En acı ayrılıkların,en hazin sonların,en güzel anların bittiği,yeni başlangıçlara doğru yol alındığı aydır Eylül.
En güzel tatillerin bittiği otogarlarda birbirlerine sarılanlarla dolu bir yolculuğun başlangıcıdır Eylül. Kimi yeniden gurbete, kimi okuluna,kimi de sılaya döner ayrılır sevdiklerinden.
Genelde herkese hüzün verir. O yüzden Hazan Mevsimi de denir. Psikologlara göre de psikolojik sorunların yoğun olduğu aydır Eylül. Nasıl olmasın ki, dalından ayrılan yapraklar bile bozabiliyor çoğu insanların psikolojisini. Hüznüne takılmadan yaşamak mı Eylül’ü,ne mümkün.
Önemli yazarların, şairlerin ilham aldığı, şarkılar, romanlar yazdığıdır Eylül. ” Eylül’e girdim,Eylül’e girdim. Her ömrün bir Eylül’ü vardır. Onca yaşadım,şimdi bildim” demiş şair. Ve yine ömrümüzün baharından geçirdiğimiz bir Eylül ayındayız. Eylül’ün ilk haftası aramızdan ayrıldı eski mesai arkadaşım,meslektaşım, sevgili Sebahattin Barutçu kardeşim. Belki de onun bu genç yaşta zamansız ayrılışıydı beni bu yazıyı yazmama sebep kılan.Henüz küçük oğlu Ertuğrul’una doyamadan göç eyledi bu fani dünyadan.Ölüme ne çare.Rahmet olsun ona ve aramızdan böyle tüm zamansız ayrılanlara.
Belki matemli ama bir o kadar da güzeldir Eylül’ü yine de yaşamak. Her yerde güzel ama Karadeniz’de bir başka güzeldir Eylül. Israrla, dalından kopmak istemezcesine çoğu ağaçlar halen yeşildir. Fakat çimenler yükseklerde toprak rengine dönmüş, biraz daha aşağılarda ise griye bürünmüştür. Ve muhteşem Vargit Çiçekleri artık sahne almıştır doğada.Beyazından, sarısından, pembesine kadar.Başlı başına bu çiçekler bile ayrı bir hüzün verir insana.
Artık gitme zamanıdır. Varın gidin artık bu dağlardan dercesine açar bu çiçekler. Sonrası belli olmaz. Belki bir fırtına,belki bir dolu, belki de kardır. O yüzden yaylacısı,çobanı,koyunları hazırlanır dağlardan ayrılmak için.Özenle kesimler toparlanır,kışlık nevaleler köylere yollanır.Bir terk ediş kaplar oralarda her canlının ruhunu sanki,bu yüzden dağları dumanıyla ayrı bir hüzün sarar.
Rüzgarı bile farklıdır Eylül’ün, o sıcak rüzgar artık sert eser. Bazen bir şeyler fısıldar. Bazen de acıklı bir türkü tutturur sanki. Yoktur artık o kalabalıklar. O yüzden gariptir güzün dağlar.
İnsanından hayvanına ayrı bir heyecan duyduğu, o yemyeşil çimenlerin sararıp solmasından sonra oraları terk etmek o heyecanı yaşayanlar için zordur. Hele ki kış boyu hayalini kurduğu, en güzel sevdaların, sevdalıkların yaşandığı o dağlardan kopmak çok zordur.
Bozmayın o güzelim psikolojilerinizi. Her gidişin bir dönüşü, her yaşanmışlıkların bir sonu,her ömrün de bir Eylül’ü vardır elbet. Zor olsa da bunu kabullenmeli insanoğlu.O yüzden Eylül’ü yaşamak hissetmek gerek.
Bence bu Eylül’de Uzungöl’e mutlaka gidin. Karaster yolundan yukarı çıkın ve yılda bir açan pembe Vargit Çiçekleriyle hasret giderin. Zamanınız varsa, benim gibi izninizi sonbahara ayarladıysanız Borçka’ya gidin,Karagöl’e gidin. O eşsiz doğa içerisinde nefes alarak iliklerinize kadar çekin yaşayın Eylül’ü.
İsteseniz de istemeseniz de geçiyor ömrünüzden bir Eylül daha. Bence hüzne boğulmayın varın tadını çıkarın. Ayrılıkların olmadığı, gönlünüzden geçen güzelliklerin gerçekleştiği bir Eylül’ünüz olsun. İyi haftalar.