Günümüzde yapay zeka hayatımızın her köşesine sızıyor. Akıllı telefonlardan, bilgisayarlardan süzülüp tül perdeyi aralayan bir rüzgar gibi hanelerimize giriyor ve olup biteni çoğunlukla izliyoruz.
Takip ettiğimiz, ziyaret ettiğimiz sayfalardan yola çıkarak hazırlanmış algoritmalarla davetsiz gelen de var bile isteye çağırdıklarımız da var. Bulduğunu değil umduğunu yiyenlerden bir misafir.
Öğrenci ödevini hazırlarken, müzisyen yeni bir bestenin peşinde koşarken, yazar romanını kurgularken, ya da en basitinden bugün ne pişirsem sorusuna cevap ararken yapay zeka sıklıkla başvurulur hale geldi adeta hayatın bir parçası oldu.
Bakıldığında hayatı kolaylaştıran, konforlu bir hale dönüştüren bir durum gibi görünüyor. Yapay zeka gerçekten bu kadar masum mu?
Yapay zeka, laboratuvar sonuçlarının analizinden tıbbi teşhislere kadar, mahkeme dilekçelerinin hazırlanmasından, hikaye yazımına kadar başvurulan bir metot haline geldi.
Yapay zekaya yaptırılan, söyletilen şarkılar artık listelerin başında yer alıyor. Herkes birbirine bunu kim söylüyor diye soruyor ama bilen yok. Gerçek sanat ciddi bir tehdit altında. Bu yeni yetme zibidi popçuların çoğunluğu da bu yöntemleri kullanıyor.
Önceden ev hanımlarının sormaktan gına geldiği “bugün ne pişirsem” artık hane halkına değil yapay zekaya soruluyor. “Karamelize soğan ve patates yatağında dana rosto” da nereden çıktı, keşke kuru fasulye pilav yapsaydın Anne! diyaloglarının müsebbibi yapay zeka algoritmalarıdır.
Seyahat planlaması yapılırken gezilecek, görülecek yerler o şehirdeki tanıdığa değil yapay zekaya danışılıyor. Ne yenir ne içilir nerede kalınır tavsiyeleri esnaf lokantalarında incik emcükleme peşinde koşan sonradan gurmelere kaldı.
Farkında değiliz ama arka planda bütün kişisel veriler toplanıyor. Büyük göz herkesi izliyor. Hangi ilacı kullandığın, hangi restorana gittiğin, hangi otelde konakladığın, ayakkabı numarasından kan grubuna kadar kişiye özel bilgiler büyük bir alanda depolanıyor.
Bireylerin izinsiz olarak takip edilmesi, kişisel verilerinin ticari amaçlarla kullanılması ya da siber saldırılarla ele geçirilmesi gibi riskler, veri güvenliğini tehdit eden önemli unsurlardan biri durumunda.
Yapay zekanın hızla gelişmesiyle birlikte, etik ve hukuki düzenlemeler geriden geliyor. Bu durum, sorumlulukların belirlenmesi, mahremiyetin ihlali ve veri güvenliği gibi konularda ciddi olumsuz sonuçları doğuracağı kaçınılmazdır.
Yapay zeka ile sohbet edenlere, flört edenlere rastlamak nadir bir durum olmaktan çıkıp hastalıklı bir durum haline geliyor. Ahir zamanda kişilerin robot veya yapay zeka ile yaptıkları evliliklerin ilk örnekleri duymaya başlamak da bize nasip oldu.
Yapay zekanın bu hızlı ilerleyişi ne yazık ki kaygı verici bir durum haline dönüşüyor. Diğer yandan aile kurumun ciddi tehdit altında olması ve arkadaşa, dosta, eşe olan ihtiyacın çok da zorunlu olmadığı algısı, insanları bireyselliğe, yalnızlığa doğru itiyor.
Yapay zeka bir yandan sosyalleşmeyi azaltırken diğer yandan bazı meslek gruplarını ciddi tehdit etmekte özellikle otomasyona dayalı iş kollarında işsizliğe neden olmaktadır. Avukat, tercüman muhasebeci ve daha bir çok meslek grubu ciddi tehdit altında iken fiziksel emek gerektiren ya da yüksek uzmanlık isteyen meslekler ise daha dayanıklı gibi duruyor.
Yapay zeka evde çocuğa ya da hane sakinlerine eğlenceli anlar yaşatırken dışarıda babanın işini kaybetmesine neden olabiliyor. Özellikle düşük vasıflı işlerde çalışan bireyler, otomasyonun yaygınlaşmasıyla işlerini kaybetme riskiyle karşı karşıyalar bu da ekonomik eşitsizlikleri derinleştirip, sosyal huzursuzluklara yol açabilme ihtimalini artırmaktadır.
İşini kaybetmiş, yüreği parçalanmış çaresiz baba ve olup bitenden habersiz elindeki tablette çizgi film izleyen mutlu! çocuklar.
Yapay zekanın geldiği ve geleceği noktada teknolojiye erişimi olmayan ya da kısıtlı olanlar için ise gelecek kaygılarının artması kaçınılmaz oluyor.
Yapay zekanın geleceğin kurtarıcısı mı, yoksa yok edicisi mi olduğunu belki biz göremeyeceğimiz ama yakın geleceğin ciddi gelişmelere gebe olduğunu söylemek mümkün.
Hükümetler, teknoloji firmaları, uluslararası büyük şirketler bu alanda ahlaki, insani bir düzenleme sözleşme yapmadıkları takdirde büyük bir sosyal yıkım kaçınılmaz olacaktır.
Yapay zeka çılgınlığı dizginlenip zapturapt altına alınırsa geleceğin cennet, başıboş bırakılırsa cehennem olacağına şimdiden hazırlıklı olalım.
O, bu, şu derken al sana cillop gibi yeni bir mesele.
Süleyman Demirel’in dediği gidi “meseleleri mesele etmezseniz ortada mesele kalmaz” demektense Çorum yöresinden derlenen bir türkü ile bitirelim:
“Hem okudum hemi de yazdım, gayri dünya senden bezdim”