Birkaç gün önce TBMM de yaptığı basın toplantısında Gabar’da günlük 80 bin varil çıkarılacağını, yetmedi yine 710 milyar metreküplük Karadeniz doğalgazındaki kazancın başta emekliler olmak üzere tüm topluma refah payı olarak yansıtılacağının müjdesini verdi.
Ey emekliler duyun iktidarımızın sesini. Adamlar hep sizin için çalışıyor, çabalıyor. Nankör olmayalım ömrümüz yetişse zengin olacağız, inşallah ha gayret. Doğalgaz Karadeniz’de çok derinde biraz zor çıkıyor ama atlayacağız TOGG arabalarımıza ver elini İspanya, az kaldı.
17 milyon emeklimiz var. Günde 80 bin varilden bir ayda 2.4 milyon varil petrol ediyor. Giderleri çıksak her varilden 50 dolar kazansak emeklimize ayda 7 dolar düşer. Ayda 300 lira cepte. Hadi iyisiniz emekliler, güle güle kullanın.
Depoları fulleyin zam geliyor yeminle…
EPSTEİN DOSYASI, SUSMA SUSTUKÇA…
Bence dünya bir dönemeçte, bu dosyayı halı altına süpüremeyecekler.
Epstein dünyanın en mide bulandırıcı, en “yok artık” dedirtebilecek bir senaryosudur. Bunu biz Türkiye olarak iyi değerlendirmemiz gerekir. Sonuca bakıp dosya içindeki şahsiyetlere takılıp kalırsak büyük çarkı görmezlikten geliriz. Kavramların için boşalttılar, sapkınlığı “özgürlük”, çürümüşlüğü “sanat”, sömürüyü “yenidünya düzeni” diye pazarladılar. Hacivat Karagöz’deki gölgelerle bizi oyalarken dışarda gerçek çocukların, gerçek insanların hayatlarını kararttılar.
Diyeceksiniz ki, bu bir uluslararası dosya elimizden ne gelir? Dostlar, biz ülke olarak bu yapının Türkiye ayağını ortaya çıkarabilsek, dosyanın çevirisini belgedeki en can alıcı kısımları çözümleyebilsek ve bunu sadece ABD’nin iç meselesi gibi görmeyip hatta alelade bir magazin olarak görmezsek inanın yüzyılın işini yaparız.
Unutmayın, tarih boyunca istihbarat örgütleri hedefledikleri siyasileri, bürokratları ve bilim insanlarını kontrol etmek için zaaflarını kullanmıştır. Epstein adası da tam teşekkülü bir “kontrol odası” idi. O odalara yerleştirilen kameralar porno çekmek için değil, yarın öbür gün dünya ekonomisine veya siyasetine yön veren isimlerin önüne “ya dediğimizi yaparsın ya da kasetin çıkar” diyebilmek için oradaydı. Bence bir düşünün bakalım, bir ülkenin başkanı, dev bir şirketin CEO’u veya Nobel ödüllü bir bilim insanı neden oraya gider? Bir de tersinden bakalım meseleye, ya sistem en tepeye taşıyacağı isimleri bizzat seçip oraya götürüyorsa? Kontrol edemeyeceği temiz birinin o koltuklarda oturmasına izin verirler mi sanıyorsunuz? Asla. Önce adaya götür, suça bulaştır, boynuna tasmayı tak, ondan sonra “yürü ya kulum” de. Oraya giden biri sadece “kandırılmış” biri değildir artık, o kasetleri kasada tutulan, ipleri başkasının elinde olan atanmış bir kukladır. Bu yüzden konu kapanmamalı, üstüne gidilmelidir. “Kim ne yapmış?” değil, “Kim kimin elinde rehin?” sorusunu cevaplamamız gerek. Ben diyorum ki; bu olay “birkaç sapkın zenginin fantezisi” değildir.
Uyanık olalım SUSMAYALIM, olayın Türkiye ayağını çözelim kuklaları görelim…
OSMAN BEKTAŞ’I ANLAYABİLMEK…
Prof. Dr. Osman Bektaş Hoca konusunda uzmandır.
