Eleştiri Eşiği

En büyük sorunlarımızdan biri… Karşımızdaki insanın “eşiğini” bilemediğimizden dolayı zaman zaman hiç de istenmeyen olaylara neden olabiliyoruz. Belki ölçüyü kaçırdığımızdan…

Abone Ol

Belki de eleştirdiğimiz insanın, eleştiriyi saldırmakla karıştırdığından…

Fakat ne olursa olsun, yaşadıklarımızdan öğrendik ki eleştirmeyi de bilmiyoruz, dinlemeyi ve cevap vermeyi de…

TDK sözlüğü, “bir insanı, bir eseri, bir konuyu doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek amacıyla inceleme işi, tenkit” diye açıklamış.

***

Nedense “ağrı eşiği” geldi aklıma…

Vücudumuza uygulanan fiziksel bir uyarının “acı” olarak algılanmaya başladığı…

Ağrı hissinden acı hissine geçiş noktası…

Bu his; genetik, yaş, cinsiyet ve psikolojik faktörlere bağlı olarak farklılık gösterebiliyor.

Tıpkı “eleştiri eşiği” gibi…

Bunu, “sözlerin acı vermesi” şeklinde düşünüyorum.

Cümle içlerine sakladığımız zehirli oklar hedefine ulaştıkça karşımızdakinin de sabrı azalıyor, yüzü kızarıyor ve bazen kendisinden beklenmeyen(!) tepkiler verebiliyor.

***

Eleştirmeyi bilmiyoruz, dinlemeyi de…

Bir ara moda olan “ben dili” de unutuldu sanki…

İletişim becerilerimiz kitaplarda kaldı, öğrendiklerimizi bir başka bahara saklıyoruz.

İki kişi bir araya gelince ne konuşabilir ki?

Birbirlerini eleştirme” konusu gündemlerinde bile yokken bir bakmışsınız ilk sıradaki yerini almış, ses tonları yükselmiş, bir kavga öncesi atışma sahnesi yaşanmaktadır.

***

Ne demişti Bilge Lider Aliya İzzetbegoviç: Ben olsam, Müslüman Doğu'daki tüm okullara 'eleştirel düşünme' dersi koyardım.

Fakat bu dersi koymayacaklarının da altını çizmiş çünkü Müslümanları yönetenlerin idam fermanı olacağını ifade etmişti.

Ortaokul ve liselerde 2023-2024 Eğitim Yılı itibarı ile beş üniteden oluşan “Düşünme Eğitimi” dersi okutuluyor. Bu, geç kalınan bir çalışma olsa da olumlu bir adım şeklinde görülebilir.

Fakat eleştirel düşüncenin, ilkokuldan itibaren verilmesi gerekmektedir.

Hani “ağaç yaşken eğilir”di…

Okulda “etkilenen” çocuk, evde de bu gelişimi sürdürebilir.

***

Eleştirel düşünce, okullarda geç kaldığı ve aile içinde de yeterince öğretilmediği için… Sürekli olumsuzluk arama, kusur bulma şeklinde anlıyoruz eleştiriyi.

Oysa bilgiyi olduğu gibi kabul etmeyip, kanıta dayalı bir yaklaşımla değerlendirmeliydik.

O zaman gereksiz alınganlıklar, kavgalar olmaz; durduk yerde ilişkiler arasına kalın duvarlar örülmezdi.

Anlatmak da anlamak kadar önemli…

***

Çok çok gereksiz sayılabilecek konulara giriyoruz!

Sen biraz kilo mu aldın?”

Çok dalgın gördüm seni!”

Rengin de solmuş, hasta filan olmayasın!

Diyelim ki kilo almış ya da hastalanmış…

Diyetisyen mi bulacaksın, derdine çare mi olacaksın?

Konuşulacak onca konu varken niçin dar bir alana sıkışıyorsun?

Fakat tüm bunlar hafızamızla ilgili…

Zamanın keyfini çıkaracak ne var ki orada?

Ne koydun ki ne bulasın” derlerdi eskiler…

***

Eleştirel düşünceyi öğrenmek öyle sanıldığı kadar kolay olmayacak.

Toplumsal değişimler en az üç nesil ister, belki üç nesil daha…

Fakat bizler burada da sabırsızız.

İstiyoruz ki okulda dersini aldığı gün değişim başlasın.

Bunun daha ailesi var, sosyal medyası, mahallesi…

Öğretmenlerin eğitimi…

Belli ki uzunca bir süre daha hemen herkesin canı yanacak eleştiriden…

Uykular kaçacak, moraller bozulacak, yüzler kızaracak…

En kolayı, bu işi öğrenmemek!

Fakat en iyisi, işin özünü kavrayıncaya kadar kimseye yüklenmemek.