52 senedir haklı olduğumuz davada haksız gibi algı operasyonları ile ne yazık ki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yeteri kadar bağımsız olamıyor, her ne hikmetse Türk askeri işgalci görülüyor. Ecevit ve Erbakan’ın dik duruşu, TSK’nın da muazzam operasyonel gücü ile birleşip Rumların Enosis hayallerini Akdeniz’in sularına gömmüştük. Bugün Doğu Akdeniz’deki jeopolitik varlığımızı ve Mavi Vatan haklarımızı buna borçluyuz…
Bence 52 sene önceki bu zafer, emperyalizme atılmış en net tokatlardan biridir.
ABD’ye de selam olsun diyorum, gör bak o kadar baskınıza rağmen neler yapabiliyormuşuz. Hey gidi günler, hey. Şimdi de mektupla Rahip salıveriyoruz o da ayrı, içime dokunuyor…
Biz o dönemler milliyetçiliği sokak duvarlarına değil, Kıbrıs’ın topraklarına, Ege’nin deniz yataklarına, Batı Anadolu’nun haşhaş tarlalarına yazmışız.
Kıbrıs Fatih’i Karaoğlan rahmetli Bülent Ecevit’i bir kez daha rahmet ve saygı ile anıyorum…
Tüm şehitlerimizin mekânı cennet olsun ve Kıbrıs vatandaşlarımızın kurtuluş günü kutlu olsun.
Zafer, zafer benimdir diyebilenlerindir.
KIBRIS’A MEZAR TAŞI GÖTÜRMEK…
Bizim değerli büyüğümüz rahmetli gazeteci Ömer Güner o dönem Trabzon Toprak İskân Müdürü, babamda o dönemler Trabzon Türk Hava Kurumu Başkanı.
1975 senesi…
Kıbrıs’a Trabzon’dan göç getiriyorlar. Devlet politikası, Türk tebaanın sayısını yükseltecekler. Trabzon Çaykara ilçesinden de Kıbrıs’a aileler taşınıyor. Toprak veriyor devlet, bizim Çaykaralılar da aileleri ile Kıbrıs’a yerleşiyorlar. Bir iki kafile gitmiş, son bir kafile ile Ömer Emice babamı da davet etmiş. “Gel İhsan Bey, kafilelerle gider döneriz” demiş. Sadece babam değil elbette, Trabzon’daki diğer sivil toplum kuruluşu başkanlarının da olduğu bir heyetle Toprak İskân Müdürlüğü kafilesi yola çıkıyor.
Lefkoşa, Gazi Magosa falan yerleştiriliyor Çaykara’dan getirilen kafileler.
Epeyce bir gün sürüyor ailelerin Kıbrıs’a yerleşmesi. Heyet geri dönecek, Ömer Emice ve görevliler tüm bölgeye yerleştirilen hemşerilerimizi ziyaret edip denetliyor. Tek katlı bahçeli muhteşem villalar. Bizimkiler uyum sağlayamıyor elbette, kimi alafranga tuvaletin üstüne saksı koymuş, çoğu dışarda bahçede hacet bırakacak helalar yapmış.
Babam gittikleri evin önünde daha ambalajı sökülmemiş bir mezar taşı görüyor soruyor bizim Çaykaralıya, “dedemin mezar taşı” diye cevap alıyor. Şaşkın şaşkın soruyorlar “Arkadaş, senin deden yıllar önce Çaykara da ölmedi mi, oraya defnetmediniz mi?”
Çaykaralı müthiş zekâsı ile “Haçan bir Rum gelip ‘bu ev benim’ derse yıllar sonra ne yapacağuk? Bende ‘bak dedem bile burada ölmüş, ahan mezarı’ der çıkarım işin içinden…” diye cevap veriyor…
Bir kez daha tüm şehitlerimize rahmet, gazilerimize şükran ile…
HER EVDE 3 ARAÇ…
On sene önce Reis “hamdolsun, her evde 3 araç var” demişti, sonra takıldı 3 çocuk meselesine. Şimdi rakamlara bakıyorum Trabzon’da her 3 kişiden birinde araç var.
