Mustafa Eskihellaç'ın, Ahmet Can Kaplan'ın kadro dışında kalması teknik bir tercih olabilir. Futbolda herkes her kadroya girecek diye bir kural yoktur. Ama insanların canını yakan şey tercihlerin kendisi değil, tercihlerin etrafında oluşan çifte standarttır. Çünkü bu ülkede bazı futbolcular performanslarıyla değerlendirilir, bazıları ise isimleriyle... Bazıları sahada ter döker, bazıları geçmiş kredilerinin faizini yıllarca yer. Ve ne yazık ki bu durum sadece bugün başlamadı.
Hatırlayın... Uğurcan Çakır, Trabzonspor formasıyla destan yazarken bile türlü eleştirilerin hedefi olmuştu. Kurtardığı toplardan çok yapacağı varsayılan hatalar konuşuluyordu. Henüz hata yapmadan mahkûm edilen bir kaleciydi. O günlerde ekranlarda kurulan cümleleri unutmadık.
Çünkü bazı çevreler için başarı bile adres değiştirince değer kazanıyordu.
İstanbul'un ışıkları altında yapılan bir hata "talihsizlik" olurken, Trabzon'da yapılan en küçük hata "yetersizlik" ilan ediliyordu.
İşte insanı yaralayan taraf budur.
Milli takım, adının önündeki "milli" sıfatını hak etmek zorundadır.
Milli takım; İstanbul'un, Ankara'nın, İzmir'in ya da Trabzon'un takımı değildir. Milli takım; formanın hakkını verenlerin takımıdır.
Futbolcunun doğduğu şehre, oynadığı kulübe, gazete manşetlerine ya da televizyon ekranlarındaki destekçilerine göre değil; sahadaki emeğine göre değerlendirilmesi gerekir. Ama ne zaman liyakatin önüne ilişkiler geçerse... Ne zaman performansın önüne popülerlik geçerse... Ne zaman hak eden değil de konuşulan kazanırsa...
İşte o zaman futbol kaybeder. Bugün kadroya alınmayan isimler belki yarın yeniden döner. Belki daha güçlü döner. Ama Türk futbolunun asıl dönmesi gereken yer vicdandır. Adaletin olmadığı yerde güven olmaz. Güvenin olmadığı yerde birlik olmaz. Birliğin olmadığı yerde ise başarı sadece tesadüften ibaret kalır. Kimsenin Trabzonspor'a ayrıcalık istediği yok. Kimsenin forma garantisi talep ettiği de yok. İstenen şey çok basit: Aynı forma için mücadele eden herkese aynı gözle bakılması...
Aynı emeğin aynı değeri görmesi... Kimsenin kulübüne göre ölçülmemesi... Çünkü futbolun en büyük yarası kötü sonuçlar değildir.
En büyük yara, insanların "Nasıl olsa hakkımız yenilecek" duygusuna kapılmasıdır. O duygu bir kere yerleşti mi, kaybedilen sadece futbolcu olmaz. Kaybedilen, milyonların inancıdır. Ve unutulmasın...
Dalkavukluğun alkışlandığı yerde doğrular sessizleşir. Adam kayırmanın güç kazandığı yerde liyakat yalnızlaşır. Ama gerçekler, ne kadar üzeri örtülmeye çalışılırsa çalışılsın, bir gün mutlaka düdüğünü çalar. İşte o gün, herkes dönüp aynı soruyu sorar: "Biz gerçekten en iyileri mi seçtik, yoksa en çok konuşulanları mı?"
DOĞAN ESKİ DEFTERİ AÇTI!
Trabzonspor’da başarı tesadüf değildir. Başarı; doğru zamanda doğru hamleleri yapabilme sanatıdır. 2021-22 sezonunda gelen şampiyonluğun temelleri, lig başlamadan aylar önce atılmıştı. O dönemde Asbaşkan olan Ertuğrul Doğan, Eski teknik direktör Abdullah Avcı’nın raporları doğrultusunda eksik bölgeleri belirlemiş, transferleri gecikmeden tamamlayarak oyuncuları hazırlık kampına yetiştirmişti. Sonuç; 38 yıllık hasretin sona erdiği tarihi bir şampiyonluk olmuştu.
Bugün başkanlık koltuğunda oturan Ertuğrul Doğan’ın yeniden aynı yolu izlediği görülüyor. İnce eleyip sık dokuyan Başkan Doğan ve kurmayları, Ernest Muçi, Ruslan Malinovskyi, Thierry Karadeniz ve Sidy Lopes Cabral transferleriyle kadroya önemli takviyeler yaptı. Üstelik çalışmalar bununla da sınırlı değil. Birisi yabancı olmak üzere iki kanat oyuncusu ve dört yerli futbolcunun daha kadroya katılması bekleniyor.
