İnsan ölürken yalan söyleyemez

Bazı vedalar vardır…

Abone Ol

İnsan sadece duymaz.
İçinde hisseder.
Göğsünün tam ortasında bir yere oturur.
Nefesini daraltır.
Çünkü bazı cümleler kelime değildir artık; hayatın bütün yükünü sırtlanmış bir duadır.

Son nefesini vermekte olan bir adam, sevdiği kadının gözlerinin içine bakarak şunu söylüyor

“Korkmuyorum

Bana dünyadayken en çok neyi sevdiğimi sorarlarsa,

Seni söyleyeceğim”

Evet, bu sahneyi gözünüzde canlandırın, insanı yer yerden yakalıyor.

Ne kadar derin bir veda bu.

“Bana dünyadayken en çok neyi sevdiğimi sorarlarsa seni söyleyeceğim…” diyor

Ve bu adam, ölümün eşiğinde…
Gözleri sevdiği kadının gözlerinde…
Hayat artık avuçlarının arasından kayıp giderken bile korkudan değil sevgiden bahsediyor.

İşte insanı yer yerinden oynatan şey tam da budur.

Çünkü gerçek sevgi; ölüm gelirken bile insanın içindeki hayatı konuşturur.

Bugün herkes “seviyorum” diyor.
Ama çoğu insan birbirinin yalnızca gençliğini seviyor.
Güzelliğini seviyor.
İşine yarayan tarafını seviyor.
Canı sıkılınca sarıldığı omzu seviyor.
Araya soğukluk girince de artık kalp ortadan yarılıyor.

Oysa hakiki sevgi; can çekişirken bile gözünün içine bakıp huzur verebilmektir.

Bir ömrün sonunda insanın aklına ev, araba, para, makam gelmiyor.
Kimin gerçekten yanında durduğu geliyor.
Kimin saçlarını okşadığı…
Kimin susarken bile anlaşılabildiği geliyor.

Çünkü hayatın özü aslında budur.

İnsan en çok, yanında korkmadan ağlayabildiği kişiyi sever.

Ne acıdır ki çağımız insanı artık sevmeyi değil, tüketmeyi biliyor.
İlişkiler bile fast-food gibi oldu.
Hızlı başlıyor, hızlı bitiyor, bir yudumda gidiyor
Kimsenin kimseye tahammülü kalmadı.
Birbirimizin yarasını sarmıyoruz artık; birbirimizi yaralıyoruz.

Sonra dönüp “neden bu kadar yalnızız?” diye soruyoruz.

Çünkü modern dünya bize güçlü görünmeyi öğretti ama sadakati öğretmedi.
Kibir öğretti ama merhameti öğretmedi.
Kalabalıkları öğretti ama bir insana ait olmayı unutturdu.

İşte tam burada Nilüfer’in yıllar önce söylediği o söz gelip insanın yüreğine oturuyor,

“Ardına bakmadan gitmek zor
Alışmak zor şeydir nedense
Yaşamak ya da ölmek aynı
Yalnızlık o ayrı işkence…”

Ne kadar derin cümlelerdir bunlar…

“Yaşamak ya da ölmek aynı…”

Demek ki insan bazen nefes aldığı halde aslında ölüdür.
Demek ki insanın gerçek mezarı toprak değil; unutulduğu kalp olabiliyor.

Ve yalnızlık…

Kalabalık sofralarda bile insanın içine çöken o sessizlik,
Gece herkes uyuduğunda tavana bakıp kendi içindeki boşluğu dinlemek,
Birine “kal” diyememenin ağırlığı,
Telefonun çalmamasına alışmak,
Bir zamanlar “umudum, ömrüm” diyen birilerinin birbirlerine olan hasreti, susamışlığı.

İnsanı en çok ölüm değil, unutulmak yoruyor.

Çünkü herkes gitmiyor aslında…
Bazıları içimizde kalıp her gün biraz daha eksiltiyor bizi.

Belki de bu yüzden bazı şarkılar eskimiyor.
Bazı vedalar unutulmuyor.
Bazı gözler yıllar geçse de insanın içine bakmaya devam ediyor.

Ve insan şunu anlıyor,

Hayatta herkesle yaşanıyor ama herkesle ölünmüyor.

Bir gün son nefesimizi verirken dudaklarımızdan hangi isim dökülecek acaba?

İşte bütün mesele budur.

Çünkü insan ölürken yalan söylemez.

Şimdi Nilüfer’in inkâr etme şarkısına açın ve gözlerinizi kapayarak bir kez daha dinleyin.