Hasan Karal’ın, Çay Kanunu Çağrısı…

DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Hasan Karal’ın “Çay Kanunu raftan indirilsin” çağrısının başlığı atılan açıklamasını okuyunca, “Bu nasıl iştir?” diye sormamak mümkün mü?

Abone Ol

Öyle ya ilki 1940 çay tarımının desteklenmesi ve yaygınlaştırılması, ikincisi 1984’de çayda tekelin kaldırılması için çıkarılmış kanunla idare edilen Türkiye Çay Sektörü için bundan 15 yıl önce Rize Ticaret Borsası’nın öncülüğünde yeni bir tasarı hazırlanıp, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gönderilmemiş mi idi?

Bugün iş hayatında 2 yıl çay fabrikası müdürlüğü de yapmış olan Hasan Karal da 2011-2018 yılları arasında 3 dönem AK Parti’den Rize Milletvekilliği yapmamış mı idi?

İktidar partisi milletvekili iken meclisi gönderilen Çay Kanunu Tasarısı, aynı dönemde TBMM’nin raflarından yasalaştırılmamak üzere indirilmemiş mi idi?

Sayın Karal’ın çağrısında yer verdiği ve 2017’de Tarım Bakanı Faruk Çelik döneminde de revize edilerek hazırlanan Çay Kanun Taslağı halâ tozlu raflarda duruyor ise (hatta bilinçli olarak durduruluyor ise) kimse alınmasın ama bu durum “Kanunsuzluktan medet uman, hatta çıkar elde edenlerin” ekmeğine yağ sürmenin devamından başka bir şey değildir.

Sayın Karal’ın da iktidarda iken yaptıramadığı kanunla ilgili şimdi muhalefette ses çıkarması da olmayacak dua için ‘amin” niyazı yapmaktan başka bir şey değildir!

Yeri gelmiş iken, sudan sonra en çok içilen çayda halk sağlığını da tehdit eylemesine rağmen “Boyalı Çay” ile mücadele için kılını kıpırdatmayan kamu erkinin varlığını bir kere daha hatırlatıp, görevlerini ihmal ettiklerini tekrar hatırlatalım.

BOŞANMALAR ARAYI KAPATIYOR!

Yapılan araştırmaya göre Türkiye’de boşanmaların hızla arttığını, hatta evlenmeler ile başa baş gelmek üzere olduğunu gösteriyor.

Nedenleri üzerinde de her kafadan bir ses çıkıyor. Herkes baktığı pencereden sebepler inşa ediyor.

Bu da demektir ki, söz konusu evlilik ise böylesi birliktelik; “Nereden baktığına bağlı hale gelmiş” demektir!

Onca ben diyeyim “Bahaneden”, söz söyleyin “Sebepten” söz eyleme yerine kıssadan hisse hesabıyla değerlendirmeyi herkesin kendine bırakalım!

Bırakınca da önce bir Çin Atasözü ile başlayıp, bizim Temel ile son noktayı koyalım:

Çinliler, “Evlilik kale gibidir. Dışarıdakiler içeri girmeye, içeridekiler de dışarı çıkmaya çalışır” derler.

Bizim Temel ise yaşı 18’e gelince oğlunu evlendirir.

“Çok erken değil mi?” diye soranlara da; “Şimdi evlensin. Sonra aklı başına gelir. O zaman da evlendiremem” der!

Ama en doğrusunu sanırım atalarımız söylemiş:

“Erken kalkan ile erken evlenen aldanmamıştır.”

FINDIKTA İKİ USTADAN, İKİ SORU…

Birincisi, “fındıkla yatıp, onunla kalkan” Ondokuz Mayıs Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Celal Tuncer’den:

-“Allah aşkına fındıkta fiyattan başka konuşacak şey yok mu?”

İkincisi, meslektaşımız Türkiye'nin önde gelen tarım, gıda ve ekonomi gazetecilerinden, Bloomberg HT televizyonunda Tarım Editörü olarak görev yapan ve aynı zamanda Gazete Oksijen'de tarım ve gıda üzerine köşe yazan İrfan Donat’tan:

-“Medya da sürekli rekolte ve fiyat gibi kısır bir döngü yer alıyor. Oysa üzerinde çalışmamız gereken daha kaliteli, daha sürdürülebilir fındığı sahada nasıl sağlarız? Burası olmalı.”

TERSİNE DÖNDÜ…

Önce; “Hak geldi, batıl zayi oldu” idi!

Sonra; “Batıl geldi, hak zail oldu.”

Önce “Maneviyat” idi!

Sonra, “Maddiyat oldu!”

Nasıl ve niye oldu?

Bilenler iletsin!

ATLETİZM SAHASINA DOKUNMAYIN…

Sebat Gençlik, şampiyon olarak 2. Lig’e yükselince normal olarak stat gündeme geldi.

Birçok yerden söz ediliyor.

Ama hiç söz edilmemesi gereken yer, Türkiye’de çok az bulunan ve EYOF 2011 vesilesi ile inşaat edilen Atletizm Sahası’dır.

Hiç uzatmaya, evelemeye gerek yok. Atletizm sahasını dönüştürmek sadece Trabzon, değil Türk sporuna ihanettir.

Tıpkı yine EYOF döneminde yapılan Türkiye’nin en büyük kapalı tenis kortunu Spor Salonu’na dönüştürerek yapılan ihanete de eş değerdir.

Tıpkı Jimnastik merkezli inşa edilen ama daha çok amacı dışında kullanılan Yomra’daki salon gibi…

Sebatspor için çözüm mü arıyorsunuz?

Yer mi bulamadınız? Eski yerini 10 bin kişilik (hatta daha da düşük koltuklu) stada dönüştürün olsun bitsin. Park ve gezmek için devasa bir Akçaabat sahili zaten var.

Çok büyük sahalar inşa edip başta Giresun’da ki olmak üzere birçok yerde kaderi ile baş başa bırakmaktan iyidir!

ANLIYORUM AMA KAVRAYAMIYORUM!

Niye mi?

Dün dediğinin bugün tam tersini söyleyen!

Söylemekle kalmayarak tam zıddını yapan!

Dinen “Haram”, hukuken “Suç” olarak yaptığının Tanrı indinde vebali olduğunu, olabileceğini anlamayanların (hele hele kamu adına) varlığını, ben “Anlıyorum” ama bir türlü “Kavrayamıyorum!”

KISSADAN HİSSE…

Kral demirciye demiş ki; “Yarına kadar 1000 çivi yapmazsan kellen gider.”

Demirci sabaha kadar çalışmış ancak 80 çivi yapabilmiş!

Artık ölümü beklerken bir asker kapıdan içeri girmiş ve “Bir avuç çivi lazım. Kral öldü tabutunu çakacağız.” demiş!

Hani denir ya; “Gün doğmadan neler doğar” diye…