Hüzün Ki En Çok Yakışandır Bize 1

Arapça kökenli olan "hüzün" kelimesinin TDK'deki karşılığına baktığımızda "Gönül üzgünlüğü, melânkoli" kelimeleriyle karşılaşırız. Kubbealtı Lügati'nde ise (Misalli Büyük Türkçe Sözlük-İlhan Ayverdi) "Gönülde hissedilen gariplik ve burukluk, arzulanan bir şeyin elden kaçması veya istenmeyen bir şeyin başa gelmesi yüzünden duyulan tasa, üzüntü, gam, keder" olarak tarif ediliyor.

Abone Ol

"Hüzün, keder, can sıkıntısı" anlamındaki "melâl" kelimesi hüzne karşılık gelse de birebir birbirlerini karşılamaktan uzaktırlar. Melâl deyince Ahmet Haşim'in "Melâli anlamayan nesle âşinâ değiliz" (Hüznü anlamayan nesle yabancıyız.) sözü geldi aklıma. Bu söz bile milletimizin hüzünle yoğrulduğunu açıkça ifade etmektedir.

Hüzün deyince "içi kararmak, içi kan ağlamak, yüreği sızlamak, kara bağlamak, bahtına küsmek, yüreği yanmak, gönlü kırılmak, kederinden kahrolmak, dünyası başına yıkılmak, gözü yollarda kalmak" gibi tanıdık deyimler de gelir aklımıza. Zira bu deyimlerin ana kaynağı (sebebi) hüzündür. Bunların yanında "hüzün duymak, içine hüzün çökmek, hüzünlü olmak, hüzne kapılmak (hüzne gark olmak), derin hüzün" gibi direkt hüzün kelimesinin içinde yer aldığı hüzünlü deyimlerimiz de vardır halk dilinde.

Hüzün gönül burukluğu, gariplik (kimsesizlik, bîkeslik), yalnızlık, çok sevilen bir şeyin elimizden gitmesi (kaybolması), hiç istemediğimiz bir olay ve durumla karşılaşma sebeplerine dayanır. Bu durumda yürek üzüntü, gam, keder ve tasa ile yüzleşir.

Hüzün; insanın acıyan, üzülen ve dertlenen dolayısıyla da kalbi olan bir varlık olduğunu hatırlatan bir duygudur. Onu hiçbir cümle tam anlamıyla tarif edemez.

Gönüllerde kekremsi bir tat bırakan hüzün hemen herkeste belli zamanlarda, belli sebeplerle ve belli miktarda ortaya çıkan insanî bir duygudur. Bir ömür hüzünden azade olmak mümkün değildir. O ki hayatımızın bir döneminde gelir bizi bulur. Bu, bazen bir ölüm bazen de bir ayrılık sonrası olabilir. Belli bir süre davetsiz misafirimiz olur.

İnsanın görünür yanı olan bedeninden çok, görünmeyen yanı olan ruhuna odaklanan Doğu medeniyeti hüzünle iç içedir daima. Doğu kültürü ve irfanı hüzünle mutluluğu aynı potada eritmiştir. Şarkılarımıza, türkülerimize, manilerimize, hoyratlarımıza ve şiirlerimize baktığımızda en kesif duygunun hüzün olduğunu açıkça görürüz. Bu durum tesadüf değildir. Bir kere Doğu'nun insanı acılarla ve hüzünlerle bir arada büyümüştür. Hayatlarının bir yerinde hüzünle barışık yaşamak zorunda kalmışlardır, onu içselleştirmişlerdir.

Hüzün kalbin derinliklerindeki sessiz bir feryadın dışa yansımasıdır. Onun dış dünyadaki yansıması kirpiklere çöken nemdir. O ki bizi olgunlaştırır, ruhumuza derinlik katar. Onun sayesinde mutlu anlarımızın kıymetini biliriz. Eskilerin tabiriyle anlatılmaz, yaşanır bu.

Hüzün en çok da gözlere yansıyandır. Zira hüzünlü gözler dalıp gider çok uzaklara. Belki fırtına öncesi sessizliktir bu dalıp gitmeleri. Çaresizlik okunur lisan-ı hâllerinden. Bunun da ötesinde hiç olmadık zamanlarda ve zeminlerde gayri ihtiyari nemlenir gözler.

Hüzün en etkili hocadır aşk mektebi talebelerine. O bize zaman zaman unuttuklarımızı hatırlatır. Bir tarafımızda adeta pusuda bekler, en zayıf zamanımızda hamle yapar yüreğimize.

Hüzün bir çocuğun bir oyuncakçı dükkânının camlarındaki parmak izleridir. Eli oyuncaklara var(a)mayan körpe bir sabinin hayal kırıklıklarıdır. Hüzün cepheye gidip de geri dön(e)meyen bir yiğidin evine düşen kor ateştir. Hüzün Filistinli öksüz ve yetim bir çocuğun gözlerine tünemiş acı ve korkudur. Geleceği ve umutları hunharca çalınan bir yüreğin ürkekliğidir. Hüzün içimize gömdüğümüz ve üstünü örttüğümüz çaresizliği tetikleyendir. Hüzün bir çeşit gönül yorgunluğudur, Ellerin ve ayakların boşalması, bir çeşit duygusal felç hâlidir. Hüzün insanî ve vicdanî yanımızı ortaya çıkarandır. Hüzün ne çok şeydir âh ne çok!