Şuursuz şey!
Salacaksınız yalısının bahçesine iki keçiyi! Bakalım tepkisi ne olacak hanımefendinin?
“ Amannn sende canım, ne önemi var, altı üstü yalı bahçesi! Birazcık talandan ne çıkar? Der miydi acaba? Gerçekten çok merak ediyorum!
Anlamışsınızdır kimden bahsettiğimi?
Çıktığı televizyon proğramında Akdeniz’de bulunan 18 adacığımıza “keçilerin otladığı18 kaya parçası için savaşalım mı yani?”diyen Nagehan Alçı’dan bahsediyorum.
Ortalık beyni yanmış tiplerden geçilmez oldu!
Sormazlar mı adama? Madem kaya parçası? Yıllardır neden bırakmıyor Yunanlılar o beğenmediğin kaya parçalarının peşini?
Hiç merak etmez misin nedenini?
Acaba kendileri kaç metrekare toprak parçası kaybettiğimizde savaşa ikna olmaktadır?
Kriterleri nedir?
Onu da açıklarsa çok mutlu olacağım?
Orda, bir ada var uzakta…
Biz Afrin derdine düşmüşken, orada ki gündemle meşgul olurken, üzerinde keçi de otlayan, hatta iki ayaklı insanların da yaşadığı bir başka kaya parçamız, Kıbrıs geldi aklıma.
2 Mayıs 2015 yılında “Yavru mu? Kardeş mi?” adlı köşe yazımda HDP Genel Başkanı Süleyman Demirtaş ve HDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü’nün “ KKTC’ de ki seçimlerde Mustafa Akıncı’nın Cumhurbaşkanı seçilmesini büyük bir sevinçle karşılıyoruz “ demeciyle şüphe duyduğum “ Bunlar Türkiye’nin lehine sevinç falan duymazlar var bunda başka bir iş?” diyerek araştırdığım, sanki bu günü işaret edercesine düşüncelerimi onaylayan bir çok veriye ulaştığım ve yapılan açıklamalarla birlikte fikirlerimi de paylaştığım o yazımı hatırladım.
Bilmiyorum ne kadar ilgilisiniz ama geçen haftalarda Kıbrıs’ta bir seçim yapıldı ve enteresan bir sonuç ortaya çıktı.
Şöyle ki; Seçim mitinglerinde “Hoşt köpekler, vatan sizden ne bekler” gibisinden Türkiye aleyhine sloganlar atan 12 vekilli CTP ile “Türkiye ile çok seviyeli ve dürüst bir ilişki istediklerini” söyleyen 3 vekilli TDP’ye karşı, -Türkiye’siz olmaz!- diyen 9 vekilli HP ile 3 vekili DP’nin katılımıyla ve Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın da onayıyla Kıbrıs’da bir koalisyon hükümeti kuruldu.
Kuruldu kurulmasına ama sonuç bana göre hiç de iç açıcı değil.
Bir yanda sayıca fazla olan Türkiye karşıtlarının oluşturduğu, bir yanda da Türkiye sevdalılarının oluşturduğu bir koalisyon hükümeti… Nagehan Alçı gibilerini tatmin eder mi bilmem ama bence Akdeniz-Ege Üçgenini oluşturan oralarda bir şeyler oluyor.
Gitmek bu kadar zor mu?
Pek tabi sadece oralarda değil, buralarda da bir şeyler oluyor.
Mesela CHP’de…
Çözümlemeye çalışıyorum. Tam 9 seçim kaybeden birini halaaaa ısrarla ama ısrarla seçen delegelerin yapmak istediği şeyi anlamaya çalışıyorum. Neden bu saplantı?
Bir yandan da Kılıçdaroğlu’nu anlamaya çalışıyorum. Ama onu da anlayamıyorum. Çok mu başarılı olduğunu düşünüyor? Sonucu görmüyor mu?
Kendisine şunu sormayı o kadar çok isterdim ki…. Diyelim yanınızda çay dağıtan bir çalışanınız var. Ve kendisi size çay getirmek isterken tam 9 defa bardağı kırdı. Hala o çayı içmek için bekler miydiniz? Şevkiniz kaçmaz mıydı? Ya da kendisine doğru düzgün hizmet vermeyen o çalışanı hala ısrarla yanında tutar mıydı?
CHP’liler bıkkın…
CHP’lilerin şevki kırılmış vaziyette.
Bu koltuk sevdası nasıl bir duygu ise oturan kalkmıyor!
Sanırsınız hepsi ölümsüz!
En uzun ömür
Ölümsüz demişken en uzun süreli hayatlardan da bahsetmek istiyorum.
Bir insan en çok 122 yıl yaşayabiliyorken,
Bir kaplumbağa 184 yıl
Balina 200 yıl
Bristlecone çamı 5000 yıl
Tazmanya çalısı ise 43.000 yıl yaşayabilmekteymiş.
(bana sorsalar bizim koltuk sevdalıları derim)
Ve adalet…
Bir Pazar yazısının sonuna gelmişken Victor Hugo’nun bir sözünü paylaşmak istiyorum:
On dört yaşımdayken karnımı doyurmak için bir parça ekmek çaldım. Bu yüzden beni zindana attılar, ama altı ay bedava ekmek verdiler.
Hayatın adaleti budur işte.