Ne uzun cümlelere ihtiyaç kalır ne de büyük anlatımlara.
Tek bir kare, insanın içini parçalayan bir gerçeği gözler önüne serer.
İşte bu fotoğrafta gördüğümüz şey de tam olarak budur.
Yükün altında ezilmesi gerekirken, dimdik kalmaya çalışan bir ağaç ve bir hayat.
Şu taşın altında kalan ağacı düşünün,
Üzerine tonlarca ağırlık binmiş, dalları eğilmiş, gövdesi bükülmüş.
Normalde kırılması, pes etmesi, toprağa yenik düşmesi beklenirken.
O ne yapıyor?
Hayata direniyor
Direnirken de bir de üstüne meyve veriyor.
İşte hayatın en acı ve en gerçek tarafı burada gizlidir.
Çünkü bazı insanlar da aynen bu ağaç gibidir.
Herkes onların yük altında ezildiğini sanır, kimse ayakta kalma mücadelesini görmez.
Kimse, o yükün altında bile nasıl iyilik yapabildiklerini anlamaz.
Kime nasıl ve ne kadar dokunduğunu maalesef anlamaz.
Çünkü nankördürler
Çünkü onların hesabı başkadır
Onların amacı sezen altında ezildiğiniz taşa el atma derdi yok.
Sadece daha çok daha çok derler
Ve hep doyumsuzdurlar
Ama o kadar ağır yükün altında kalan o insanlar var ya,
En ağır yükleri taşırken bile başkasına omuz verirler.
Kendi içi yanarken başkasının yarasına merhem olurlar.
Yorulduklarını söylemeden, kırıldıklarını belli etmeden yaşamaya devam ederler.
Bugün etrafımıza dikkatlice bakalım…
En çok yük taşıyanlar, en az şikayet edenlerdir.
En çok acıyı yaşayanlar, en çok iyilik yapanlardır.
Çünkü onlar bilir: Hayat, şikayetle değil sabırla taşınır.
Sabır…
Çoğu insanın yanlış anladığı bir kelime.
Sabır, susmak değildir.
Sabır, vazgeçmek hiç değildir.
Sabır; düştüğünde kalkmak, yorulduğunda devam etmek, kırıldığında yine de iyilikten vazgeçmemektir.
Ve belki de en önemlisi,
Sabır, şikayetsiz çabadır.
İşte bu yüzden, hayatta en güçlü insanlar en çok bağıranlar değil, en sessiz direnenlerdir.
Onlar göstermez ama yaşar.
Anlatmaz ama taşır.
Ve en ağır yüklerin altında bile, bir ağaç gibi meyve vermeye devam eder.
Çünkü gerçek büyüklük;
Yükün altında ezilmeden durabilmek değil,
Ezilirken bile güzellik üretebilmektir.