Ahmet Ağaoğlu bugün mumla aranıyorsa, bunun sebebi yalnızca 2021-22 şampiyonluğu değildir. O kupa, sanıldığı gibi sadece saha içinde kazanılıp vitrine konan bir başarı değildi. Masada kaybedilme ihtimali olan, bedeli 35 milyon Euro’ya kadar çıkan bir şampiyonluktu. Ağaoğlu bu yükün altına girmedi. Telefonlarını kapattı, Avrupa’ya gitti ve Trabzonspor’u yeni bir borç bataklığına sürüklemedi. İşte asıl şampiyonluk oradaydı.
Bugün ise bazı “her şeyi bilenler”, Ahmet Ağaoğlu ile Ertuğrul Doğan’ı aynı kefeye koymaya çalışıyor. Büyük haksızlık. Başkan Doğan, ara transferde oyuncu almamış olabilir; ama elindeki sınırlı, mütevazı kadroyla 2.14 puan ortalaması yakalamış bir teknik akıl ve yönetim gerçeği var ortada. Rakiplerin harcadığı paralarla, kurduğu kadrolarla kıyaslandığında bu tablo başarı değil de nedir? Trabzonspor’u sevmek, her kötü günde istifa istemek değildir. Trabzonspor’u sevmek, şartları görmek, hesabı doğru yerden sormaktır. Bugün kulüp ayakta duruyorsa, bu bağırarak değil; sabırla, akılla ve sorumlulukla olur. Futbol hafızası zayıf olanlar sosyal medyada çoktur. Ama Trabzonspor’un kaderi, birkaç öfkeli tweetten daha büyüktür. Gerçekler bağırmaz… Zamanla konuşur.
GÜRÜLTÜYE KULAĞINI KAPAT SAHAYA BAK FATİH HOCA
Trabzonspor Teknik Direktörü Fatih Tekke, takım arkadaşlığını öne çıkarıp disiplinden ödün vermeden futbolcunun kalbine dokunmayı başardı. Katı ama adil bir düzen kurdu; yardımlaşmayı mecburiyet değil karakter haline getirdi. Sahada ne yapacağını bilen, oyunu öngören bir Trabzonspor izlemeye başladık. Sonuçlar gelince sadece puanlar değil, güven de büyüdü. Takım inandı, camia inandı.
Bu güven en çok da daha önce kapasitesinin yarısına bile ulaşamayan yabancı futbolcuları ayağa kaldırdı. Yüzde 30’larda gezen performanslar bugün 60-70 bandına çıktıysa, bu tesadüf değil. Bu, doğru liderliğin eseridir. Fatih hoca şimdi en zor sınavını veriyor: dışarıdan gelen gürültüye kulak tıkamak. Çünkü bu kadroyla buraya gelmek mucize değil, başarıdır. Trabzonspor; Fenerbahçe ve Galatasaray maçlarından alacağı galibiyetlerle Avrupa kapısını ardına kadar aralayabilir. Ama asıl mesele kaç maç kazanıldığı değil, Trabzonspor’un yeniden Avrupa sahnesine çıkmasıdır. Gerisi zaten gelir. Yeter ki hoca sahaya, takım birbirine, camia da bu emeğe inanmaya devam etsin.
İÇERİDEN KAZILAN KUYULAR
Antalyaspor maçında kayan sadece Oulai’nin ayağı değildi. O gün pusuda bekleyenlerin de iştahı kabardı. Ama aynı Oulai, Samsunspor maçında sahayı parselleyerek oynadı. Basmadık yer bırakmadı. Ve bazı maskeler düşmeye başladı. Ara transferde yalnızca Umut Nayir’in alınmasını bahane edenler, meseleyi futbol aklıyla değil hesap defteriyle okudu. Trabzonspor Başkanına edilen hakaretlerin sebebi transfer değildi; niyetti. Çünkü onların derdi Trabzonspor’un kazanması hiç olmadı.
Onlar, Trabzonspor tökezlesin diye bekleyenlerdi. Samsunspor maçı öncesi senaryo hazırdı: Kaybedilirse linç, kazanılırsa sessizlik. Pusuya yattılar. Ama bu kez hesap tutmadı. Trabzonspor kazandı.
Ve içimizdeki İrlandalılar yine avlarını kaçırdı. Bu kulübün en büyük sorunu bazen rakipleri değil, kendi içindeki sabırsızlık tüccarlarıdır. Daha düdük çalmadan hüküm dağıtanlar, top ayağa gelmeden infaz listesi yazanlar… Tek maçla yönetimi, hocayı, oyuncuyu silmeye hazır bu zihniyet ne Trabzonsporludur ne de futbolu bilir. Eleştiri akılla yapılır.
Kin pusuda büyür. Transfer yapılmadı diye yangın çıkaranlar, kulübün mali gerçeklerini bilerek görmezden gelen profesyonel huzursuzlardır. Tribünleri kışkırtıp yarın aynı yerden “biz demiştik” demek için beklerler.
