Üstelik bu tablo, sadece bir puan cetvelinden ibaret değil. Bu tablo, bir değişimin sonucu.
Alternatif yoktu, çözüm üretildi
Sezonun belirli dönemlerinde Trabzonspor kadrosuna baktığınızda…
Evet, kaliteli oyuncular vardı. Ama o kaliteyi sürdürülebilir kılacak alternatif derinliği yoktu.
Kulübe zayıf… Rotasyon sınırlı… Bazı bölgelerde neredeyse “tek opsiyon” vardı.
İşte tam bu noktada devreye giren bir isim oldu: Fatih Tekke…
Bu bir taktik değil, dokunuş meselesi
Fatih Tekke’nin farkı sadece diziliş değil… Bu bir “dokunuş”. Oyuncunun kendini değerli hissetmesi… Sahada ne yaptığını bilmesi… Kendi sınırlarının üstüne çıkması…
Trabzonspor’da birçok oyuncunun performans grafiği bu süreçte yukarı çıktı. Daha önce eleştirilen isimler… İstikrarsız görülen oyuncular… Bir anda değil, doğru yönetimle yükseldi.
Bugün gelinen noktada, Trabzonspor o psikolojik eşiği aşmış durumda.
Zor deplasmanlardan puan çıkaran… Oyununu kabul ettiren… Skoru koruyabilen bir takım var artık.
Bu da doğrudan teknik dokunuşun sonucu.
Yönetim detayı: Doğru zamanda doğru karar
Burada bir parantez de açmak gerekiyor. Teknik direktör tercihleri, kulüplerin kaderini belirler.
Trabzonspor yönetimi, Fatih Tekke konusunda geri adım atmadı. Eleştiriler oldu… Sorgulamalar oldu…
Ama o süreçte hocaya duyulan güven, bugünkü tablonun en önemli yapı taşlarından biri.
Bütçeler konuşur, saha cevap verir
Bugün Süper Lig’de üç büyük takımın bütçelerine baktığınızda… Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşktaş…
Bu üç kulübün ekonomik gücü ile Trabzonspor’un imkanlarını kıyasladığınızda… Ortaya çıkan tablo daha da anlam kazanıyor. Çünkü Trabzonspor, daha sınırlı imkanlarla, daha büyük bir yarışın içinde.
Türk futbolunun ezberi: Aynı isimler, aynı şans…
Hüseyin Çimşir neden dışarıda?
Türk futbolunda bir düzen var…
Ama bu düzen saha içinde değil, saha dışında işliyor.
Bir kazan düşünün.
Kaynar durur.
İçine aynı isimler atılır.
Ve ne zaman bir kulüp teknik direktör arasa, o kazana bir kepçe daldırılır…
Ama ne hikmetse, o kepçe her seferinde aynı isimleri çıkarır.
Başarılı olsa da olmasa da…
Takım düşürse de, düşürmese de…
Futbol adına bir şey koysa da koymasa da…
Bazı isimler hep oradadır.
Ve hep iş bulur.
Bugün Süper Lig’e baktığınızda;
Emre Belözoğlu,
Volkan Demirel,
Çağdaş Atan gibi isimler…
Defalarca şans buluyor.
Yeniden, yeniden ve yeniden…
Ama aynı kazanın içinde olmayanlar da var.
Trabzon’un içinden çıkan bir değer: Hüseyin Çimşir
Hüseyin Çimşir…
Bu şehrin çocuğu. Trabzonspor formasını terletmiş bir isim. Sadece futbolcu olarak değil, teknik ekipte de görev almış… En kritik dönemlerde, en zor süreçlerde kulübe hizmet etmiş bir karakter. Ama mesele sadece bu da değil… Hüseyin Çimşir, futbolu sadece oynayan değil,
okuyan adamlardan biri. Oyuncu izleme konusunda… Doğru profili bulma konusunda…
Sisteme uygun oyuncu seçme konusunda… Trabzonspor’un son yıllarda yaptığı bazı nokta transferlerde onun katkısını bilen bilir. Alexander Sörloth… Caleb Ekuban… Anthony Nwakaeme
Bu oyuncuların Trabzonspor’a kazandırılma süreçlerinde arka planda ciddi bir emeği vardır.