Yüce TÜİK 2026 rakamlarını açıklamış, Trabzon’daki trafiğe kayıtlı motorlu araç sayısı 300 bin sınırına dayanmış. (299 bin 693)
Nüfusun 823 bin 323 e kıyasla, yaklaşık 3 kişiden birimizin aracı var. Aileyi 3-4 kişi saysan demek ki her ailenin bir otomobili var. Peynir ekmek gibi çakılı ihtiyaç oldu otomobil.
Çık mesai çıkışlarında Trabzon trafiğine resmen canavar olursun, aradaki motorlu kuryeleri saymıyorum bile. Kredi kartı borcunun asgarisini dahi ödeyemeyen, 2026 yılının ilk 6 ayında binlerce vatandaşı yasal takibe düşmüş Trabzon’da bence siyasiler bunu oturup düşünsün.
Bacası tütmeyen bir kentte bu kadar araç niye var?
Yolları falan geçtim, sadece bu soruya odaklansalar yeter.
Çok güzel bir söz vardır: “Gelişmiş ülke, fakirlerin araba sahibi olduğu bir yer değil, zenginlerin toplu taşıma araçlarını kullandığı yerdir.”
Anladınız sanırım demek istediğimi…
BORAZANLIK ALDI BAŞINI GİDİYOR…
Bence en keyifli mesleklerden biri “borazanlık”, hele de içini “iktidar” ile “patron” ile doldurursan çok keyifli bir meslek haline geliyor.
Çok keyifli dedim ya, mesela alıyorsun eline kalemi bugün ne yazayım diyorsun, bakıyorsun gündeme, bakıyorsun iktidarın gündemine. Mesela bugün iktidar ne yapmış? Belediye başkanı hangi açılışları hangi yatırımları yapmış? Onun maaşlı medyası sana neler göndermiş? Ya da patronun sana neyi yaz demiş?
Halkın tepkisi falan boş ver, koy kenara.
Hemen kalemini iktidarın lehine oynatmaya başlıyorsun. Akabinde iktidar sahiplerinden de bir “övgü” bekliyorsun elbette. Geliyorsa sıkıntı yok, gelmiyorsa hemen vekil, il başkanı falan ne varsa arıyorsun. “Abi bak benim yazıma, sizden nasıl bahsetmişim” diyorsun.
Sevgili dostlar bunları uydurmuyorum yani, yaşadıklarım var.
İktidar sahipleri senden mutlu oldukça asla sorun olmuyor, sende bu al gülüm ver gülüm ile iktidar yağdanlığından küpünü dolduruyorsun.
Kendim için demiyorum ama bakıyorum Trabzon yerel medyasına, muhalefet yapan sanki bir benim gibi. Bunu görünce de Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’ne bir teklif sunmak istiyorum. 2026 Gazetecilik Ödülleri arasına mutlaka bir “Yıkama, Yağlama Jüri Özel Ödülü” ya da “Yılın En İyi Şakşakçısı Ödülü” gibi çok manidar (!) ödüllerde koyulması şart.
Koyun bu ödülleri bakın bizim gazeteci arkadaşlar birbirini yemezse ben Galaylı Gazan değilim.
DERS KİTAPLARI AYLAR SONRA GELİRDİ, BEN KÜÇÜKKEN…
“Ben öğrenciyken, ders kitaplarını kırtasiyeye sipariş ediyorduk. 3-5 ay sonra geliyordu. Birinci yarıyıl bitmiş oluyordu. Ben öğrenci iken sınıflar 70 kişiydi. Sınıflarda soba bile yoktu, soba olan okul lüks kabul ediliyordu. Annelerimiz fideyle odun yollardı…” demiş Türkiye Cumhuriyeti Eğitim Bakanı Yusuf Tekin.
Bu arkadaşın sözlerini yalanlamaktan inanın helak oldum.
Bakanlığa bağlı okullara sıvı sabun koyamayan bakan sallayıp duruyor işte.