Futbolda transfer sadece oyuncu almak değildir; doğru oyuncuyu, doğru zamanda ve doğru sisteme kazandırabilmektir. Trabzonspor yönetiminin bugün yaptığı da tam olarak budur. Bordo-mavili camia iyi bilir ki; şampiyonluklar mayıs ayında değil, yaz kampında kazanılmaya başlanır. Görünen o ki Ertuğrul Doğan, yıllar önce başarı getiren reçeteyi yeniden masaya koymuş durumda. Ve Trabzonspor taraftarı, bu kez o tanıdık hikâyenin yeniden yazılmasını umutla bekliyor. Bordo-mavili rüzgârın yönü şimdiden Karadeniz’den esmeye başladı.
KURBAN KESMEKLE FEDEKARLIK HİKAYESİ YAZILMAZ
TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, geçtiğimiz günlerde TRT Spor'da yaptığı açıklamalarda Trabzonspor başkanlığını bıraktıktan sonra 10 tana kurban kestiğini anlattı. Ancak kimse kendisini zorla Trabzonspor Başkanı yapmadı. Kendi iradesiyle aday oldu, delegelerin karşısına çıktı ve onların oylarıyla bu göreve seçildi.
Bugün dönüp geçmişte yaptığı fedakârlıkları sıralaması, hizmetlerini değil, o döneme dair bir pişmanlığı yansıtıyor. Oysa başkanlık makamı fedakârlık hesabının tutulduğu değil, sorumluluğun taşındığı yerdir.
Asıl haksızlık ise kendisine güvenip oy veren delegelere yapılmaktadır. Çünkü bu söylemler, onların tercihlerini ve verdikleri desteği değersizleştirmektedir. Trabzonspor Başkanlığı kimsenin sırtına yüklenen bir ceza değil; talep edilen, gurur duyulan ve sorumluluk gerektiren bir görevdir. Dün alkışlarla gelinen bir makama bugün sitem ederek bakmak ne Trabzonspor camiasına ne de sizi o göreve layık görenlere yakışır. Delegeler sizi zorla seçmedi; siz o göreve talip oldunuz. Bunun sorumluluğunu da sonuna kadar taşımak gerekir.
GÖNÜL KAPISI AÇIK OLANLAR
Türkiye Kupası finali için yolumuz bu kez Akdeniz’in incisi Antalya’ya düştü. Tribünlerde bordo-mavi sevda, sokaklarda futbol heyecanı, şehirde ise dostlukların sıcaklığı vardı. Trabzonspor ile Konyaspor arasında oynanan final karşılaşmasını izlemek için gittiğim Antalya’da, Taka Gazetesi temsilcimiz, mahallemizin büyüğü, dostluğuna ve samimiyetine her zaman güvendiğimiz sevgili Temel Karayunus ile maç öncesi ve sonrasında uzun uzun sohbet etme fırsatı bulduk. Futbolun güzelliği kadar dostlukların değerini de bir kez daha hatırladık.
Ama bu yolculuğun en anlamlı buluşmalarından biri, Antalya İl Sağlık Müdürü, hemşerimiz Prof. Dr. Behzat Özkan ile gerçekleştirdiğimiz sohbet oldu. Bazı insanlar makamlarıyla büyür, bazıları ise insanlığıyla...
Prof. Dr. Behzat Özkan, ikinci grupta yer alan isimlerden biri. Makam odasının kapısını değil, gönül kapısını açık tutanlardan. İnsanlara yukarıdan bakmayan, kim olursa olsun karşısındakine aynı samimiyet ve saygıyla yaklaşan bir yönetici profili çiziyor. Bugün bürokraside en çok ihtiyaç duyulan şey belki de budur; ulaşılabilir olmak, dinlemek ve çözüm üretmek. Antalya’da bulunduğumuz süre içerisinde gördük ki, sağlık camiasından esnafa, vatandaştan bürokrasi çevrelerine kadar herkesin ortak bir noktada buluştuğu bir isim var: Prof. Dr. Behzat Özkan.
Sevilmek kolay değildir. Saygı görmek ise makamla değil, davranışlarla kazanılır. Kısa süre içerisinde hayata geçirilen projeler, sağlık alanındaki yatırımlar ve vatandaş odaklı hizmet anlayışı Antalya’da karşılığını bulmuş durumda. Ancak insanın dikkatini çeken sadece yapılan işler değil; yapılan işlerin arkasındaki tevazu. Çünkü gerçek başarı, insanların gönlünde yer bulabilmektir. Maçın heyecanı gelip geçer. Kupalar müzelerde yerini alır. Skor tabelaları değişir. Ama güzel insanların bıraktığı izler kolay silinmez. Antalya’da geçirdiğimiz o güzel günde bir kez daha gördük ki; bulunduğu makamı bir hizmet kapısı olarak görenler, görev süreleriyle değil, bıraktıkları eserler ve kazandıkları gönüllerle hatırlanırlar. Futbol bizi Antalya’ya götürdü. Dostluklar bizi bir araya getirdi. Ama geriye dönüp baktığımızda hafızamızda kalan en değerli şey, insan olmanın makamların çok üzerinde bir değer olduğunu bir kez daha gösteren güzel insanların varlığı oldu. Ve hayatın değişmeyen gerçeği şudur: İnsanlar koltukları değil, gönülleri hatırlar.