KÖY ENSTİTÜLERİ

Abone Ol

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinden itibaren üzerinde durulan sorunlardan biri de kırsalın eğitimi meselesiydi.  

I. Abdülhamid döneminde taşrada açılan okullar sayesinde bir nebze olsun azalan bu sorun, Cumhuriyetin ilk yıllarında halen daha ciddi bir mesele olarak yaşamaya devam ediyordu. Zira 1927 yılı nüfus sayımına göre, 13 milyon olan nüfusun ancak yüzde 10’u okuryazardı. 

Cumhuriyetin ilanı sonrası bilhassa kırsalın eğitimi için harekete geçen hükümet, ilk olarak 1936 yılında Eskişehir’in Çifteler Çiftliği’nde dört aylık bir kurs açmıştır. Buradan mezun olan84 eğitmen,projenin ilk ürünleri olarak Ankara’nın köylerine atanmıştır. 

Bu arada 1939 yılında toplanan Maarif Şurasında köye gönderilecek öğretmenin niteliği üzerinde bazı tartışmalar yaşanmış ve köylüye sadece okuma-yazma öğreten bir öğretmenin yeterli olmayacağıgörüşü kabul edilerek,bu kurumlara “Köy Enstitüsü” adının verilmesi önerilmiştir.

Neticede İsmail Hakkı Tonguç ve Hasan Ali Yücel önderliğinde 17 Nisan 1940 günü kabul edilen yasa ile Köy Enstitüleri resmen faaliyete geçirilmiştir. Fakat TBMM’de yapılan oylamada 148 vekil bu oylamaya katılmayarak pasif direniş göstermiştir. Bu durum aslında Köy Enstitüleri meselesine daha en başından ciddi bir muhalefetin var olduğunu da ortaya koymaktadır. 

Ülke genelinde faaliyet gösteren enstitülerden biri de Trabzon’da Beşikdüzü (Şarlı) Kasabası’nda açılmıştır. Temmuz 1940’da, 50 talebe ile eğitim hayatına başlayan enstitünün kurucu müdürü Hürrem Arman idi. Beşikdüzü halkının üstün gayret ve fedakârlığı ile vücut bulan enstitü kapatıldığı tarihe kadar 171’i bayan, 756’sı erkek olmak üzere 927 öğretmen yetişmiştir. 

Köylere gönderilecek öğretmenlere hemen her tür bilgilerin verildiği enstitülerde bir öğretmen, matematikten fiziğe, coğrafyadan tarihe her alanda eğitim alırdı. Zira derslerin % 50’si kültür dersleri ve genel bilgi dersleri diye tanımlanan Türkçe, tarih, coğrafya, yurttaşlık bilgisi, matematik, fizik, kimya, yabancı dil, öğretmenlik bilgisi, müzik, resim, kitap okuma, tartışma, piyes, gezi, araştırma vb. dersleriydi. 

Derslerin % 25’i ziraat dersleri yani tarla tarımı, kümes hayvancılığı, arıcılık, balıkçılık, su ürünleri vb. derslerdir. Diğer % 25’i de teknik dersler ve uygulamalardan mürekkep demircilik, tenekecilik, ev ve el sanatları idi. 
“Köye Özel Öğretmen” yetiştirmek için açılan bu kurumlar zamanla eleştirilerin odak noktası haline gelmiş, bilhassa 1943 Maarif Şurasında bu eleştiriler iyice ayyuka çıkmıştır. “Vatandaşlar arasında köylü-şehirli ayrımı yapıldığı, komünist ideolojiyi yansıtan eğitim-öğretim yapıldığı, köylülerin zorla çalıştırıldığı,”gibi söylemler siyasi mecralarda ve halk arasında yayılmıştır. Enstitülerde din eğitiminin verilmemesi ve karma eğitimin uygulanması da ayrıca tepki çekmiştir.

Bu tepkiler neticesinde 1946’da Başbakan Recep Peker, Hasan Ali Yücel ile İsmail Hakkı Tonguç’u görevden almıştır. En önemli destekçilerini kaybeden enstitüler 1954 yılında çıkarılan kanunla kapatılmış ve adları İlk Öğretmen Okulu olarak değiştirilmiştir.

Köy Enstitüleri ile ilgili tartışmalar günümüzde dahi devam etmektedir. Kapatılması neticesinde “aydınlanma treninin” kaçırıldığını ifade edenler olduğu gibi “komünizm tehlikesinin bertaraf edildiğini” iddia edenler de bulunmaktadır.
Bilhassa İkinci Dünya Savaşı’nın bunalımlı ortamında, ekmeğin karne ile dağıtıldığı o zor günlerde kurularak yaygınlaşan enstitüler aslında eğitimin ideolojiye kurban edilmemesi gerektiğinin tipik bir örneği olarak tarihte yerini almıştır.