O ki “Kamutay” diyerek başladık. Anlamını da belirtelim:
“Kamutay, Öz Türkçe de parlamento veya meclis (millet meclisi) anlamına gelen, "kamu" (tüm/halk) ve "toy/tay" (toplantı/kurultay) kelimelerinden türetilen bir terimdir. Atatürk tarafından TBMM karşılığı olarak kullanılmış, tarihsel Türk devletlerindeki toy ve şura geleneğinin modern yansıması olarak "Yurttaş Meclisi" manasına da gelir.”
Her ne kadar iradenin küllisi ile cüzisini büyük bir hataya, gaflete düşerek, dahası günaha da girerek, başka hesaplar ve çıkarlar uğruna aynı kefeye koyup, halkta, millette, ümmette kafa karışıklığı yaratmaya çalışanlar, inatlarından bir türlü vazgeçmeseler de, 23 Nisan 1920’de kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi zaman zaman arıza yapsa da 106 yıldır dimdik ayaktadır.
Hiç kimsenin endişesi da olmasın. Atatürk’ün 23 Nisan’ı emanet ettiği Türk çocukları var olduğu müddetçe de Türkiye ve O’nun Kamutay’ı dimdik kalacaktır.
AİLE OLMAK DA, ÇOCUKLAR DA AZALIYOR!
O ki bugün, yarınlarımızın geleceği olan çocuklarımızın günü, yine onların nüfus kütüğündeki yerlerine baktığımızda karşımıza çıkan endişeden devam edelim.
Yapılan son tespitte 0-17 yaş arasında olan ve “Çocuk” olarak tarif edilen nüfusun oranı yüzde 25’in altına kadar düştü. Çok değil, 20 yıl önceki yüzde 37’den bu düşüş. Ve bu 1935’den bu yana yaşanan en düşük rakam.
Varın böyle giderse 20 yıl sonrasında “Geleceğimizin teminatı” olarak sayacağımız çocukların nüfus içindeki oranının nereye kadar ineceğini siz tahmin edin.
Oysa devlet eliyle adeta “En az 3 çocuk kampanyası” çok zaman önce başlatılmamış mı idi. Demek ki hiç işe yaramamış, aksine tersine gerçekleşmişti.
Bu durum da ne diyeceğiz?
“Alt yapısı hazırlanmadı mı?” diye mi sorarsınız!
Yoksa “Ekonomik ve sosyal şartlar cevaz vermiyor ki” mi dersiniz!
Ya da, “Aile bakanlığımız var ama aile kurma ile birlikte çocuk sahibi olma tercihi de azalıyor” mu dersiniz!
Her ne derseniz deyin, acı gerçek çırılçıplak ortada.
Evliliklerde azalıyor, çocuk sahibi olmakta. Çok yakın bir gelecekte yüzde 17 ler civarında olan Avrupa’daki çocuk oranının altına da düşersek kimse şaşırmasın!
MUSTAFA DESTİCİ’YE FINDIK RAKAMLARINI DESTE ETTİK!
Geçen hafta Trabzon’a gelen Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici’nin fındık sektörü hakkında bilgi edinme davetine Trabzon Ticaret Borsası Başkanı Eyyüp Ergan ile birlikte icabet ettik.
Eyyüp Ergan, kendisine rakamların egemen olduğu 2026 Fındık Raporu’nu verdi. Bilgiler aktırdı. Soruları cevaplandırdı.
Sayın Destici, fındığın rekolte, fiyat ve ihracat rakamlarına baktıktan sonra, bana doğru dönerek, “Neden bu rakamlar istikrarlı değil?” diye sorunca, kıssadan hisse diyerek iki cümle ile durumu özetledim:
“Bundan 40 yıl önce Anadolu Ajansı’nda muhabir olarak görev yaparken fındıkla ilgili haberlere, ‘Dünya fındık üretim ve ihracatının yüzde 80-85’ini karşılayan Türkiye’ diye başlardım. Şimdi ise raporlara, ‘ Aynı rakamları yüzde 70’in altında” diye yazabiliyorum.”
Sayın Mustafa Destici, “Anladım” dercesine yüzüme baktı ve daha bir şey sormadı. Gerçek tüm çıplaklığı ile ortada idi.
HASAN SABIR’IN ALARMINI, ANLADILAR MI?
Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçı Birliği’nin seçimli genel kurulu geçen hafta sonu Giresun’da yapıldı. Hasan Sabır yeniden başkanlığa seçildi.
Sayın Sabır ve yönetim kurulunu tebrik ediyor, Türk fındığı adına olan süreci gözümüz önüne getirdiğimiz de, “Allah yardımcınız olsun” demekten başka bir dilek bulamıyoruz!
Hele hele Sayın Sabır’ın; “2025 yılı fındık ihracatı 1980’in rakamlarına indi” diyerek alarm zilini şiddetli çalmasına rağmen, başta devlet-i aliyyedekiler olmak üzere, meclisteki ve sektördeki çokların “Adın ne Reşit, sen söyle sen işit” babından seyretmeye ve zikretmeye devam ettikleri; “Allah’ım bunlara akıl fikir ihsan eyle. Doğru yolu göster” diye duada etmek lazım sanırım!
FINDIKTAKİ ASIL TEHLİKE…
Giresun Üniversitesi Fındık İhtisaslaşma Koordinatörü Doç. Dr. Ali Turan; “Fındıkta asıl tehlikenin verim düşüklüğü” şeklindeki beyanatını okuyunca, “Ne yaptın sen Hocam? Şimdi seni tefe koyarlar. Sen nasıl fiyat dururken, asıl tehlike olarak verim düşüklüğünü söylersin?” diye endişelenmedim değil!
Ama sanırım, sürekli fındıkta “Fiyat, tekel ve oyundan” dem vuranlar duvara tosladıklarını anlamaya başladılar ki, “Bir de akademisyenleri karşımıza almayalım. Hele hele Ali Turan hoca gibi tepeden tırnağa fındığı iyi bilenleri…” diye düşünüyorlar!
Fındıkta temel sorunun verim olduğuna işaret eden Ali Turan’ın işin özeti olan açıklamasından bir bölümü paylaşıp, “Çeyrek asırdır, fındıkta verim ve kaliteyi arttırmaktan, yaşlı bahçelerin yenilenmesinden dem vurduğumuzu” hatırlattıktan sonra bitirelim:
“Özellikle birinci standart bölge olarak adlandırılan Ordu, Giresun ve Trabzon’da bahçelerin yaşlanmasıyla birlikte verim ciddi şekilde geriledi. Türkiye’nin dünya fındık üretimindeki payı da son yıllarda düşüş eğiliminde. Tarım Bakanlığı verilerine göre yaklaşık 15 yıl öncesine kıyasla bu pay azalmış durumda.”
ŞEYTAN İLE KISSADAN HİSSE…
Çıkarına şeytan
"Şeytanla işbirliği yaparak, O'nun kapıdan sessizce içeri girmesine göz yumarsanız, şeytanın işini bitirdiği zaman, sessizce çıkıp gitmesini beklemeyiniz."
Kıssadan hisse; şeytanın yaptıkları kime uyarsa!
*
Necip Fazıl’dan şeytan
Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.
*
Merak ettiğim…
Şeytanla yatıp kalkıp da, ahrette cennetin kapısından geçmeyi düşünenlerin ahvalidir.