İngiltere’de Bir Kolejin Mutluluk Dersi Uygulaması
İngiltere’nin Bekshire kentindeki Wellington Koleji, geçen yılın eylül ayından itibaren öğretim programında “mutluluk” dersine yer vermeye başlamış. (Gelişmiş ülkelerde okulların, kendi müfredatlarını yapma yetki ve sorumluluğuna sahip olduklarını hatırlatalım). 14-16 yaş grubundaki öğrenciler, haftada 1 saat “pozitif olma, hayattan keyif alma, güzellikleri fark edebilme sanatı” üzerinde dersler görüyorlar. Bu derslerde eski Yunan’dan bugüne mutluluk üzerinde yoğunlaşan felsefi söylemler tartışılıyor, karakter canlandırmaları yapılıyor, duyguların, yeteneklerin ve enerjilerin paylaşımı bu ders saatinde önemli rol oynuyor.
Okul müdürü, “Günümüzde okullarda tek başarı kriteri yüksek not” diyor ve ekliyor:
Bu düzen içinde eğitimin daha geniş amaçları olduğunu unutuyoruz.” Bu şikâyet bizim okullar için de ayni ile vaki değil mi? Biz de okullarda sadece akademik başarıya odaklanmaya çalışmıyor muyuz? Sonuçta okulun eğitimi sorunlu hale geliyor, daha da önemlisi “karakter eğitimi” görevi ihmal edilmiş oluyor. Bu da okulların cazibesini yitirmesine neden oluyor. Okulda mutluluğu bulamayan çocuklar için okul, cazibe merkezi olmaktan uzaklaşıyor.
Kolejin müdürü devam ediyor:
“Bu dersler duygusal zekâya odaklanıyor. Mutluluk dersleriyle amacımız, genel beklentiler içinde hapsolmamış, materyalist bakış açısından sıyrılmış, kendi sorunlarını çözebilmiş ve ne istediğinin bilincinde olan gençler yetiştirmektir.”
Gerçekten okulların “materyalist gençler” yetiştirmediğini söylemek mümkün müdür? Herşeyi maddi bir kazanımın yolu gören genç ve çocukların çoğaldığını görmemek için iyi bakmasını bilmemek gerekir. Görmediğine inanmayan genç, mutluluğu nasıl tanıyıp, mutlu olacaktır?
Okullarda IQ’nun önemsendiği, EQ’nün henüz yeterince tanınmadığı konusunda geniş bir mutabakat vardır. Oysa uzmanlar, hayatta başarılı ve mutlu olmada IQ’nün etkisinin %15, EQ’nün etkisinin ise %85 olduğunu söylüyorlar. O halde okullar, en kısa zamanda bu zekâyı geliştirici eğitim uygulamalarına başlamalıdır. Aksi takdirde iyi puanlarla okul bitirmiş, kendini tanımayan, başkası ile iletişim kurmada becerili olamayan ve her şeyden önemlisi mutluluğu bulamayan gençler yetiştirmeye devam etmek zorunda kalacağız.
Yukarıda sözü edilen kolejin müdürü sözlerini şu şekilde sonlandırdı:
“Eğer bu girişim başarılı olursa, mutluluk dersleri tüm sınıflara yaygınlaştırılacak. Dersler amacına ulaşır ve dünya çapında yaygınlaşırsa, gelecekte yüzümüzden gülümseme eksilmeyecek demektir.”
Evet, mutluluk öğrenilebilir. Okul da eğer gerçek rolüne dönebilirse, çocuk ve gençlere mutluluğu öğretebiliriz. Çocuk ve gençlere mutluluğu öğretemeyen ve onları mutlu edemeyen okulun formaliteden öte bir görüntüsü kalmaz.
Bir mutluluk tanımı ile bitirelim: Mutluluk, mevcut şartlardan keyif almasını bilmektir. Bir atasözümüz, “İki gönül bir olursa, samanlık seyran olur.” diyor. Demek ki, atalarımız mutlu olmayı bizden daha iyi biliyordu. Günümüzde tekrar mutluluğu öğrenmek istiyorsak, okulların daha işlevsel hale getirilmesi zorunludur. Gelişmiş ülkeler bu işin farkına varmada bizden daha önde gibi duruyorlar. Bizim onlardan neyimiz eksik?