"Kalem ve gül"

"Gelin gülle başlayalım atalara uyarak Baharı koklayarak girelim kelimeler ülkesine"(S. Karakoç)

Abone Ol

Akıl ve duygu arasında kurulan muhkem bir köprü: Kalem ve gül

Kalem ve gül, edebiyat bahçesinde iki mübarek lâfız... Hayatın iki temel unsurudur onlar. Gül aşkın, güzelliğin ve zarafetin simgesidir. Kalem ise düşünceyi ve aklı temsil eder. İkisi bir araya gelince gönül puzzle'ı tamam olur. Biri öbürüyle anlam bulur zannımca.

Farsça bir kelime olan gülün İslâm medeniyetinde apayrı bir yeri ve önemi vardır. Zira gül medeniyetinin çocuklarıyız biz. Gül kokar dört bir yanımız. Her birimiz güller yetiştiren bahçıvanlarız, gül yetiştiren adamlarız. Güzel olan her şey gül gibidir gönül nazarımızda.

Allah'ın "Cemal" sıfatının tecellisidir gül. Sevgilinin yüzü ve yanağı, rengi ve parlaklığından dolayı güle teşmil edilir. O ki mesnevilerde mutlak güzelliğin simgesi ve ilâhî aşkın sembolüdür. Gülün ömrünün kısa olması, hayatın geçiciliğini de ifade eder bihakkın.

Gül, aşk bahçesinde neşvünemâ bulmuştur her dem. Gül naz, bülbül niyaz için yaratılmıştır derler. Gül ki bülbülün vazgeçemediği sevgilisidir, onsuz yarım kalandır.

Kelimeler ülkesinin başkenti hükmündedir gül. O kelimeler ki sınanmakta olduğumuz hayatı derin ve anlamlı kılandır. "Mona Rosa. Siyah güller, ak güller. Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak." dizelerinin geçtiği Sezai Karakoç'un "Mona Roza" şiirindeki "roza"dır.

Hikâyeci Emir Kalkan "Güle Hasredilmiş Hikâyeler"de güllerden bahsederken, şöyle tanıtır onları bize öyküsünün birindeki ‘Nene’nin diliyle: “Güller kısım kısımdır. Her kırmızı, gül değildir. Çeşit çeşittir güller; renk renktirler: Sarı, mavi, yeşil gül. Pembe, mor, kırmızı gül. Ve kızıl gül. Çırpı gülü, çalı gülü, sincan gülü, yağ gülü. Sahte gül ve yalancı gül…”

Doyumsuz sevginin, özlemin ve sadakatin simgesidir güller.

Sevginin, özlemin ve sadakatin simgesidir güller. Gülle yoğrulmuştur ilâhî ve beşeri bütün aşklar. Onun içindir ki sevgiliye verilebilecek en anlamlı hediye olarak kabul edilirler.

Çiçeklerin padişahı olan gül, fahr-i kâinat olan Peygamber Efendimizin de simgesidir. O güzeller güzelinin rayihası cihana sinen Peygamberin teridir. O ki güllerin ve gönüllerin efendisidir. Hiçbir kalem onu yazmakla bitirememiştir. Bütün kalemler onu yazarak şerefyâb olmuştur. Gözlerimizdeki nem, gönüllerimizi kuşatan elem onun hasretindendir.

Gülün güzelliğini aşikâr etme iddiasıyla yazılmış naatler vardır kalemlerin yazıp da bitiremediği. O naatler ki gülün kokusunu taşır divitlerin inci hükmündeki mürekkebine.

Bin yılı geride bırakan edebiyatımız adeta bir güller bahçesidir. Bu bahçede güle hasredilmiş şiirlerden hikâyelere, denemelerden romanlara dek binlerce eser mevcuttur.

Kadim edebiyatımızda kendine en çok yer bulandır gül. Divan şiirinde 150 değişik anlamda kullanılan gül, mazmunların en güzeli, yüreğe en dokunanıdır. Bu vadide şiir soluyan şairlerin medar-ı iftiharıdır gül temalı şiirler. Gül metaforu (mazmun) ölümsüz aşkların remzidir. Halis gül suyuna banılmış nice aşk mesnevisi vardır edebiyatımızda.

Kalem ki iç dünyamızın aynası hükmündedir.

Gül deyince kalem de zikredilir o esnada. Kalemle gül aynı ruh ikliminin doyumsuz meyveleridir. Kalem ve gül, edebiyatımızın çok derinlerinde kendine yer bulur daima.

Kalem deyip de geçmemek lâzım. Kalem, kadim medeniyetimizin temel dinamiklerinin başında gelenidir. Kalem ki iç dünyamızın boy aynası hükmündedir.

İnsan oluşumuzun ve insan kalışımızın yegâne delili olan sevgiyi ve bitimsiz muhabbeti sadırlardan satırlara taşıyandır kalem. O varsa insanî duygular vardır ilelebet.