İlaç ve Takviye Tartışmaları-4: Zayıflama İlaçları

Son zamanlarda birçok kişi, haftada bir yapılan iğnelerle kilo verildiğini söyleyerek bu tedavinin kendisi için uygun olup olmadığını soruyor. Bu ilginin arkasında yeni nesil ilaçların bazı hastalarda gerçekten etkili sonuçlar vermesi var. İşte bu yüzden konu yalnızca sonuçlar üzerinden konuşulmamalı.

Abone Ol

İlk adım obeziteyi irade eksikliği olarak değil kronik ve tekrarlayan bir hastalık olarak ele almaktır. Bu bakış değiştiğinde tedavinin de birkaç haftalık hızlı sonuç hedefiyle değil uzun vadeli bir planla yürütülmesi gerektiği kolayca anlaşılır.

İnsanların ilk fark ettiği değişim genellikle tartıdaki rakamdır. Oysa asıl mesele bu değişimin sağlığa nasıl yansıdığıdır. Uygun kişide ve doğru takip altında bu ilaçlar kilo kaybının yanı sıra bel çevresinin küçülmesine, tansiyonun daha dengeli seyretmesine, kan şekeri ve kolesterol değerlerinin düzelmesine katkı sağlar.

Haftada bir uygulanan iğneler en çok konuşulan grup olsa da obezite tedavisinde iğne dışı seçenekler de vardır. Bu tedavilerin ortak noktası etkilerinin yalnızca iştahı azaltmakla sınırlı olmamasıdır. Beyin ile sindirim sistemi arasındaki tokluk mekanizmalarını etkileyerek kişinin daha erken doymasını, daha uzun süre tok kalmasını ve gün içinde daha az yemesini kolaylaştırırlar. Böylece birçok kişide kilo kaybı görülebilir.

Peki, insanlar neden ilacı bıraktıklarında verdikleri kilonun geri gelebildiğini söylüyor? Çünkü vücut kilo kaybını her zaman kalıcı bir kazanım olarak görmez. Bunu bir risk olarak algılar ve kaybı telafi etmeye çalışır. İştahı artıran mekanizmalar güçlenir, vücudun harcadığı enerji azalır ve kişi aynı beslenme düzenini sürdürse bile kilo geri alımı kolaylaşabilir. Bu nedenle geri alım çoğu zaman kişinin hatası değil, biyolojik ve doğal bir tepki olarak görülmelidir. Obeziteyi kronik bir hastalık olarak ele almamızın nedeni de budur. Nasıl tansiyon düzeldi diye tedavi bırakılmıyorsa, kilo verildi diye de sürecin bittiği düşünülmemelidir. Asıl hedef verilen kiloyu korumayı mümkün kılan sürdürülebilir bir yaşam düzeni kurmaktır. Bu nedenle tedaviyi yalnızca ilaçla sınırlamak doğru değildir; sağlıklı beslenme ve düzenli hareket tedavinin ayrılmaz parçası olmalıdır. İşlenmiş gıdaları azaltmak, sebze, baklagil, tam tahıl ve zeytinyağı ağırlıklı bir düzeni benimsemek ve yeterli protein alımını sürdürmek gerekir. Hareketin amacı yalnızca kalori yakmak değildir. Yürüyüş gibi düzenli aerobik aktiviteyi haftada birkaç gün direnç egzersiziyle desteklemek ve kas kütlesini korumak asıl hedeftir. İlaçlar bu düzeni sürdürmeyi kolaylaştıran araçlardır. Tek başına işi bitiren bir çözüm değildirler.

Hızlı kilo kaybında bazen yüzde çökme gibi görünen değişiklikler olabilir. Bu genellikle yüzdeki yağ dokusunun azalmasıyla ilgilidir. Asıl dikkat edilmesi gereken ise yağ kaybederken kasları koruyabilmektir. Bu da yeterli protein ve direnç egzersiziyle mümkün olur.

Yan etkilere gelince, en sık karşılaşılanlar mide ve bağırsak şikâyetleridir. Bulantı, kabızlık ve bazen ishal görülebilir. Çoğu kişide dozun daha yavaş artırılması ve beslenmede yapılacak küçük düzenlemelerle bu şikâyetler hafifler. Daha küçük porsiyonlarla yemek, yağlı yiyecekleri azaltmak, gazlı içeceklerden kaçınmak, bol miktarda su içmek ve yavaş yemek toleransı belirgin şekilde artırır. Buna karşılık şiddetli ve geçmeyen karın ağrısı, sürekli kusma veya sarılık gibi bulgular ortaya çıkarsa mutlaka hekime başvurmak gerekir. Ayrıca bu tedavilerin herkes için uygun olmadığını bilmek gerekir. Kronik hastalıkları olanlar, düzenli ilaç kullananlar ve özellikle gebelik planlayanlar için mutlaka önce hekim değerlendirmesi yapılmalıdır.

Sonuç olarak bu tedaviler mucize değildir ancak uygun kişide doğru planla oldukça etkilidirler. En doğru yaklaşım, hedefi yalnızca ince görünmek olarak değil, sağlığı korumak olarak belirlemek ve hekimle birlikte beslenme, egzersiz, uyku ve stres yönetimini içeren sürdürülebilir bir yol haritası oluşturmaktır.