Eşikte Durma

Hayat, bir eşikten geçerek başlar. Bir kapı aralanır, bir nefes içeri dolar ve insan, görünmeyen bir sınırı aşarak dünyaya adım atar. O an, ne kapıyı hatırlarız ne eşiği… Ama aslında her doğum bir geçiştir; bilinmeyenden bilinene, karanlıktan ışığa…

Abone Ol

Kapı eşikleri küçücük görünür.
Taştan, ahşaptan, mermerden yapılmış basit bir çizgi gibi dururlar. Oysa her eşik iki âlemin arasındadır. Ne tam içeridedir ne dışarıda. İşte insanın yaratılışı da böyledir. Ruh ile beden arasında, toprak ile gökyüzü arasında bir eşikte durur insan. Bir ayağı maddede, bir ayağı manada…

Bir bebek ilk adımını attığında, evin eşiğinde tökezler belki.
Annesi “Yavaş” der, babası gülümser. O küçücük adım aslında insanın varoluş hikâyesinin özetidir: Düşe kalka öğrenmek... Yaratılış kusursuzluk değil; öğrenmeye açık bir yolculuktur.

Toprağa bak.
Bir tohum karanlığın içinde yönünü nasıl bulur? Kim ona yukarıyı gösterir? Kim “Işığa doğru büyü” der? İşte o görünmeyen çağrı, yaratılışın sırrıdır. İnsan da böyledir. Karanlığa düşse bile içinde hep yukarıyı bilen bir taraf vardır. İyiliğe meyleden, merhamete yönelen, umudu seçen bir taraf…

Eşikler sabırlıdır.
Üzerinden kaç hüzün geçse de yerinden oynamaz. Kaç bayram sabahı görse de şımarmaz. Çünkü bilir ki hayat geçiştir. İnsan bir kapıyı kapatır, bir başkasını açar. Bir şehirden çıkar, başka bir hayale girer. Her seferinde yeni bir eşik vardır önünde.

Belki de yaratılışın en derin anlamı budur…
İnsana eşiklerden korkmaması öğretilir. Çünkü her eşik bir son değil; bir başlangıçtır.

Bazen vedaların en ağırı kapı eşiğinde yaşanır.
Bir valiz hazırlanır, gözler dolar, adım atılır… O an insanın kalbi ikiye bölünmüş gibidir. İşte yaratılış tam da burada devreye girer. Kalbin içindeki o görünmeyen kuvvet fısıldar: “Yolun var. Gitmen gereken yer var. Sen yürümek için yaratıldın.”

Gökyüzüne bakınca bulutların arasından süzülen ışık,
bir çocuğun gülüşü,
bir annenin duası…

Hepsi aynı hakikati anlatır: Var olmak bir tesadüf değildir.

İnsan bazen kendi eşiğinde bekler.
Kararsız, yorgun, korkulu… Adım atsa değişecek, atmasa kalacak. Ama yaratılış ona cesareti de vermiştir. Kalbine yerleştirilmiş o ince sezgi “İlerle” der. Çünkü hayat durağanlık değil, geçiştir.

Bir ev düşün…
Kapısı açık, eşiği aşınmış. Yıllar boyunca nice çocuklar büyümüş orada, nice dualar yükselmiş göğe. O eşik, sadece taş değildir; hatıraların muhafızıdır. İnsan da böyledir. Yaratılışın eşiğinde taşıdığı hatıralarla olgunlaşır.

Belki de hayat dediğimiz şey,
her gün yeni bir eşiği fark edebilmektir.
Sabah uyanmak bir eşiktir…
Affetmek bir eşiktir…
Vazgeçmek bir eşiktir…
Yeniden başlamak ise en büyük eşik…

Ve insan her seferinde biraz daha büyür.

Çünkü yaratılış, yalnızca dünyaya gelmek değil,
her gün yeniden doğabilme kudretidir…

Belki de hayat dediğimiz şey,
eşikleri korkmadan, hissederek, şükrederek ve severek geçebilmektir.