Trabzonspor kimsenin egosunu parlatacağı bir oyuncak değildir.
Bu takım düşe kalka yürür. Ama arkasından kuyu kazanlarla değil.
Samsunspor maçı yalnızca üç puan değildi. Bir şeyi daha net gösterdi: Trabzonspor hâlâ ayakta. Ve bunu hazmedemeyenler var. Dışarıdaki düşmanla mücadele etmek kolaydır. Asıl zor olan, içeride forma giyip kalbi başka atanları teşhis etmektir. Tarih defalarca yazdı: Bu kulüp, içimizdeki İrlandalılara rağmen büyüdü. Yine büyüyecek.
TAŞ ATAN KÜÇÜLÜR, TAŞA HEDEF OLAN BÜYÜR
Önce Kocaeli… Sonra Antalya… Şimdi de Samsun… Coğrafya değişiyor ama zihniyet aynı kalıyor. Trabzonspor’un gittiği her deplasmanda karşısına çıkan şey futbol rekabeti değil; tahammülsüzlük, kompleks ve terbiyesizliktir. Sahada kazanamayanların tribünde hınç kusma geleneği artık kronik bir hastalığa dönüşmüştür.
Trabzonspor otobüsüne taş atmak; ne öfkeyle, ne heyecanla, ne de futbol sevgisiyle açıklanabilir. Bunun adı düpedüz acizliktir. Çünkü büyüklük, taş atmakla değil; taş atılmaya rağmen ayakta kalmakla ölçülür. Bazıları hâlâ anlamak istemiyor: Trabzonspor herhangi bir Anadolu takımı değildir. Trabzonspor, Anadolu’nun beyidir.
Kuzeyin değişmeyen kralıdır
Bu gerçek, yıllardır hazmedilemedi. İstanbul hegemonyasına kafa tutan, “Siz neyseniz biz de oyuz” diyen bu kulüp; kupalarıyla, duruşuyla, direnciyle hedef haline getirildi. Bugün yaşananlar tesadüf değil; yıllardır biriken kompleksin dışavurumudur. Sahada yen, alkışla. Yeniliyorsan sus, ders al. Ama otobüse taş atmak; futbola değil, insanlığa ihanettir. Buradan açıkça soruyorum: Türkiye Futbol Federasyonu neyi bekliyor? Birinin canı yandıktan sonra mı harekete geçilecek? Bir futbolcu, bir teknik adam ya da bir görevli yaralandıktan sonra mı “kınıyoruz” açıklaması yapılacak? Bu iş artık bireysel değil, kurumsal bir güvenlik zaafıdır. Caydırıcı ceza yoksa, bu taşlar yarın da atılır. Çünkü cesareti tribün değil, cezasızlık besler. Trabzonspor’un arabası taşlanıyorsa mesele Trabzonspor değildir. Mesele, büyüklüğü içine sindiremeyenlerin aynaya bakamamasıdır. Unutulmasın: Taş atan tarih yazamaz.
Ama taşlanan, tarihin ta kendisi olur. Trabzonspor bu ülkenin futbol vicdanıdır. Vicdana taş atanlar, eninde sonunda kendi utançlarının altında kalır.
TRİBÜN DEDİĞİN FAROZ’DU
Trabzonspor’un 1978–79 şampiyonluğu kupayla değil, karakterle kazanıldı. O karakterin adı Faroz’du. Kar, kış, soğuk, yağmur… Bahane yoktu. Deplasman yolu uzunsa, sevda daha uzundu. Faroz Mahallesi’nin önünde yürüyen bir isim vardı: “Kostantin” lakaplı Yavuz Karayunus. Yanında Salih, öbür yanında Şaban lakaplı Recep Denizer… Ve henüz çocuk yaşta, gözleri bordo-mavi yanan yıllarca Avni Aker stadında saha komiserliği görevinde bulunan şu anda Taka Gazetesinin Antalya temsilciliğini yapan Temel Karayunus. O günlerde tribün sadece tribün değildi; okuldu, duruştu, yemindi.
Avni Aker’de Faroz’un yeri özeldi. Oraya herkes oturamazdı. Çünkü orası biletle değil, emekle alınırdı. Davul vardı, bayrak vardı, pankart vardı… Ama hepsinden önemlisi sadakat vardı. Faroz yalnızca taraftar yetiştirmedi. Ali Kemal’i, Necati’yi, Osman’ı Hami’yi, Tabutçu Ali’yi verdi bu şehre. Yani sahayı da tribünü de bilen bir mahalleydi Faroz. Bugün tribün çok, ses çok… Ama ruh az. Çünkü Faroz gibi mahalleler artık az. Trabzonspor’u büyük yapan kupalar değil; Faroz gibi unutulmayan hikâyelerdir.