He Yusuf he, Noel de kutlamıyorduk ülkede. Hatta bu yüzden her sene kızımı Noel kutlaması için sen değil ben Londra’ya gönderiyordum he…
Bakan bey, eski dönemlere atıp durmayın. Evet, birçok şey bugüne bakılırsa azdı ama yeterli idi. Kitap da vardı, okul da ısınırdı. Hatta öğretmenlerin de en disiplinleri vardı o dediğiniz dönemlerde. Ben orta halli devlet okullarında okudum hep, imkânlarımız belliyken bile yetiyordu inan. Eğitim kaliteliydi. Ben ilkokul bitirme sınavlarına girmiş bir öğrenciyim. İlkokulda bile sınıfta kalmış öğrencilerle aynı sınıflarda okuyorduk, ortaokulda, lise de üç beş sene kalan öğrencilerle dolu idi. Hele lisede aynı sınıfta okuyan pek çok kardeş vardı, büyük olan ha bire sınıfta kalınca alttan gelen küçük onu yetişirdi. Hiçbir öğretmen iltimas, torpil, kayırma yapmazdı. Sınıfta kalacak dedi mi o iş biterdi.
Yani demem o ki, o senin eleştirdiğin dönemlerde eğitim kaliteli idi.
Ya şimdi?
Senin gibi bakanlara muhtaç olmuşuz, ne diyeyim?
Akıl ihsan eylesin sana ve yandaşlarına…
SİBEL HANIM HASTANENİN PEŞİNİ BIRAKMIYOR
Önce AKP İl Başkanı 3 bin diye açıkladı, Büyükşehir Belediye Başkanı da onu tasdik etti, sonra İlçe Başkanı sayıyı 1.500 e çekti. Bir curcunadır gidiyor, Şehir Hastanesi’nde çalışmanın yolu ihtisas sahibi olmaktan geçmiyor bu sayede, git iktidar partisinin kapısına iş-güç sahibi ol. Gerçi onların suçu değil, ne yazık ki ülkeyi bu duruma bunlar getirdiler.
Rahmetli Ecevit işe girmeyi ona endekslemişti. KPSS sınavını onun döneminde koydular ama onu bile AKP çöpe attı. KPSS var ama AKP tarafından uydurulan mülakatta var. Gerçi Reis son yerel seçim öncesi yaptığı mitinglerin birinde mülakatı kaldıracağız sözünü vermişti ama o seçim vaadi idi. Seçim bitti, mülakata devam…
Şimdi ben geçenlerde de sormuştum, devlet hastane yapıyor o işte çalışacak işçisinden memuruna ihtisas sahibinden kapıdaki görevlisine kadar niye işe alım konusuna Büyükşehir Belediye Başkanı topa giriyor? İktidarın AKP İl Başkanı, İlçe Başkanı topa giriyor? AKP Milletvekilleri topa giriyor? Bu iştah niye?
İştah; torpil konusunda halkı parti kapısına, partili kapısına yönlendirme keyfi…
İşte Sibel Hanımda bunu soruyor TBMM çatısı altında Sağlık Bakanı’na "İş bekleyen binlerce vatandaşımız alımların tam olarak ne zaman yapılacağı, hangi meslek gruplarına kaç kişinin alınacağı ve başvuru şartlarının neler olacağı konusunda yetkili ve resmi bir muhatap bulamamaktadır. Sürecin İŞKUR üzerinden kura yöntemiyle yürütüleceği ifade edilse de; net bir alım takviminin, kesinleşmiş personel sayısının ve kadro dağılımının Bakanlıkça resmi olarak ilan edilmemesi, kamuoyundaki bilgi kirliliğini ve kayırmacılık (torpil) şüphelerini daha da artırmaktadır. Trabzon halkı, böylesine önemli bir istihdam kapısı hakkında siyasi aktörlerin çelişkili veya gayri resmi açıklamalarıyla değil, devletin yetkili kurumlarının şeffaf, liyakate dayalı ve somut verileriyle bilgilendirilmeyi beklemektedir." diyor. Ve soruyor; 1- İşçi alımını niye Sağlık Bakanlığı değil de iktidar partisinin İl ve İlçe Başkanları açıklıyor? 2- Bilgilendirmeler niye Bakanlık eli ile değil, siyasi parti (AKP) temsilcileri tarafından yapılıyor? 3- Büyükşehir Belediye Başkanı’nın “Yardımcı hizmet kadrolarının sadece Trabzon’dan alınması talebimizi Bakanlığa ilettik, Bakan’da kabul etti” demesi doğru mudur? 4- Kent Hastanesinde istihdam edilecek toplam personel sayısı nedir? 5- Planlanan personel alımları hangi tarihte başlayacak, takvimi açıklayacak mısınız?
Cevap verir mi Sağlık Bakanı?
Vermez, çok işleri var çokkkk…