Karadeniz coğrafyasında binyıllardır kullanılan yerel (Rumi) takvime göre Kalandar’ın birinci günü, bugün kullandığımız Miladi Takvim’de 14 Ocak’a denk gelir. Kutlamalar ise her yıl 13 Ocak’ı 14 Ocak’a bağlayan gece yapılır. Latince Calendae kelimesinden gelen “Kalanda”, ayın ilk günü anlamını taşır; bu yönüyle yeni bir yılın, yeni bir başlangıcın adıdır. Yerel takvimde yılın ilk ayı olan Ocak’a da bu nedenle “Kalandar ayı” denir.
Yüzyıllar boyunca bazı değişiklikler geçirse de Kalandar adetleri özünü kaybetmeden günümüze kadar ulaşmıştır. Bu geleneğin en canlı yaşatıldığı yerlerden biri de Uzungöl mahalleleri ve çevre köyleridir. Burada yeni yıl kutlamaları “Kalandaris Kulandaris” sözleriyle başlar. Ürkütücü kıyafetler giyen Kalandarcılara ise “Karagoncilolar” ya da “Karakoncilolar” denir.
Kalandar gecesi köyün gençleri bir araya gelir; tanınmamak için ilginç kıyafetler giyer, yüzlerini boyar. İçlerinden biri “dede” seçilir; üzerine aba ya da kürk giydirilir, yünden yapılmış sakal ve bıyık takılır, başına mutlaka külah yerleştirilir. Diğerleri tüylü kostümlerle “Karaconcolos”, yani “tüylü yaratık” kılığına girer. Gürültü çıkarmaları için bellerine çanlar, ziller bağlanır; ellerine değnekler verilir. Toplanacak yiyecekler için heybe ve torbalar hazırlanır.
Akşam olduktan sonra köyün bir ucundan başlanarak evler tek tek dolaşılır:
Kalandaris kulandaris,
Erkek uşak dişi buzak,
Ver Allah’um ver,
Dolsun köşe bucak…
Evlerin önünde ya da içinde, adeta küçük bir halk tiyatrosu sahnelenir. Dede sandalyeye oturtulur, çalgılar çalınır, horonlar oynanır. Ekibe “goncoloz” adı verilir ve gezilen her evde torbalar yiyeceklerle doldurulur. Türküler, maniler köyün karanlık gecesini neşeyle aydınlatır.
Birçok kişinin çocukluğundan hatırladığı “komşu kapısına çanta atma” eğlencesi de Kalandar gecesinin vazgeçilmezidir. Gençler ve çocuklar omuzlarındaki torbalarla kapıları dolaşır:
Kalandar Gecesi, Devlet Bacası,
Torbayı Dolduran Cennet Hocası,
Doldurmayan Cehennem Hocası…
Çantalar uzun bir ip yardımıyla kapılara bırakılır; açan komşu içine armağanlar, kuru yemişler koyar. Tanınmamak için giyilen tuhaf kıyafetler, gecenin eğlencesini daha da artırır.
Bu geceye özel olarak birçok evde lahana sarması, mısır ve patates haşlaması, kabak dilimi; fındık, ceviz, elma, armut, ayva gibi yiyecekler hazırlanır. Bir yıl boyunca evde bolluk ve bereket olması için bu yiyeceklerin Kalandar gecesi yenmesine inanılır.
Kalandar sabahı güneş doğmadan evin kadınları uyanır; eve su serpilir, mısır haşlanır ve çocuklara yedirilir. “Rızık meleklerinin evi ziyaret edeceği” inancıyla tüm kapılar açılır. Önce paraya, sonra suya ya da denize bakılır. Kalandar ayının ilk günü eve giren kişinin uğur getireceğine inanıldığından, temiz giyimli ve varlıklı kişilerin eve girmesi özellikle beklenir.
Elbette bunlar Kalandar geleneklerinin yalnızca bir kısmı…
Ancak açık olan şu ki: Kalandar sadece bir gece değildir. Küçük hediyelerin büyük sevinçlere dönüştüğü, soğuk kış gecelerinin sıcak bir tebessümle ısındığı, komşuluğun, dayanışmanın ve paylaşmanın yeniden hatırlandığı bir kültürdür. Geçmişten geleceğe uzanan bu mirası ve kadim geleneklerimizi yaşatmak, onları bizden sonraki nesillere aktarmak hepimizin sorumluluğudur.