Soğuk hava spor yapılmaması gerektiği anlamına gelmemelidir. Hatta uygun giyim, doğru ısınma ve uygun tempo ile güvenli ve faydalı da olabilir. Ancak özellikle yağmurlu ve soğuk havalarda, ıslak kıyafetlerle yapılan uzun süreli sporun soğuk yaralanmalarına, hipotermi dediğimiz vücudun hızlı şekilde yaşam sınırına doğru soğumasına ve performans kaybına neden olabileceği de bilinmelidir. Serin hava performansı artırabilir; ancak soğuk, rüzgârlı ve yağışlı hava, uzun süreli antrenmanlara adaptasyon sağlanmadıysa kalp ve damar sistemini, akciğer sağlığını ve metabolizmayı olumsuz etkileyebilir.
Koşu gibi dayanıklılık sporlarında serin havanın, sıcak ve nemli havaya göre avantajlarını biliyoruz. Çünkü sıcak havada yapılan spor sırasında kalp, kanı hem aşırı derecede çalışan kaslara göndermek hem de vücut ısısını düşürmek için deriye yönlendirmek zorundadır. Bunu yapabilmek için hızlı ve yüksek kapasiteyle çalışması gerekir. Buna karşılık serin havada kanı büyük ölçüde kaslara göndereceği için daha az yorulur. Ancak hava soğumaya devam ederse, sporun süresi antrenman seviyesiyle uyumsuz şekilde uzarsa ve buna yağmur ile rüzgâr da eklenirse bu kez kalp üzerinde soğuk hava stresi başlar. Gövdemiz ve hayati organlarımızın ısısını korumak için enerji harcanmaya başlar. Kaslarımız titreyerek ısınmaya destek olur ve “savaş ya da kaç” mekanizması dediğimiz sempatik sistemimiz aktive olur. Daha fazla depo şeker ve yağ kullanır, ısı üretmeye çalışılır. Fakat bu durum “soğukta spor zayıflatır” gibi bir mesaja dönüşmesin. Çünkü bilimsel çalışmalar bu mesajın her zaman geçerli olmadığını ve tehlikeli olabileceğini göstermektedir. Yani elimizde metabolizmayı hızlandıran ve kilo kaybına neden olan bir sihirbaz yok. Sempatik sistemden bahsettik. Peki, aşırı aktivasyonunda ne olur? Hemen kalp hızını ve kan basıncını artırır, derimizdeki damarları büzer. Koşarken rengimizin solmasının nedeni budur. Amaç, kanı vücudun hayati organlarına yönlendirmektir. Düzenli antrenmanlar yapıldığında kalp ve damar sağlığını, metabolizmayı iyileştirebilen soğuk hava şartları tersi durumda kalp üzerinde inanılmaz bir stres oluşturabilir. Ancak bu bilgi henüz kalp hastalığı olmayan diyabet ve hipertansiyon hastalarının soğuk havada yoğun spor yapması gerektiği anlamına gelmemelidir. Soğuk havada egzersizin faydası hekim önerileri doğrultusunda, kontrollü ve düzenli antrenmanlarla gösterilebilir. Ani, yoğun, hazırlıksız ve soğukta yapılan sporun ise kalp durmasına ve ölüme kadar gidebilen problemlere neden olabileceği unutulmamalıdır.
Soğukta veya zorlayıcı iklim koşullarında dayanıklılık sporu yapmanın, özellikle bizim rekreasyonel sporcular olarak ayrı bir grupta sınıflandırdığımız, yani profesyonel sporcu olmayan ama bazen onlar kadar yoğun antrenman yapan sporcularda psikolojik faydalar sağlayabildiğini vurgulamak gerekir. Sporcu, herkesin spor yapabileceği ideal havalarda değil de zorlayıcı şartlarda yarışlara katıldığında ruhsal iyileşme yaşayabilir ve egzersiz alışkanlıkları mevsimsel kırılganlıktan kurtulabilir. Bu genel sağlık açısından çok önemlidir ancak kişinin bu koşullarda hareket etmeyi öğrenmesi için uygun şekilde antrenman yapması şarttır.
Çoğu rekreasyonel sporcu için soğuk ve yağışlı havada temel hedef performanstan çok aktiviteyi güvenli bir şekilde tamamlamak olmalıdır. Eğer kişi yarışmacı ise buna uygun antrenman, uygun giyim ve gıda desteği önceden planlanmalıdır. Bu grup sporcularda yarış temposu, nabız bölgeleri, kıyafet seçimi ve hava koşullarına göre tempo ayarlaması çoğunlukla profesyonel düzeyde yapılamadığı için sağlık açısından risk çok uzak değildir. Risk, havanın soğukluğundan çok yetersiz hazırlıkla ilişkilidir. En önemli riskler ani tempo artışı, yetersiz ısınma, uzun süreli yağmurda ıslanma, pamuklu kıyafetler nedeniyle suyun vücutla temas süresinin uzaması, vücut ısısında hızlı düşüş veya henüz belirti vermeyen altta yatan hipertansiyon ve kalp damar hastalıklarının tetiklenmesidir.
Biz de hava şartlarını koşu öncesinde tetkik etmemize, buna uygun kıyafetler giymemize ve diyetimizi düzenlememize rağmen yarışta oldukça zorlandık. Öncelikle performansımız daha düşüktü. Diğer koşuculardan da benzer şeyler duyduk. Yarışı birçoğumuz yürü-koş periyotlarıyla tamamladık. Birçok kişi gibi biz de ısınmakta zorlandık. Bunda rüzgârın ve özellikle yoğun yağışın etkisi vardı. Konya Belediyesi’nin bunu öngörerek herkese yağmurluk dağıttığını özellikle vurgulamak isterim. Yarış sonrasında aşırı enerji açlığı hissetmemizin nedeni ise vücudumuzun ısısını korumaya çalışırken enerji depolarını hızlıca tüketmesiydi. Hemen sonrasında yine yağış altında çay, çorba, ayran ve sandviç sırasına girdik ve biraz olsun kendimize geldik. Yarış organizasyonları her geçen gün daha iyiye gidiyor ancak yarış sonlarında madalya dağıtımı ve özellikle yemek sıraları konusunda daha planlı olmak gerekiyor. Çünkü sağlık açısından en kritik anlardan biri yarışın hemen sonudur. Bu anda kasların dinlenmeye geçmesiyle vücut ısısı hızla düşer. Bu nedenle gıdaya ve suya ulaşmak, uygun bir yerde istirahat edebilmek çok daha önemli hâle gelir.
Bir yarışı daha sağlıklı bir şekilde ve sonrası için dersler alarak bitirdik. O kadar plan yapmamıza rağmen hava şartları hepimizi zorladı. Bu deneyim bize daha dinamik kararlar alabilecek bir esnekliğe ihtiyaç duyduğumuzu ve doğanın bilinmezliklerine hazır olmamız gerektiğini öğretti.
Prof. Dr. Mustafa Gökhan Vural
Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Kliniği