Son Trabzon 3.8’lik depremden çok önceleri Karadeniz’deki derin dip dalgalanmalarına dikkati çekmiş, uyarılarda bulunmuştu. Uyanık olun diyordu. Bu kez deniz dolgusu üzerine fore kazıklarla oturtulan AKKazık Stadyumu ve 2026 Haziran ayında bitirileceği müjdesi verilen Şehir Hastanesi konusunda konuştu. Dolgunun oturmasının yıllar alacağını söyleyen Bektaş Hoca, son Şehir Hastanesi yer etütlerinin 2010 yılındaki yer etütleri olduğunu da sözlerine eklemiş!
Yıl kaç? 2026.
15 sene öncenin bilimsel verileri ile bugünün bilimsel verileri örtüşmeyeceğini söyleyen Bektaş Hocam dolgu alanının uydu verilerinin oynak olduğunu ve halen oturmaya devam ettiğini de eklemiş açıklamasına. AKKazık Stadyumundaki çatlakları buna örnek göstermiş. Hastane inşasının bu oturmayan, oturması yıllar sürecek zemin üzerine yapılmasını tehlikeli bulup “Bu bir görüş değil, ölçüme dayalı jeoteknik bir gerçek” diye de sözlerini bilimsel kanıtlamış.
Şimdi sevgili Osman Hocama soruyorum; Bu uydudan da görülen deniz dolgu alanlarının oynaklığı ve yıllara dayanan oturmasını yine deniz dolgusu ile Trabzon Havaalanını büyütecek olanlar, görmüyor mu?
Başka sorum yok Hocam.
3 YILDIR SÖZ ALMAYAN TRABZON VEKİLİ
Bir araştırma okudum geçen gün, 18 milletvekili 3 yıl boyunca Meclis’te tek bir konuşma yapmamış! Güya vatandaşın sesi olacaklar ama tık yok bu arkadaşlarda.
Ama maaşlar her ay cebe.
Kürsüyü 3 yıldır hiç kullanmayan 18 vekilin 2’si CHP’li, Erdoğan Toprak ve İlhan Kesici. 2 MHP’li İsmet Büyükataman ve Vahit Kayrıcı, diğer 14 vekil AKP’den. Azmi Ekinci, Erkan Kandemir, Mehmet Salim Ensarioğlu, Alpay Özalan, Mevlüt Çavuşoğlu, Tuğrul Türkeş, Abdullah Ağralı, Nurettin Nebati, Ömer Çelik, Yusuf Ziya Yılmaz, Mahmut Özer, İhsan Koca, Hikmet Başak ve Trabzon milletvekili Mustafa Şen. Mübarekler kürsünün nerede olduğunu bilmiyorlar!
Hâlbuki ben Mustafa’dan daha ileri bir seviye beklerdim. Hatta halk müziğine katkılarını bağlamadaki ustalığını, meclis kürsüsünden de dinlemek isterdim. Ben en çok “oy bahçenize ben inemedim yavrum, gazelden oy oy” türküsünü icra etmesini beklerdim. Ya da Cem Karaca’dan “bindik bir alamete, gidiyoz kıyamete” eserini.
Selda Bağcan’dan “Yuh, yuh” da olur Mustafa. “Yuh yuh, yuh yuh soyanlara/ soyup kaçıp doyanlara/ insana kıyanlara/ yuh nefsine uyanlara, yuh”.
Olur Mustafa olur canın hangisini çekerse, paşa gönlüne…
EN ZEKAİ KENTLER SIRALAMASINDA KARADENİZ
Bir internet sitesi tarafından yapılan IQ testilerine göre Türkiye genelinde 1 milyondan kişi tartıya koyulmuş 81 kentin zekâ seviyesi ortaya çıkmış.
IQ testindeki puanlar; 0-25 arası çok ağır düzey zihinsel yetersizlik, 26-40 arası ağır yetersizlik, 40-55 arası orta düzey, 55-70 hafif, 70-85 zekâlı, 85-115 normal zekâlı, 115-129 arası üstün zekâlı, 129-145 arası dahi imiş.
