Dernek Başkanı Kenan Atalay’ın tabiri ile “ilk kez bu kadar kalabalık” bir dinleyiciye elbette “Meydan”ı anlatmak kolay değildi. Ama söyleşi Meydan’da ömürlerini geçiren, yaşayan 3 kişi ise bence daha anlamlı idi.
Biliyorsunuz EYOF furyasında Trabzon’un 22 mahallesini (güya) yazarlara yazdırdılar. “Meydan”ı ise Maçka’dan Akçaabat’a okula giderken gören bir şahsiyete, “Ganita” gibi bir tarih yerleşkesini ise KTÜ’de 4 sene okurken arada Ganita’da çay içip mehtabı seyreden Trabzonlu olmayan birine yazdırdılar. İki değerli yerde bu iki şahsiyet aracılığı ile boş kaldı. O zaman o kadar söyledik ama amaç maddi kaynak olunca başı çekenlere anlatamadık.
“Kalkınma” var mesela kitaplar arasında “Kemerkaya” yok! Bu kadar ön bilgililer bu arkadaşlar…
Neyse, bence “Meydan Söyleşileri” bir klasik haline gelmeli ve burayı özünde yaşayanların anlatımı ile geçmiş Trabzon’u geleceğe bağlamalı.
Teşekkürler TLYD, devamı gelir inşallah tadı damağımızda kaldı…
KENT KONSEYLERİ BAĞIMSIZ MI?
Trabzon Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Cemil Pehlivan Kent Konseylerinin bağımsız olmasını belirtmiş. Konuyu yasa çerçevesinde değerlendirmiş ve görüşünü ortaya koymuş.
Kent konseyleri bağımsız mı?
Asla değil, hepimiz biliyoruz.
Yeri veren, imkân tanıyan, görevli elemanlarını veren kim? Elbette yerel yönetimler. Uzun mesele aslında ama hatırlatmakta fayda var. Kent Konseyleri/ Kent Meclisleri oluşumu 96’da İstanbul’da yapılan Dünya II. Habitat Toplantısında önemli başlıklar içinde idi. BM bu konuda Türkiye’de hemen bir ofis açtı, başında da Mehmet Yıldırım diye bir Trabzonlu bey vardı. Bende o tarihler hem İstanbul’daki Habitat II Toplantısına katılmış akabinde Trabzon’daki oluşuma öncülük yapmıştım. Benim tertip Asım Efendi bize yer ve olanak temin etti, muhteşem bir oluşum yapıyoruz o dönem. Birden bizim kafamıza imam tayin etmesin mi? Gülmeyin, yeminle doğru bu dediklerim. İmam Ahmet, Asım Beyin iftar sofralarında yemek sonrası dualarını okutan bir arkadaş. Onu atadı başımıza bizi koruyup kollasın diye. Kent Konseyi (Meclisi) konusuna bu arkadaşın ulvi yaklaşımı sonucunda gittik Trabzon Çevre Meclisi’ni kurduk.
Yani anlatmak istediğim konu şu, parayı veren düdüğü öttürmek istiyor. Kimsenin derdi halkın nasıl bilgileneceği veya nasıl özgür sesinin çıkması, örgütlenmesi değil. Siyasilerin derdi elleri ayakları arasında, kontrol edebildikleri bir halk.
2005’de Belediyeler Yasası içine de özgür bir biçimde sokulmuştu Kent Konseyleri konusu ama bir gecede Melih Gökçek’in müdahalesi ile madde yerel yönetimlere bağlandı.
Yasa değişmediği sürece o iş yaş Sayın Cemil Pehlivan, gerçi kafanın da değişmesi şart.
ÖNEMLİ OLAN APP PLAKAYA CEZA YAZMAK DEĞİL YEĞEN…
Arkadaş ben APP falan bilmem, daha yeni Ocak ayında bir araba aldım. Noterden işlemleri bitirdim, evrakla ilgili Şoförler Odasına (Trabzon) yönlendim. Plakayı bastırıp arabama taktım, harfler biraz kalın göründü ama hiç oralı olmadım.
Bugün sordum, benim plaka da APP imiş!
Arkadaş, senin oda diye beni yönlendirdiğin yer merdiven altı bir kurum mu? Hayır, Trabzon Şoförler Odası. Camında şu kadar fark verirsen iki milim daha kalın olur demiş bende olsun fark etmez deyip yaptırmışım. Benim ne günahım var?
Şimdiye kadar yıllarca buna niye müsaade ettin, muayeneden falan çevirmedin de bir günde yasa çıkarıp 140 bin TL cezayı konduracağım diyorsun? Bana verdiğin plakada mühür var, hologram var ama sahte!
Sırf vergi alacağım diye onlarca insanı şu ramazan günü telaşa düşürdünüz ya, sizin yatacak yeriniz yok.
Piyasada pek çok AKP plakalı otomobil var, envayi çeşit her yeri ile oynanmış.
Diyorum ki; önemli olan APP plakaya ceza yazmak değil hüner AKP plakaya ceza yazabilmek yeğen…
ANTRİKOT SEVEN VEKİLLER…
Valla siz sever misiniz sevmez misiniz bilmem ama ben severim antrikotu. İftarda muhteşem olur, ben hiç kaçırmam hatta hep antrikot yerim üstünüze afiyet.
Bir abla var mecliste, Özlem Zengin. Ne iktidara yaranıyor ne de muhalefete. Sevilmiyor, benimde tavrım o yönde. Ayrıca ben Hulusi Akar’ın yaverini de sevmezdim. Bu abla resmen Bülent Arınç abiden de bayrağı devralmış belli. Bir Allah’ın kulu sevmiyor.
