Fındığın ilk dikildiği yerlerden olmasına rağmen üretimde alan bazında Ordu, Samsun, Giresun ve Sakarya’nın ardından 65 bin hektar ile 5’inci sıraya düşen, birim alandan verim de ise adeta son sırada yer alan Trabzon için, son yılların kurtuluş reçetesi turizm oldu, oluyor.
Fındığın özellikle dış ticaretinde halen kağıt üzerinde ilk sırada yer alıyor olsa da, son yıllardaki payında büyük bir azalmanın olduğu gerçeği de ortada duruyor.
Tarımı ve sanayisi kıt olan Trabzon’da son yılların kurtuluş reçetesi turizm olarak görülüyor.
Görülüyor da, bunun kıymeti tam olarak bilinip, gerekenler sürdürülebilir olarak yapılıyor mu?
Yapıldığını söylemek zor!
Neden mi?
1989’da Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra coşan turist akını…
Sonrasında İran’dan özellikle Nevruz da sökün edenlerin gelişi…
Bunlardan önce batılı turistlerin en çok uğradığı yer olması…
Ve de bunların bugün için Trabzon turizminde “çok aza çok azalması!”
Böylesi bir gidişat ister istemez adeta “Gökten Arap Yağıyor” dedirten Ortadoğu’dan gelen turist akını adına gelecek endişesi yaratmıyor değil!
Ya bunun da kıymetini bilmez, bilemez, “altın yumurtlayan tavuğu kesme” misali davranma sürdürülürse, akıbeti de öncekiler gibi olursa!
Bugün için dile getirdiğimiz “Gökten Arap Yağıyor” söyleminin, çok yakın bir gelecekte tarihin sayfalarına gömülmesi işten bile olmayacaktır!
Bir de Ortadoğu da biterse, gelecek kimsenin kalmayacağı da hafızalardan eksik edilmemesi gerekiyor ki!
FENER ALAYI, BORDO-MAVİ OLACAK…
Trabzon’un en büyük değil, adeta “Tek Markası” haline gelmiş (ya da kalmış da diyebiliriz) Trabzonspor’un değerini anlamada, anlayıp da kavramada son çeyrek asırda bayağı sıkıntı yaşanıyor.
Daha doğrusu bu yıl 50’inci yıldönümünü 2 Ağustos Pazar günü kutlayacağımız “Futbolda Anadolu İhtilali”ni yazan ve yaşatan “Efsane Trabzonspor”un ne anlama geldiğini, Türk Futbolu’nda ne demek olduğunu idrak edip, ona göre saf tutma ve sahip çıkma mantalitesinde çok ama çok ben diyeyim “kayıp”, siz söyleyin “zedelenme” var.
Onun için, “Geçmişini bilmeyenler, yaşadığı anı tam anlayamaz, geleceğini de dizayn edemezler” gerçeğini hatırlatarak, bu yıl ilk şampiyonluğun 50’inci, kuruluşun ise 59’uncu yıldönümünü iç içe geçiren yoğun bir program hazırlandı.
Pazar günü saat 10.00 başlayacak etkinliklerin finali de gece bölümünde Trabzonspor’un farklılığını ortaya koyacak şekilde olacak.
Adı da, “Bordo-Mavi Fener Alayı” olarak konulan finali Atatürk Alanı’ndan Ganita’ya bordo-mavi meşalelerle yürüyerek hep birlikte yapacağız.
Yeri gelmiş iken, 1975-1976’nın futbolda şampiyonluğu ilk kez Anadolu’ya taşıyan kadroda kendini görmek isteyenler de aynı gün Meydan-Atatürk Alanı’nda bu imkâna kavuşacaklar. Onu da hatırlatalım!
İNSAN NEYİ BİLMELİ?
Allah’ın “insan” diye yaratıp, “Akıl” ile donatıp, “kul” hanesine kayıt eyleyip, kullansın diye “irade” verdiklerinin, öncelikle ve özellikle kendi adlarına en çok, en iyi, en kalıcı şekilde bilmesi gereken nedir?
“Haddini ve hududunu bilmektir” dersek, kıssadan hisse hesabıyla anlayan anlar!
