İnsan En Çok Nereye Muhtaç (Anne Kucağı)

Dişliler arasında öğütüldüğümüz bir çağda yaşıyoruz sevgili okur… Kaçıp kurtulabilene aşk olsun. Kurtulamayana Hızır yetişsin…

Abone Ol

Her sabah, dikiş patlaklarımızı gizlemek için kuşandığımız zırhlarla, sırtımızda mağlubiyetlerden örülmüş hırkalarla çarpa çarpa yürüyoruz tanıdık tanımadık yüzler arasından. Yüzlerin nefesi, yolların isi siniyor ceketimize, entarimize. Sosyal mesafe de çözüm olmuyor tozun bulaşmaması için.

İlle de değiyor o ince toz paçamıza.

Ayaklarımız kanadığında tek bir yönü ararız oysa; pusulamız tek bir limanı gösterir.

Çocukluğumuzun reçelli ekmek günlerini…

Gençliğimizin tahta kokulu gölgeliğini...

Fakat eve dönüş yolunu bilsek de su aldı artık ayakkabılarımız.

Yolların yokuşlarıyla cebelleşmek kesiverdi dizlerimizin bağını sanki.

Anne…

Ama annelerimiz sevgili okur...

Kaybettiğimiz yerlerin haritası, unuttuğumuz duyguların memleketi.

En güvenli sığınak, en şefkatli kucak…

Dışarıda kıyametler kopsa ne çıkar? Kalbe sınır o yürek eşiği, her şeyi dışarıda bırakmaya yetiyor da artıyor...

O eşikten içeri girmek, yorgunlukların ve mutsuzlukların kartvizitlerini, antreye bırakılmış eski terlikler gibi hükümsüz bırakıyor.

Kuzineden dağılan ekmek buğusu bütün üzüntüleri silebilecek güçte çünkü.

Çıtır ekmeği ısırınca acımsı tatlar, sofra bezine dökülüyor adeta.

"İyiyim" demek mecburiyetinde değiliz orada çünkü.

Bir şey olmak zorunda değiliz orada.

Başarılı, zengin, mevki sahibi.

Olduğumuz için seviliriz.

Olduğumuz gibi seviliriz.

Heybesindeki yenilgileri bırakabileceği bir başucu bulur insan o tek göz odada. Ki eğer hâlâ gidebilecek bir eşik varsa, kapısını çalmalı ötelemeden.

Yeryüzünde sürgün edilmediğimiz tek yerdir annelerimizin dizinin dibi sevgili okur...

ANNEM

benim annem harfleri tanımaz sayıları bilmez

benim annem yılı ayı saati sorarlarsa söyleyemez

parmak hesabıdır tarifi

benim annem kuşları doyurur ıslak ekmeğiyle

dağa taşa savurur merhametini

benim annemin bereketlidir elleri çok güzel çiçek eker teneke kutulara

doğu vurdu mu dallarına sıralar saksılarını soba arkasına üşütmez küpelileri

cam güzellerini

benim annem en güzel kadınıdır dünyanın sabun kokuludur saçları

benim annem en sadık bekleyenidir babamın

lâkin nadasa kalmıştır kavuşmaları

benim annem harfleri tanımaz amma destan döker acıya ayrılığa

sayıları bilmez amma

sırasını şaşmaz gelmeyenlerinin

benim annem yılı ayı saati tanımaz amma gitmişinden yitmişine

unutmaz unutmaz göçmüşlerini.

Sevgi Saygı Muhabbetle