Geçen gün iftarda keşkek yatağında dana antrikotu götürmüş, peynir ekmekle de iftar açarız diyor. Özlem abla siz peynir ekmekle iftar açarsınız da vatandaş sizin menünüzle iftar açamıyor, sıkıntı orada.
Bunlar olağan şeyler arkadaşlar, daha geçenlerde bu ablayı kura salonunda Reis görsün diye yeğenini ayağa kaldırıp herkesin önünde “birazdan kura çekilince adını göreceğiz zaten” diye tanıtmadı mı? Bizde seyrettik AKP döneminin adaletli ve dürüst, öncesinden sonuçları belli kurasını değil mi? Hepimiz gördük bu sahneyi, kura çekiliş öncesinde atama kura salonunda.
Bunları bize yaşatmıştı Özlem abla, onun için gereksiz şimdi onun antrikot sevgisi falan hikâye. Adalet ve neydi aklıma gelmedi, hah kalkınma partisi vekili Özlem abla peynir ekmek bile yeriz demiş…
Adalet, evet adalet…
KIYI KANUNU…
Bu ülkede bir “Kıyı Kanunu” vardı, “Kıyı Kenar Çizgisi” diye bir şey vardı hatırlarsanız…
Sayelerinde hepsini unuttuk, torba yasalarla torbaya koyup salladı gittiler hamdolsun. Bu yasalar gereğince bilumum inşaatların kumsalın bitiminden 50 metre geride başlaması gerekiyordu, kıyılara yeni dolgu alanları yapabilmek için kıyı kenar çizgisi engeli vardı.
Bu yasanın Madde 5 aynen şunları der: Kıyılar ve doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan araziler devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır. Kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Kıyı herkesin eşitlik ve serbestlikle yararlanmasına açık olup, buralarda hiçbir yapı yapılamaz; duvar, çit, parmaklık, tel örgü, hendek, kazık ve benzeri engeller oluşturulamaz.
Aslında ben bu Akdeniz ve Ege’deki yağmalamalardan sonra mübarek hükümetimize tek bir önerim var. Kanunu değiştirin bir zahmet, direk “kıyılar mafyanındır” yapın konu kapansın.
Türkiye de ben bu yasa kadar iplenmeyen başka bir yasa görmedim arkadaş.
Kime diyorum, alo…
ŞEHİR HASTANELERİ…
Arkadaşım, bizim konumuz kente hastane niye yapılıyor değil hastanelerin maliyeti.
Devlet 10 liralık işi 10.000 liraya mal ediyor, biz onu eleştiriyoruz baştan belirteyim. İtaatkâr bir tebaa olma yolunda epey bir mesafe katleden halkımıza bir nebze bedava akıl dağıtıyoruz. Bunu niye yazıyorum, çünkü hemen yazının altına eleştiri ve taraflı yazı bombardımanı geliyor. Olur, elbette hepsi hoşgörü sınırları içinde kabulümüzdür ama önce dinle sonra küfret.
Bir kere AKP tarafından halkımıza sunulan Türkiye Refahı resmen ülkenin geleceğinin ipotek altına alınması projesidir. Hasta garantili şehir hastaneleri, yolcu garantili otoyol ve havalimanları tabutumuza çakılan son çividir.
“Bu hastanelerin müşterisi inşallah çok daha artacak” diye açılışını yapan Reis elbette hastanın “müşteri” olduğunu iyi biliyordu. Hastanelere yüzde 70 doluluk garantisini boşuna vermemişti. Muhalefet Plan ve Bütçe Komisyonunda “sözleşme bedeli”ni soruyorlar ilgili bakana, “ticari sır” diye cevap alıyorlar. Arazisi Hazine’den, parası dış finansman olan bu hastanelere bakanlık kiracı olarak giriyor. 25 sene yüksek kira ödeyerek sahibi olabileceği hastaneleri bakanlık, ihale yolu ile yapsa 4 yıllık ödediği kira karşılığında hepsini bitirirdi. Ancak Türkiye’yi 21 sene daha yüksek kiralara ve yerli/yabancı şirketlere peşkeş çekiliyor.
Bir yazı okumuştum, bir şehir hastanesine ödedikleri para ile 1200 yataklı tam 29 hastane yapılabilirmiş! Olsun bence, Reis ne demişti? “Halkımıza hizmette zarar ediyorsak edelim”, sonuçta para bizden çıkıyor değil mi arkadaşlar, bizim için kar zarar far etmez.
10 çuval kömüre, 3 paket makarnaya unuturuz…
EKONOMİYİ ÇÖKERTEN BAYRAM İKRAMİYESİ…
İlgili bakan “emeklilerimize aylıkları düzenli nasıl ödeyebiliriz telaşı içindeyiz” diyor.
Hazırlanın arkadaşlar, yakında emeklilere maaşları taksit taksit bağlarlarsa şaşmayın. 4 bin lira bayram ikramiyesi resmen seneye buhar olacak, demedi demeyin. Bir yerlere yazın.
Geçenlerde bir arkadaş hatırlatmıştı, Türk işi başkanlık sistemi gelirse Türkiye şahlanacaktı ne oldu? Ne olacak demiştim, biz yanlış anlamışız. Meğer yoksullaşmakta şaha kalkacakmışız…
Emekli ya emekli, eski Türkiye’de insanlar en azından açlıktan/ yetersiz beslenmeden ölebiliyordu. Şimdi bunun bile ne büyük bir lüks olduğunu düşünmeye başladım. Artık sayelerinde gerekli gıdaya erişemeden evden atılıp dışarıda donarak ölen emeklilere sahibiz…
Sosyal atık diyorum, sosyal atıklara bu sene ekonomi çöker diye bayram ikramiyesinde zam yapmamışlar!
Sakin olun arkadaşlar, seçim yaklaştığında hatırlanacaksınız…