O ki insandan dem vurduk, günümüz ahvali içinde “Birbirlerini ne zaman anlamıyorlar?” sorusuna da; “Çoğu kez işlerine gelmediği zaman” cevabını da vermeyi ihmal eylemeyelim!
SİYASİ VE EDEBİ PORTRELER
“En yüksek medeniyette bile okumak ayrıcalıktır” gerçeğini, Kur’an-Kerim’in ilk inen ayetine rağmen bir kenara koyarak, yani okumayarak yaşamını sürdürmeyi tercih edenler için tabidir ki kitabın hiçbir değeri yoktur!
Zaten ondandır ahali de “kendin okuma” yerine, “Başkasını dinleme” ve de onların ben diyeyim “telkin”, siz söyleyin “aklı” ile hareket etme hastalığının zuhur eylemesi!
Şu sıralar mekan değişikliği hesabına taşınırken, eski kitaplar da birer birer önüme atlamaya başladılar.
Bunlardan biri de ünlü şair-yazar Yahya Kemal’in (1884-1958) “Siyasi ve Edebi Portreler” adlı 1976 baskısı kitabı oldu.
Ustanın tamamen kullandığı dil ile kaleme aldığı 195 sayfalık eserde, Abdülhak Hamid, Tevfik Fikret, Ziya Gökalp, Süleyman Nazif, Halide Edip, Yakup Kadri’den tutun da, Doktor Nazım, Cemal Paşa ve Yusuf Akçura’nın da içinde yer aldığı 20 edebi ve siyasi şahsiyet ile bire bir yaşadıkları yer alıyor.
DÜNDEN BUGÜNE…
Kudüs’ten, Suriye’ye bakın…
1 Ağustos 2007’de, yani bundan yaklaşık 20 yıl öncesinde kalemi elimize almış, satırlara dökmüş, kamuoyu ile paylaşmışız. “Dünden bugünü, geçmişten geleceği görmek” adına tekrarlıyorum.
*
Dışarıda, sanki İsrail ilk defa Kudüs'teki Mescid-i Aksa'da insanlık dışı uygulamayı yaptı. Şimdiye kadar yüzlerce kez aynı canavarlığı gösterdi. Ama şimdi öyle veya böyle gündemi meşgul etti, ediyor.
Öyle de olması gerekiyor!
Çünkü Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında güneyimizde Büyük İsrail Devleti ve Kürdistan'a adım adım koşuluyor.
Bakın hiç konuşuluyor mu?
İŞID'den arındırılan yerlerin durumu. Kimler oraları nasıl işgal ediyor? Amerika'nın geçen hafta 200 TIR silah verdiği PYD ve PKK değil mi? Ama İsrail başta, Türkiye olmak üzere kimleri nerelere baktırıyor?
Sonra Kuzey Irak'da Barzani'nin, "Kürdistan için göstermelik oylama" dediği, bizimkilerin ise, "kabul edilemez" saydığı 25 Eylül'de yapılacak referanduma ne kadar zaman kaldı? Ama o da içeride ve dışarıda unutuldu gibi!
Demek istiyorum ki; "Kudüs sadece Kudüs değildir. Bu günlerde, Suriye'dir. Kuzey Irak'tır. BOP'tur. İsrail'dir, Kürdistan'dır."
KISSADAN HİSSE
Türk Tipi Siyasette, “politikacı olmak” o kadar çok önemsenir hale gelmiş, getirilmiş ki, doğrunun penceresinden bakıldığında, görüp de anlamak, dahası anlatmak bile zor!
Sanki; “En büyük işmiş” diyecek kadar!
Oysa “Politikacılık” bir iş değildir! Adeta amatör bir ruhla yapılması gereken özverili, zaman ayrılması gereken geçi bir görevdir.
Kıssadan hisse:
Bir toplantıda, ünlü bir politikacı, tanınmış bir ressama: “Boş zamanlarınızda resim yaptığınız doğru mu?” diye sormuş.
Ressam da nazik bir tavırla şu cevabı vermiş:
-“Yanlış efendim. Tam tersi. Boş zamanlarımda politika yaparım!”