Koltuk hırsı Atatürk'ün mirasını tüketiyor!

Siyasetin en acı tarafı şudur,

Abone Ol

Hiç kimse seçim kaybetmekten, milletin güvenini yitirmekten ya da sandıkta ağır bir yenilgi almaktan korkmuyor.

Ama herkes koltuğunu kaybetmekten korkuyor.

İşte Türkiye siyasetinin özeti tam da budur.

Bugün Cumhuriyet Halk Partisi'nde yaşananlar, sıradan bir teşkilat değişikliği değildir.

Bu yaşananlar, yıllardır bir türlü dinmeyen liderlik kavgasının, hizipleşmenin ve güç savaşının yeni perdesidir.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun mutlak butlan kararı sonrasında yeniden genel başkanlık görevine gelmesiyle başlayan süreçte, Türkiye'nin dört bir yanında teşkilatlar yeniden şekillendiriliyor. Kırka yakın il başkanının görevden alındı

Son olarak Trabzon İl Başkanı Mustafa Bak ile Ortahisar İlçe Başkanı Haluk Batmaz da bu tasfiye zincirine eklendi.

Elbette her genel başkan birlikte çalışacağı kadroyu belirleyebilir.

Kimsenin buna itirazı olamaz.

Ancak asıl soru şudur,

Bu değişiklikler partiyi büyütmek için mi yapılıyor, yoksa farklı düşünenleri susturmak için mi?

Çünkü dışarıdan bakıldığında görünen tablo hiç de umut vermiyor.

Bir tarafta ekonomik sıkıntılar,

Emeklinin geçim derdi,

Asgari ücretlinin ay sonunu getirme mücadelesi,

Gençlerin gelecek kaygısı

Üreticinin, çiftçinin, esnafın çığlığı,

Diğer tarafta ise koltuk hesapları,

İç çekişmeler,

Görevden almalar,

Tasfiyeler.

Millet yangın yeriyle uğraşırken siyasetçiler hâlâ birbirlerinin ayağını kaydırmanın hesabını yapıyor.

İşte seçmeni siyasetten uzaklaştıran da tam olarak budur.

Daha acı olan ise bunun sadece CHP'ye özgü olmamasıdır.

Merkez sağ da aynı hastalığa yakalandı.

Anavatan Partisi bölündü.

Doğru Yol Partisi bölündü.

Arkasından yeni partiler doğdu.

Sonra o partilerin içinden yenileri çıktı.

Her ayrılan grup kendisini gerçek adres ilan etti.

Ama sonunda kaybeden hepsi oldu.

Siyasette bölünmenin kazananı hiçbir zaman bölünen taraf olmadı.

AK Parti de bu gerçeği yaşadı.

Ahmet Davutoğlu ayrıldı.

Ali Babacan ayrıldı.

Yeni partiler kuruldu.

Aylarca, yıllarca "Türkiye'nin yeni umudu" denildi.

Peki sonuç?

Sandık, bütün hesapları bozdu.

Çünkü millet öfkeyle kurulan partilere değil, güven veren kadrolara bakıyor.

Şimdi aynı senaryonun CHP'de sahnelenmesi, sadece bu parti adına değil, Türk demokrasisi adına da düşündürücüdür.

Üstelik kulislerde Özgür Özel'in öncülüğünde yeni bir siyasi oluşum ihtimali konuşuluyor.

Eğer bu gerçekleşirse, CHP'nin zaten kırılgan olan yapısı daha da parçalanacak; siyaset adeta baklava dilimleri gibi bölünecektir.

Ve her yeni dilim, ana gövdeyi biraz daha küçültecektir.

Burada en büyük zararı kim görecek?

Ne Kemal Kılıçdaroğlu,

Ne Özgür Özel,

Ne de başka bir siyasetçi

Asıl kaybeden, yıllardır aynı partiye umut bağlayan milyonlarca seçmen olacaktır.

Çünkü seçmen, birbirini tasfiye eden siyasetçiler görmek istemiyor.

Seçmen, birbirini suçlayan liderlerden bıktı.

İnsanlar çözüm bekliyor.

Projeler bekliyor.

Güven veren siyaset bekliyor.

Kısacası hizmet bekliyor.

Siyasetin temel amacı millete hizmettir.

Eğer siyaset, kişisel hesaplaşmaların, rövanş duygularının ve koltuk savaşlarının esiri hâline gelirse, kaybeden sadece bir parti olmaz.

Kaybeden demokrasi olur.

Kaybeden siyaset kurumu olur.

Kaybeden Türkiye olur.

Ve en önemlisi...

Atatürk'ün "fikri hür, vicdanı hür" insanlar yetiştirmek için kurduğu Cumhuriyet'in en köklü partisi, kendi içinde fikir üretemez, sadece taraf üretir hâle gelirse, bundan hiç kimse sevinmemelidir.

Çünkü güçlü bir iktidar kadar güçlü, birlik içinde ve milletin güvenini kazanmış bir muhalefet de demokrasinin vazgeçilmez şartıdır.

Bugün CHP'de yaşananlar sadece CHP'nin meselesi değildir.

Bu tablo, bütün siyasi partilere yazılmış bir uyarı mektubudur.

Çünkü siyasette bir gerçek hiç değişmez,

Partileri dışarıdaki rakipleri değil, içeride bitmeyen koltuk kavgaları yıkar.

Ve unutulmamalıdır ki,

Koltuklar gelip geçicidir.

Ama milletin verdiği güven kaybedildiğinde, onu yeniden kazanmak yıllar alır.