Gündeme Gelmek İçin Açıklama!

Ziya Paşa; “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde" terkib-i bendine mazhar olan o kadar çok etkili ve yetkili Adem oğlu var ki!

Abone Ol

Karada-havada, işte-aşta-aşkta!

Önceki gün gazetenin birinde fındık fiyatlarını baz alarak muhalefetkilerden biri, iktidardan birine, “Görevini yapmayıp, açıklama ile gündeme gelme çabası” yakıştırmasında bulununca, ister istemez, “Sadece iktidardan olan mı?” diye kendi kendime sormadım değil.

Söz konusu fındık fiyatı olduğunda, asli görevi olan üretimi kenara koyup, sadece fiyattan dem vurup ve alıcıları düşman ilan açıklamaları ile gündemi meşgul eden o kadar çok ki!

Hangi birini sayayım!

En iyisi mi, “Söz gümüş ise sükut altındır” diyerek bu seferlik ben de susayım!

KUL OLMAK, YARDIM DİLEMEK…

“Abi yazsana” dediğinde, daha “Neyi?” diye sormadan sözleri sıraladı karşılaştığım genç adam!

Tanımam bilmem!

“Sen beni tanımazsın, ama ben seni tanıyorum, okuyorum” diyerek devam etti.

5 vakit Namaz başta olmak üzere her daim dua niyetine okuduğumuzdur Fatiha Suresi ile Cenab-ı Hak’ka, ‘Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz’ diye dua ederiz. Ama ümmetin yaşayışı, tercihi öyle mi? Allah’ın yarattıklarına farklı kulvarlarda adeta kulluk eden, onlardan yardım dileyen, ama yaptıklarının farkında bile olmayan o kadar çok kul diye sayılan var ki.”

Ben diyeyim; “Durdum”, siz söyleyin “Dondum kaldım!”

Ama genç durmadı, son noktayı koydu: “Abi, Orhan Gencebay ne güzel söylemiş değil mi? ‘Kula kulluk edene yazıklar olsun’ diye!”

Bana da sadece; yüzlerce şarkı türküde ki, “Kulun kölen olayım” güftelerini de hatırlatmak kaldı!

YALANA SARILMAK!

Yalanın, hemen hemen her yerde, ille de siyaset erbabında nerede ise mubah sayılmaya başlandığı garip bir hâl içindi sanırım!

Bir yerlerden bir kenara “Metamoni” yani; “Yalan söyleme hastalığı” için not almışız. Hatta, “Kendi söylediği yalana bile inanır hale gelme” diye de…

Aynen şöyle:

Yalan; bir insanın kendisini, karşısındaki kişiden veya kesimden daha suçlu, daha zayıf, daha aşağı ve daha savunmasız gördüğü için başvurduğu bir ‘anı kurtarma ve durumu kotarma’ tarzıdır. Elbette yanlış, yakışıksız ve bayağı bir tavırdır. Çünkü bir yalan, başka bir yalanı doğuracak ve yalan söyleyen kişi kendisini, çırpındıkça dibe çöken bir yalan bataklığının içinde bulacaktır. Oysa yalan, Kur’an’ın dikkat çektiği gibi, ‘Allah’ın dışında başka veliler (kurtarıcı merkezler ve emri dinlenen sapkın rehberler) edinenlerin örneği, kendine yuva ören örümcek örneğine benzer. Gerçek şu ki, evlerin en dayanıksız olanı örümcek evidir; keşke bir bilselerdi.’ Yani, yalana sığınan, aslında yılana sığınmış olacaktır. Yalan, insan ahlâkını ve fıtrat (yaratılış) ayarlarını bozup yalama eden ve artık çevresinde güvenilmeyen bir konuma taşıyacaktır.

DANA KUYRUĞU VE

“YA HERRO, YA MERRO” HAFTASI

Süper Lig’de bu hafta, yani 4-5 Nisan Cumartesi-Pazar günleri, ben diyeyim “Dananın kuyruğunun kopabileceği” siz söyleyin “Ya batmak, ya çıkmak” anlamında kullanılan “Ya Herro, Ya Merro” olabilecektir.

4’ünde Trabzonspor-Galatasaray, 5’inde Beşiktaş-Fenerbahçe maçları oynacak. Peki, “Ya herro, ya merro” adına “Dananın kuyruğunun kopabileceği hal” nasıl olabilir?

Galatasaray’ın Trabzonspor’u, Beşiktaş’ın da Fenerbahçe’yi yenmesi hali… Lig biter, Galatarasay şampiyon olur. Gerisi de dizilir.

Olur mu? Olmaz diye bir şey yok!

