Kaderin Cilvesi Ve Sillesi

Bu yazıyı, balkonda çayımı yudumlarken aklıma düşen bir söz yüzünden yazmaya karar verdim: “Keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner.” Bence bu söz, anlatmak istediğim şeyin tam merkezini oluşturuyor…

Abone Ol

Trabzonspor’un ligin son haftasındaki rakibi, 31 puanla tehlike bölgesinde bulunan Gençlerbirliği. Yani sezonun ilk yarısında Ankara’da 4-3 kaybettiği takım… Ama o maçın hikâyesi skordan ibaret değil. O gün sahada olanları unutamıyorum. Gençlerbirliği’nin o tarihteki teknik direktörü Metin Diyadin, bir teknik adama hiç yakışmayacak şeyler yapmış, kazanmanın verdiği coşkuyla sınırları aşmış; futbolun, sporun ruhuna sığmayacak tavırlar sergilemişti. O tarihte Taka gazetesinde “Kapıyı Aralık Bırakmak” konulu bir makale yazmıştım. O yazıma bugün tekrar bakma gereği duydum. Yazımda anlatmak istediğim şey, “Çıktığın kapıyı hızla çarpma, geri dönmek isteyebilirsin” düşüncesinin kısaltılmış haliydi.

Kaderin cilvesidir ki Gençlerbirliği’nin teknik direktörü Metin Diyadin daha sonra 14 Şubat 2026 tarihinde görevinden ayrılmış yerine Volkan Demirel getirilmiş ve ligin bitimine iki hafta kala 5 Mayıs 2026 tarihinde Volkan Demirel görevinden istifa etmiştir. Aynı tarih itibariyle Metin Diyadin Gençlerbirliği ile anlaşarak görevine tekrar geri dönmüştür. Zaten belli belirsiz dönemlerde teknik direktörlerin görevlerine son verme ve daha sonra aynı teknik direktörle tekrar anlaşma zihniyeti, Türk spor tarihinin kanayan ve sürekli devam eden yaralarından biridir (Bu durum başlı başına bir araştırma konusudur). O zamanki düşüncelerim, Trabzonspor’un Gençlerbirliği takımıyla 13-17 Mayıs 2026 tarihleri arasında yapacağı iki maçlık süreçte kaderin acı bir rastlantısı olarak bu hafta karşımıza çıkmaktadır.

Şimdi durum ne? 13 Mayıs 2026 tarihinde oynanan Ziraat Türkiye Kupası yarı finalinde Gençlerbirliği çok sayıda genç futbolcuyla oynamasına rağmen “Bu takım nasıl düşme hattında olur?” sorusunu sorduracak şekilde mücadele etti. Hatta maçta bir gol atarak öne geçmesine rağmen Trabzonspor, çok iyi futbol oynamasa bile tecrübesi, özellikle golcü oyuncusu Muçi’nin uzatmalarda attığı muhteşem golle Gençlerbirliği’ni kupadan eleyerek kupa finalinde Konyaspor’un rakibi oldu. Fakat bu maçta Gençlerbirliği teknik direktörünün hakkını teslim etmek gerek. Önceki maçın aksine gayet olgun, sakin ve mütevazı bir duruş sergiledi. Özellikle hocayı bu maç için kutluyorum. Umarım, aynı tavırları sonuç ne olursa olsun pazar günü oynanacak lig maçında da sergiler… Hataları eleştirdiğimiz gibi olumlu ve mantıklı davranışları da takdir etmek gerekir diye düşünüyorum.

Gelelim 17 Mayıs 2026 Pazar günü bu kez süper Lig’de oynanacak olan Gençlerbirliği mücadelesine. Gençlerbirliği güzel ve hızlı futbol oynamasına rağmen, ilginçtir ligin dibine demir atmış, küme düşmemek için can çekişen bir takım ve durumu kritik… Diyadin ise gönderilip geri getirilen bir teknik direktör… Ve bu kez Trabzonspor’un karşısına bir haftada ikinci kez çıkarak var olma mücadelesi verecek bir takımın teknik direktörü… 13 Mayıs’ta kupa yarı finali, 17 Mayıs’ta ligin son hafta karşılaşması. İlginç değil mi? Bu ne yaman çelişki diyesim geliyor. Aynı takım, aynı teknik direktör bir haftada iki var-yok olma mücadelesi… Fakat bu sefer hava tamamen farklı… Ligin son maçı ve ligde kalması Trabzonspor’un elinde…

Trabzonspor ise üçüncülüğü garantilemiş, sırtında yük yok. Motivasyonu ne olacak? Kupa yarı finalini kazanmanın oluşturduğu rahatlık mı yoksa ligin son maçında galip gelerek oluşturacağı bir prestij mi? Ama asıl mesele, son Lig maçının Gençlerbirliği için ne anlama geldiği gerçeğidir. Bir tarafta kupadan elenmenin yarattığı hayal kırıklığı etkisi, diğer tarafta ligde kalma savaşı… Diyadin, şimdi kulübün kaderini belirleyecek bir sürecin parçası…

“İlahi adalet” lafı işte tam da burada devreye giriyor. Futbol sadece 90 dakikadan ibaret değil. Geçmişte yaptığın her hareket, söylediğin her söz bir gün karşına çıkıyor. Diyadin’in o maçtaki tavırları, belki de bugün yaşadığı zorlukların habercisiydi. “Kibir, düşüşün başlangıcıdır” derler ya, işte bu hikâye tam olarak bunun kanıtı…

Bu iki maç, bir spor karşılaşmasından çok daha fazlası… Bir karakter testi… Trabzonspor’un rahatlığıyla Gençlerbirliği’nin çaresizliği arasında sıkışmış bir dram… Belki de kader, Diyadin’e “O günkü hareketlerinin bedelini ödeyeceksin” diyor. Gençlerbirliği’nde görev almış iki teknik direktörü yorumlayalım. Metin Diyadin ve Volkan Demirel… Bunlardan birisi yıllarca futbolculuğunu yaptığı, ekmek kazandığı takımın en zor günlerinde küme düşme hattında ve 2 maç için görevi kabul etmesi, diğeri Ligin sonu gelmeden yine ligin bitimine 2 maç kala istifa edip, takımını yalnız bırakan Volkan Demirel… Sorarım size, sizce hangisi erdemli, onurlu ve delikanlı? Diyorum ki, Metin Diyadin’in tüm olumsuzluklarını, hatalarını, eleştiririz, yazarız. Tüm bunlara rağmen bu şehrin çocuğu Metin Diyadin Trabzon insanına yakışır bir tavır sergileyerek organik bağı olan eski takımında görev almış, sorumluluktan kaçmamıştır. Batar mı, batmaz mı? Şuan bilinmez ama gemiyi ilk önce terk edenlerden olmamıştır. Ligin bitimine iki hafta kala Gençlerbirliği’ni yalnız bırakan Volkan Demirel’i unutmayalım. Biz, kenardan izlemekten başka bir şey yapamıyoruz. Çok ilginç değil mi? Futbol, bazen bir ahlak dersine dönüşebiliyor.

Öğr. Gör. Ed. Yılmaz ÇAKMAK