Çünkü bu maç yalnızca bir Karadeniz derbisi değildi. Bu maç, mücadelenin ve hatıranın birleştiği bir akşamdı.Fatih Tekke’nin sahaya sürdüğü Trabzonspor’da ilk göze çarpan şey taktikten önce bir karakter meselesiydi. Oyuncuların sahadaki davranışı, topu kaybettikten sonra geri dönüşleri, ikili mücadelelerdeki sertliği bize şunu gösterdi:
Bu takım yavaş yavaş yeniden mücadele refleksini hatırlıyor. Çaykur Rizespor’un direncine rağmen. Futbol sadece sistemle oynanmaz. Futbol biraz da ruhla oynanır. Trabzonspor yıllarca Türkiye’de tam da bu yüzden farklı bir kulüp oldu. Çünkü bu şehir futbolu sadece seyretmez; onu yaşar. Bunu yavaş yavaş sahaya yansıtıyor. Papara Park’ta yükselen sesin futbolculara verdiği enerji de tam olarak buydu.
Fatih Tekke’nin takımında bu maçta dikkat çeken bir başka detay ise sabırdı. Panik yapmadan, oyunun ritmini kaybetmeden ve doğru anı bekleyerek oynayan bir Trabzonspor vardı sahada. Bu, Tekke’nin futbol aklının sahaya yansıdığını gösteren önemli bir işaretti.
Ama bu galibiyetin içinde sadece futbol yoktu. O gece Trabzon futbolunun hafızasında derin bir yeri olan bir isim de sessizce hatırlandı: Orhan Hoca.
Futbolcuların hafızasında ayağına, yüreğine top değdiren, bu takımın futboluna emek veren o sessiz emekçilerden biri. Onlar manşetlerde çok görünmezler ama bu şehrin futbol karakterini onlar inşa eder. Küçük Orhan eşsiz anıların hiç unutulmayacak. Trabzonspor’un sahadaki gayretine bakınca insan ister istemez şunu düşünüyordu.
Bu şehirde bazı insanlar gider ama derin hatırası kalır. Belki de bu yüzden bu galibiyet sıradan bir galibiyet değildi. Bu galibiyet, bir takımın yeniden zirve yarışının iradesini küçük ama anlamlı bir işaretiydi.
Karadeniz fırtınası eski bir gerçeğini bir kez daha hatırlattı. Trabzonspor bazen güzel oynayarak değil, mücadelesiyle kazanır. Cumartesi akşamı Trabzonspor sadece Rizespor’u yenmedi. Bir ustayı da sessizce selamladı…