Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum Ağladım
Fakat yazacaklarımın bu konuyla fazla ilgisi yok.
Başlık, etkili olunca sen de alıyorsun, tepe tepe kullanıyorsun!
Fakat hakkını da teslim etmek gerekiyor.
Önceleri “böyle uzun uzun kitap ismi mi olurmuş” diye gönül koyduğumu da söylemeliyim.
Demek ki neymiş?
Eleştirdiklerini bizzat yaşaman gerekiyormuş.
Irmağın kenarında olmaz da deniz kıyısında olur, otobüste, trende…
Bir tatil kasabasında, herhangi bir yerde işte…
Ya da mimoza ağacının altında.
***
Şana Taka Kütüphane, çocuklarla daha bir canlı…
Cıvıl cıvıl…
Daha çok çevreyi merak ediyorlar.
Kıbrıs şeklindeki havuzu, ördekleri, kaplumbağayı ve köpeğimiz Pamuk’u…
Kitaplar, doğal olarak ikinci planda…
Bu duruma fazla takılmıyorum, yeter ki kütüphaneye düşsün yolları…
***
Haberi alınca “iyi ki bir köy kütüphanesi açtım” diye havalara uçmuştum adeta…
Tüm yorgunluklarım gitmiş, kırgınlıklarım azalmıştı.
Ben, sıradan günlerden biri sanmıştım fakat öyle değilmiş demek!
Çay kahve faslı, çocuklarla büyüklerle sohbet…
Dereden tepeden ve doğal olarak edebiyattan konuştuk.
Nasıl yazdığımı, nelerden beslendiğimi…
Yazmak isteyenlere işin mutfak kısmını iyi çalışmaları gerektiğini anlattım.
“Bol malzeme” diye ezberime sinen deneyimlerimi paylaştım.
Sonra!
Diğer konuklar gibi araçlarına kadar eşlik ettim, “yine bekleriz” dedim.
Bu kadar…
***
Aradan birkaç gün geçince telefonla öğrendim her şeyi…
Çocuklardan biri “Kütüphaneci amcanın torunları var mı” diye sormuş.
“Var” demişler.
“Keşke ben de onun torunu olsaydım” demesin mi?
Ben, bu haberi alınca gözlerim doldu, boğazım düğümlendi.
Telefondan sonra bahçeye çıktım, sevgili köpeğim Pamuk’la oyalandım bir süre, havuzda yüzen ördeklerin yanından geçtim.
Karadut, elma, limon, keçiboynuzu ve greyfurt fidanlarını güya kontrol ettim. Verandadaki masalarla kış bahçesinin son haliyle ilgilendim biraz…
Sonra… Beton yol boyunca çiçekler ve güller…
En sonunda sarı çiçeklerini açmakta biraz geciken mimoza ağacının altında buldum kendimi. Küpe çiçeği kıştan fazla etkilenmemişti, köşelerde çok sayıda böğürtlen fidanı yeni yerlerine dikilmek için hazırdılar. Küçük masam ve sandalyem de…
Ne kadar da etkilenmişim bu küçük(!) haberden!
Sanki dünyalar benim olmuş.
Daha fazla dayanamadım işte…
Öyle film gibi değil, kitap kapağı gibi hiç değil, gerçekten…
Mimoza ağacının altında oturdum ağladım.
***
Bir kez daha anladım ki insan, böyle şeyler için yaşarmış.
Tabii ki para pul da önemli, makam…
Fakat bir çocuğun kurduğu cümle altında eziliyor hepsi, un ufak oluyor.
Uzaklarda yakınlarda olup bitenlere bir an için gözlerinizi kapatıyor…
Mimoza ağacının altında dünyanın bütün güzelliklerine kapı aralıyorsunuz.