İnsan, sevdiği ve değer verdiği şeyleri eleştirir; Daha iyiye, daha doğruya, daha güzele ulaşmak için...
Yergi ise teşhirin peşindedir. Yanlışı düzeltmekten çok, yanlış yapanı küçültmeyi hedefler.
Düşünceye değil şahsa yönelir; fikri değil, sahibini yaralamaya meyleder.
Bu yüzden yerginin dili keskinleştikçe, hikmetin sesi kısılır.
Elbette her sert söz yergi değildir. Bazen zaman, gerçeği yüksek sesle söylemeyi mecbur kılar.
Lakin en ağır tenkitlerde bile insafın dili korunuyorsa, orada eleştirinin asaleti vardır.
Çünkü doğrunun muhafızı öfke değil, adalettir.
Bugün insanlar, kendilerine yöneltilen her itirazı düşmanlık sayarken, bazıları da aşağılamayı cesaret, incitmeyi ise dürüstlük zannetmektedir.
Hâlbuki sözün de bir ahlâkı vardır.
Bir insanı susturmak kolaydır; fakat onu düşünmeye sevk edecek cümleyi kurmak, çok daha büyük bir maharet ister.
Belki de mesele, ne söylediğimizden evvel niçin söylediğimizdir.
Eğer niyetimiz bir gönlü onarmaksa, eleştirinin dili bizi güzele yaklaştırır.
Maksat, karşıdakini küçültmek ve alkış toplamaksa, söz yergiden çıkıp kitlesel imha silahına dönüşür.
Zira bazı cümleler duvar örer, bazıları ise pencere açar. Eleştiri, iyiye ve doğruya açılan bir pencere olabildiği müddetçe kıymetlidir.
Sözü tartmadan söylemek, gittiği yeri yakıp yıkıp talan eder çünkü...
Saygı ve Muhabbetle