Şunu net söyleyebilirim artık sokakta konuşulanla ekranlarda anlatılan aynı değil. Emekli kırgın, asgari ücretli yorgun ve dar gelirli ise ay sonunu getiremese de sabrının sonuna dayanmış durumda. Karadeniz’de bir yıl emek verip büyütülen fındık para etmiyor. Çay üreticisi emeğinin karşılığını alamıyor. İnsanlar sadece geçinmeye değil, ayakta kalmaya çalışıyor.
Büyük bir beklenti vardı ama refah payı gelmedi. Maaşlara zam yapıldı ama dişin kovuğunu bile doldurmadı. Her geçen gün gelir düşüp gider artarken kimse bu makas nasıl kapanacak gerçekten bilmiyor.
Mesele artık maaş da değil. Mesele hayatın ta kendisidir. Pazara çıkan herkes aynı cümleyi kuruyor: “Maaş değişse ne olur daha elimize geçmeden etiketler değişiyor.” İşte tam burada devletin en kritik sınavı başlıyor, adalet. Sadece mahkeme salonlarında değil; sokakta, pazarda ve mutfakta hissedilmek istenen adalet.
Bir devleti ayakta tutan sadece tankı, topu, İHA’sı, SİHA’sı değildir. Asıl güç, adalet duygusudur. O duygu zedelenirse geriye ne ekonomi kalır ne de siyaset. Elbette tablo tek renk değil. Türkiye, Suriye sahasında artık önemli bir aktör olup Savunma Sanayinde ciddi bir sıçrama yaptığı herkes tarafından biliniyor. Terörle mücadelede kararlılık ve barış süreci sürüyor. Bunlar kesinlikle küçümsenecek işler değil fakat seçmeni zorlayan denklem de işte tam olarak burada.
Seçmenin cebi daralıyor ama devleti de güçlü görmek istiyor. Muhalefete bakıyorsun eleştiri var ama net bir yol haritası ve çözüm yok. Topluma güven veren bir vizyon muhalefette hâlâ eksik. Bu yüzden iktidarın hataları otomatik olarak muhalefetin hanesine yazılmıyor. Seçmen kızıyor ama emin de olamıyor.
Asıl mesele siyasetteki hareketlilik ve gösteriyor ki seçim çokta uzakta değil ama bu bir erken seçimden ziyade sanki “Baskın seçim” havası taşıyor. O sandık sadece oy sandığı olmayacak. Biriken öfkenin, sabrın ve beklentinin sandığı olacak.
İktidar ekonomide hissedilir bir rahatlama sağlayabilirse, bugünkü eleştiriler rüzgar gibi dağılır. Ama hayat pahalılığı böyle devam ederse işte o zaman sandığın dili çok daha sert olur. Vatandaş artık zam istemiyor. Vatandaş huzur istiyor. Gösterişten uzak bir devlet, israftan arınmış bir düzen ve adil paylaşılmış bir hayat istiyor.
Artık konvoylar mitingler değil, geçim konuşuluyor bu ülkede. Ve unutulmaması gereken en önemli gerçek şu ki; bu millet bu kez sandıkta sadece oy vermeyecek. Mesaj verecek. Sessiz olacak belki ama etkisi çok uzun sürecek.
2027’nin mesajı bugünden duyuluyor aslında. “Beni duy! ” Duyan kazanacak. Duymayan ise sadece izlemekle yetinecek. Benim şimdilik gördüğüm budur.
Bugün 1 Mayıs. Alın teriyle yaşayanların, emeğiyle ayakta duranların günü. Kutlu olsun.
Kalın sağlıcakla.