EN İYİ SULTAN

Abone Ol

 
Selçuklu veziri Nizamülmülk ünlü Siyasetnamesi’nde şöyle diyor: “En iyi sultanlar alimlerle düşüp kalkanlar, en fena bilginler de padişahlarla birlikte olanlardır.”
 
“Sultanlar” günümüzde bütün yöneticileri kapsayan bir kavramdır. Ülkeyi yönetenler, bilim adamları ile ne kadar düşüp kalkarlarsa, yöneticilikte o kadar başarılı olurlar. Yöneticilerin bilim adamlarına itibar etmeleri ve onların bilgilerinden yararlanarak yöneticilik becerilerini geliştirmeleri, onların, toplum nezdinde istenen kimseler olmalarına neden olur. Günümüzde bu durum çok da uygulanıyor görünmemektedir. Oysa yöneticilerin bilim adamları ile düşüp kalkmaları, yöneticilerin bilim adamlarının bilgilerinden istifade etmeleri, yöneticiliğin liderce olabilmesinin en kestirme yollarından biridir. Çağımızın yöneticilik anlayışı, liderce yönetime dönüşmüş görünmektedir. Daha doğrusu liderce yönetim sergileyemeyen yöneticilerin başarısız olmaları kaçınılmazdır. Yöneticilerin bilim adamlarıyla düşüp kalkmaları, onların bilim adamlarından yararlanmaları ne kadar iyi ise, bilim adamlarının yöneticilerle düşüp kalkmaları da o kadar kötüdür. Bilim adamlarının yöneticilerle düşüp kalkması demek, onların yöneticiler karşısında el pençe divan durmaları anlamına gelir. Böyle bir duruş ne bilimin haysiyetine ne de bilim adamının otoritesine uygun düşer. Bilim adamının, yöneticinin karşısında el pençe divan durması, bilim adamının bilimselliğine zarar verir. Bilim adamı, bilimin otoritesini hiçbir güç ile paylaşamaz. Bilim, günümüzde toplumun “ortak aklı” olabilecek bir güç olarak değerlendirilmelidir. Ama bilim asla kutsanmamalıdır.
 
Yöneticiler, bilimi gündelik menfaatler için kullanmaya başladı mı, artık ne bilim kalır, ne de yönetim.
Bilimi güncel menfaatler için bir araç olarak kullanan bilimciler, öncelikle bilime ihanet ediyorlar. Bilimin gücünü, gündelik menfaatler uğruna harcayan insanların da bilim insanı olmaları tartışılır. Bilimin günlük siyasi tartışmaların konusu yapılması ve bilim insanlarının günlük siyasi uygulamalarda birilerine “alet” olması, bilimin saygınlığını tartışılır hale getirir. Günümüzde maalesef, Nizamülmülk’ün “fena bilginler” diye tanımladığı bilim adamları daha çok revaçtadır. Bu da yönetimin bilimselliğini tartışılır hale getirmektedir.
 
Yönetim bir taraftan teorik bilgilerden oluşur, bir taraftan da sanat boyutu vardır. Yani yönetim hem bilim hem de sanattır. Bilimsel yönü işin teorik alt yapısını oluşturur. İşin uygulama biçimi de sanat yönünü oluşturur. Yönetimin bu özelliğinden dolayı, yöneticilerin bilim insanları ile düşüp kalkmaları ve bilimsel uyarılarına dikkat etmeleri, onların başarılarını artırır. Aksi halde işin bilimsel boyutu aksak kalır. İşin uygulama boyutu da önemlidir. Ama ne yazık ki, bilgili olmak her zaman uygulamada başarılı olmak anlamına gelmiyor. Burada önemli olan, yöneticilerin işin teorik yönünden de haberli olmaları ve teorik bilgilerin uygulamaya geçirilmesini sağlamaktır. Bilim insanının en temel özelliği, bilimi “ortak aklın” bir aracı olarak kabul edip, ilgilileri bilimsel bulgularla uyarmak olmalıdır. Yöneticiler bilim ve bilimsel bulguları bir yol gösterici olarak kabul etmelidir. Eğer bilim ve bilimsel bulgular, yöneticilerin hatırını dikkate alarak sunulursa bu durumda bilim adamı yöneticinin önünde el pençe divan durmaya başlamış demektir. Bu durumdan da ne bilim adamı ne de yönetici kazançlı çıkar.
Her yönetici bilim insanlarıyla işbirliği içinde olmalı, ama son sözü bilimsel bulgular vermelidir. Bilimin ortaya koyduğunun tam tersi bir uygulama, geçici bir süre sonuç vermiş gibi görünse de, uzun süre istenilen olumlu sonucun ortaya çıkması mümkün değildir.
 
Nizamülmülk’ün dediği gibi, bize el pençe divan duran bilim adamları değil, bilim adamlarıyla hemhal olan yöneticiler lâzımdır.