metre yüksekliğindeki en tepe noktasında Bordo-Mavi atkıyı açtı ve o cümleyi söyledi: “Bize her yer Trabzon.”
O an, sadece bir fotoğraf karesi değildi.
O an, Karadeniz’in rüzgârı Uzak Doğu’ya çarptı.
O an, Trabzonsporluluk bir kez daha coğrafya tanımadığını ilan etti.
Trabzonspor sevgisi; statla sınırlı değildir, şehirle de.
Dünyanın neresine giderseniz gidin, yüreğinizde taşıyorsanız orası Trabzon’dur. Çin Seddi’nde açılan o atkı şunu hatırlattı: Bazıları takımı tutar… Bazıları ise takımını taşır. Ve belli ki Baykal Yaylı, Bordo-Mavi’yi sadece kalbinde değil, dünyanın çatısında da gururla taşıyanlardan.
Kısaca söyleyelim: Çin Seddi’ne çıkmak marifet… Ama oraya Trabzon yazabilmek, ayrı bir duruş meselesi.
İSTANBUL’DA BİR MASA TÜRKİYEDE BİR GERÇEK
İstanbul’da kurulan bir masa bazen sadece sandalye sayısından ibaret değildir. O masanın başında Ariana Holding Grup Başkanı, Kelkit’in başarılı iş insanı Murat Akın varsa, konuşulan her başlık biraz daha ciddiyet kazanır. Murat Akın, Amerika ve Asya’daki güçlü ortakları Muradyan Ailesi ile Rochit Rockefeller ailesini İstanbul’da bir araya getirdi. Konu netti, mesaj güçlüydü: Türkiye’ye yatırım.
Bu buluşmanın satır aralarında Murat Akın’ın yıllara dayanan iş tecrübesi, güven veren duruşu ve uzun vadeli bakışı vardı. Murat Akın, Türkiye’nin üretim gücünü, genç potansiyelini ve stratejik konumunu yabancı ortaklarına rakamlarla değil, vizyonla anlattı. Laf kalabalığı yapılmadı; Murat Akın’ın sözleri kadar bakışları da konuştu.
Bazı toplantılar sadece haber olur. Bazıları ise iz bırakır. Murat Akın’ın İstanbul’da kurduğu bu masa, iz bırakacak olanlardan. Çünkü Murat Akın iyi bilir: Yatırım sadece parayla gelmez; güvenle, inançla ve doğru insanlarla gelir. Ve belli ki o inanç, bu masada Murat Akın sayesinde fazlasıyla vardı.