Peki sorun ne?
Asıl soru şu:
Hüseyin Çimşir neden bir takımın başında değil?
Neden bir projede yer almıyor? Neden bir kulüp ona “gel, bu takımı sen kur” demiyor?
Daha da sert soralım… Hüseyin Çİmşir’in Trabzonlu olması mı onun dezavantajı?
Trabzon’un en büyük paradoksu
Trabzon, kendi değerini en geç fark eden şehirlerden biri. Dışarıdan geleni baş tacı eder,
içinden çıkanı ise daha kolay harcar. Bu sadece futbolda değil,
hayatın her alanında böyle. Ama futbolda daha acı… Çünkü burada sadece bir kariyer değil,
bir emek görmezden geliniyor.
Bir şans meselesi değil, bir sistem meselesi
Hüseyin Çimşir’in bugün bir takım çalıştırmıyor olması “şanssızlık” değil.
Bu bir sistem meselesi. Çünkü bazı teknik adamlar için kapılar her zaman açık… Bazıları için ise hiç açılmıyor.
Belki de en büyük eksik: cesaret; Kulüpler artık risk almıyor. Aynı isimlerle devam etmek daha güvenli geliyor. Ama unutulan bir şey var: Futbolda gelişim, hep aynı isimlerle değil, yeni akıllarla olur.
Son söz
Hüseyin Çimşir bugün bir takımın başında olmayabilir. Ama bu onun yetersizliğini değil, Türk futbolunun ezberini gösterir. Ve o ezber değişmediği sürece…
Kazan kaynamaya devam eder, kepçe aynı isimleri çıkarır. Ama o kazanın dışında kalan gerçek değerler
hep bekler…
Sessizce, sabırla…
Şampiyonluk hesapları yeniden yapılıyor
Artık kimse bu ihtimali görmezden gelemiyor.
Trabzonspor sadece yarışın içinde değil…
Şampiyonluk ihtimalinin de tam ortasında.
Çünkü, Fenerbahçe’nin kayıpları, Trabzonspor’un seri galibiyetleri, yeni ihtimaller. Son haftalarda puan kayıpları yaşayan Fenerbahçe… Yarışı iki takımdan çıkarıp üç takımlı bir senaryoya dönüştürdü. Ve o senaryoda artık Trabzonspor da var.
4 Nisan kırılma maçı
Gözler şimdi tek bir tarihe çevrildi: 4 Nisan…
Trabzonspor ile Galatasaray karşı karşıya gelecek.
Bu maç… Sadece bir lig karşılaşması değil.
Bu maç, şampiyonluk senaryolarının yeniden yazılacağı bir eşik.
Üçlü yarış yeniden şekilleniyor
Her ne kadar Galatasaray’ın bir maçı eksik ve puan avantajı bulunsa da…Önünde zorlu bir fikstür var.
Trabzonspor deplasmanı, Fenerbahçe ve kritik dış saha karşılaşmaları
Bu süreçte alınacak her puan kaybı… Dengeleri tamamen değiştirebilir.
Tribünler yeniden inandı. Belki de en önemli değişim burada… Taraftar yeniden inanıyor.
Şampiyonluk kelimesi artık, fısıltıyla değil, yüksek sesle konuşuluyor.
Son söz
Fatih Tekke’nin dokunuşu, sadece bir oyun değişimi değil…Bir inanç dönüşümü.
Ve o inanç…
Bugün Trabzonspor’u sadece üçüncülüğe değil, şampiyonluk ihtimalinin merkezine taşıdı.
Şimdi soru şu: Bu hikâye sadece bir çıkış mı, yoksa bir zaferin başlangıcı mı?