Ama benim kanaatimi sorar iseniz, bu hafta da kuyruk kopmayacak, merro ile herro da daha ateşli bir şekilde devam edecek.

TRAFİK 4 TEKERE VAR,

2 TEKER İLE 2 AYAKLIYA YOK!

Lamba işaretlerinin bulunmadığı karayolu ve caddelerde trafik kuralları galiba sadece 4 tekerlileri (arabalar) kapsıyor. 2 ayaklıları (insanlar) kapsamıyor! Bir de tüm yollarda 2 tekerli motosikletler de trafik de araç sayılmıyor!

“Nerden vardın bu kanaate?” diye soracağınızı zannetmiyorum.

Çünkü, Trabzon’da Meydan civarında dolaşıyor, Moloz mevkiindeki karayolundaki araç ve yaya geçişlerine de dikkat ediyorsanız, bunun bir kanaat değil gerçek olduğunu zaten görürsünüz.

Görürsünüz de, bir işe yarar mı?

Nasıl yarasın ki?

Söz konusu “Trafik” olduğunda sistemin uygulaması sadece 4 tekerlileri kapsıyor. Trafik işaretlerinin, lambaların bulunmadığı ama yaya geçitlerinin olduğu yerlerde iki ayaklıları hiç kapsamıyor! Onlar “Saldım çayıra Mevlam kayıra” babından, sanki dağ başında geziniyor gibi, teker teker yaya geçitlerinden sırayı dizilip, araçları hiç sayarak geçip gidiyorlar.

Kural ihlali de, Emniyet’in kayıtlarında ceza adına sadece araçlar için geçerli. Yayalar için geçerli değil.

Hem de, yaya geçidinden geçerken telefonla konuşmak bir yana, nerede olduğunu unutup yol ortasında durarak da bunu yaparcasına!

Yeri gelmiş iken, bu yaya geçitlerinde ihlal yapan araçlara güvenlik kamerasına bakarak ceza kesen Emniyet mensuplarına, “İhlal yapan yayaları da görün” çağrısını adaletli olmak adına da yapalım.

DÜNDEN BUGÜNE

Çok çalışmadan, zor…

Bundan 19 yıl öncesinde 2 Nisan 2007’de satırlara dökmüşüz.

*

İslâm’a göre, “En büyük ibadet çalışmaktır.”

Mustafa Kemal Atatürk’de, “Çalışmadan üretmeden, rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler; önce haysiyetlerini, sonra geleceklerini ve en sonunda özgürlüklerini kaybedeceklerdir” diyor.
Ancak, toplum olarak halâ “Nerde beleş, orda yerleş” diyerek çöreklenmekten vazgeçemiyor.

Bu da yetmezmiş gibi, öncelik çalışma ve iş sahibi olmaya değil, yan gelip yatarak elde etmeye veriliyor.

Bu mantıkla, toplum kalkınması nasıl olacak?

Olmayacak, olamayacak…

Çünkü çalışmadan refaha eren toplumların varlığına tarih şahitlik yapmıyor.

KISSADAN HİSSE

Bu işler niye böyle oluyor?

Çok kez paylaştık. Ama bir kere daha, “Bu işler niye böyle oyuyor? Niye bir türlü düzelmiyor?” sorusuna cevap aramaya başlamadan “kıssadan hisse” hesabına hatırlatmak gerektiğini düşündüğüm için bir kere daha diyorum:

*

Ünlü Moğol imparatoru Cengizhan’ın tahtı, at üstünde göçebe yaşayan Türklerin saldırıları ile sallanıyor, devleti zaafa uğruyor, orduları yenilgi üzerine yenilgi alıyordu.

Cengizhan; akıl danesi, danışmanlarını topluyor.
-“Neden bu işler kötü gidiyor? Niye yeniliyoruz?” diye soruyor ve “Kaygılanıyorum” diyor.
Danışmanlardan her kafadan bir ses çıkıyor. “Asker öyle yapıyor, atlar böyle koşuyor” diyor ve komutanlar birbirini suçluyorlar.
Cengizhan, hışımla ayağa kalkıyor ve “Yeter” diye bağırıp devam ediyor:
-“Ben size neden olduğunu söyleyeyim? Hele şimdiki halinizi gördükten sonra çok daha iyi anladım. Ben, seçim yaparken, bilemedim. Büyük işlerin başına küçük adamları, küçük işlerin başına da büyük adamları getirdim. Büyük adamlar, küçük işleri önemsemediler. Gereğini yapmaya tenezzül etmediler. Büyük işlerin başına getirdiğim küçük adamlar da, onların üstesinden gelemediler. Altında ezildiler. Koskoca devlet bu yüzden yeniliyor, yıkılıyor.”