KELEBEKLER BİR GÜN YAŞAR
Kışın bitimi yeni bir baharın ilk günleriydi. Güneşin, pırıl pırıl altın ışıklarını yeryüzüne yolladığı bir ilkbahar sabahıydı. Bir ipek böceği iken başladı kozasını oya gibi örmeye. Küçücük bir yumurta şeklini alana kadar. İşte o güneş ışığın
Güneşin, pırıl pırıl altın ışıklarını yeryüzüne yolladığı bir ilkbahar sabahıydı.
Bir ipek böceği iken başladı kozasını oya gibi örmeye.
Küçücük bir yumurta şeklini alana kadar.
İşte o güneş ışığını gören kozalardan siyah-beyaz bir kelebek çıktı ortaya.
Tül gibi ince bembeyaz kanatları vardı. Birden kendini bir bahçenin çiçekleri arasında buldu.
Önce iç dünyasını yarattı
Sonra özgürlüğüne kavuştu.
Önce bahçeyi dolaştı. Sonra dinlenmek için kırmızı bir güle kondu.
Dinlenirken, kanatlarını dikleştirip birleştirmişti. Etrafına baktı. Doyasıya yeşilliğe daldı saatlerce seyretti o güzelliği.
Şimdi dolaşma vaktiydi, yaşamalıydı, önünde uzun zamanı vardı zannettiği. Ağaçlara uçtu. Çiçeklere kondu. Mutluydu, özgürdü. Herkes ona bakıp imreniyordu.
Kırlarda papatyaların, yeşil otların, güllerin üstünde uçuyor. Çılgın gibi özgürlüğün tadını doya doya çıkarıyor. Akşama kadar kim bilir nereleri gezecek.
Akşama kadar çiçekten çiçeğe, daldan dala uçup durdu.
Ama Güneş batarken bir garip hüzün kapladı içini.
Canı darlanıyordu
Sanki hissetmişti tüm güzelliklerin sona ereceğini.
Kelebekler bir günlük ömürlerine kanat çırparken elbette bilmiyorlar ömürlerinin sadece 24 saatle kısıtlı olduğunu.
Kısacık ömürlerinde belki de çok mutludurlar. Gam yok, keder yok, karışanı yok, üzülmek yok, insanlardan incinmek yok, ağlamak yok, sadece uçuyor daldan dala çiçekten çiçeğe konuyor, hür iradesiyle.
Akşam olunca bu dünyayı terk edeceğini bilerek veya bilmeyerek belki bir görev için gelmişlerdir dünyaya kim bilir.
Belki de başka bir boyuttan gelmişlerdir, insanlara bir mesaj vermek için: “Bakın kısacık ömrümüze neler sığdırıyoruz” der gibi.
Kozalarında çıkıp özgürce dolaşan sevimli kelebekler belki dünyamıza geldikleri için teşekkür ediyorlardır Yaradanlarına.
Belki bir günlük özgürlüklerini böyle kutluyorlardır.
Sadece 24 saate ne kadar çok şeyi sığdırdıklarını.
Ve sadece bir günlük olan ömrü bitmişti işte siyah-beyaz kanatlı kelebeğin.
Son bir kez etrafına baktı.
Batan güneşe daldı.
Dünyası karardı
Ve bir daha hiç uyanmadı.
Asla da uyanmayacaktı.
Bazen yaşamda ihtiyaç duyduğumuz şeydir verdiğimiz çabalar.
Mücadele edersiniz
Bazen içinizi acıtırlar,
Bakarsınız önünüze ama kaybolursunuz sonsuzluğa.
Aslında insan hayatı bir kelebeğinki kadar kısa değil mi?
Kelebekler gibi var olan güzellikleri kaybetmeden yaşamasını bilmeliyiz.
Tüm sevdiklerimizle birlikte geçirebileceğimiz daha ne kadar zamanımız var ki?
Bırakın içimizde var olan güzellikler çıksın ortaya, kuşatsın her yanımızı en az karamsarlıklarımız kadar.
Kelebeğin ömrüne bir gün demeyin,
O ayları değil anları yaşar.
Ve kelebekler topu topu bir gün yaşar ve hayattan o bir günde aldıkları tadı ve hazzı biz bir ömür boyu alamıyoruz.
Ne garip değil mi?