En üstte Eskişehir var puanı 105.20, peşi sıra ilk on kent; Ankara, İzmir, Muğla, Çanakkale, İstanbul, Kocaeli, Balıkesir, Bursa ve Kırklareli diye sıralanıyor. Trabzon103.37 ile sıralamada 11.ci. Rize 102.32 ile 19.cu, 100.87 ile Samsun 30.cu, Giresun 33, Gümüşhane 38, Ordu 48, Artvin 95.36 ile 78.ci sırada.
Yani bizim Karadeniz normal akıllı.
Trabzonspor az biraz düzgün gitse zekâmız tavan yapacak da, olmuyor işte…
ÇALDINIZ MI, ÇALMADINIZ MI?
CHP Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez, AKP Trabzon Milletvekili Adil Karaismailoğlu’nun CHP’yi ve CHP’li belediyeleri “hırsız”, “arsız”, “edepsiz” gibi sözlerle eleştirmesine sert cevap vermiş.
“İBB Genel Sekreter Yardımcılığı döneminizde Medya A.Ş’den aktarılan paraları, görevden alınma sürecinizi ve TOKİ’ye geçişinizi kamuoyuna açıklayın” demiş.
Uuuuu, çarşı karıştı desenize…
Sibel Hanım haksız bence, şimdi çıksa Karaismailoğlu dese ki; “çalma” demeyelim, başkasının malını izinsiz almak sureti ile devlet yararına tasarrufta bulundu isek, size ne? Hatta bu izinsiz aldığımız maldan kar ederek millete faydalı oldu isek, size ne? Ve de oradan ettiğimiz karı millet için harcadı isek, mesela (örneğin, faraza) seçimlerde kullandı isek size ne? Fetvasını da aldık sonuçta.
Nas var, nas.
İşinize bakın…
ŞAMAR YİYEN VEKİLLER…
Bizim Oktay Saral, aylık 500 geliri yetmediğini söyleyen AKP’li Mestan’a “Yeterince şamarı yedi, söylediklerine pişman oldu” demiş.
Tokatı yedi, sustu anlamında sanırım…
Yıllar önce rahmetli CHP Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen anlatmıştı. Gezi sürecinde Reis yurtdışında. Dönüyor, o ara Pekşen’i Reis’in danışmanlarından biri arıyor ve konu ile fikrini soruyor. Pekşen’de “Reis, Emine hanımı da yanına alsın Gezi Parkına gitsin. Çıksın otobüsün üstünden gezi direnişçilerine konuşma yapsın, onların yanında olduğunu belirtsin. Hatta otobüsten inince tutsun Emine Hanımın elini parkta gençlerle otursun konuşsun, hasbihal etsin. Bu ülke içinde önemli ve değerli bir adım olur” demiş.
Danışman da aynı düşünce olduğunu bunu Başbakan’a ileteceğini söylemiş.
Uçak inmiş, Melih Gökçek ve Spor Bakanı Suat Çelik Reis’in etrafını örmüşler. “Başörtülü bacımızın üstüne küçük abdest yaptılar, camide bira içtiler” diye bir sürü dedikodu anlatmışlar ve doldurmuşlar. Reis “bunların ispatı var mı?” diye sormuş, Suat Kılıç “var” demiş “videoları bile var”. “Hemen hazırlayın” diyerek Reis Gezi Parkının direnişçilerine ateş püskürmüş, onları vatan haini ilan etmiş. Aradan 2-3 hafta geçmiş ortada ne bir kanıt ne bir video görüntüsü var. Bakanlar Kurulu toplantısına girmiş herkesle tokalaşmış, Suat Kılıç’a gelince “hani kanıt?” diye sormuş. Suat Kılıç kem küm edince şamarı yemiş, doğru masanın altına…
Oktay Saral “şamarı yiyince aklı başına geldi” demiş ya, benimde aklıma bu geldi.
Şamarı biz 23 senedir yiyoruz, akıllanmadık…