Nasibin suçu yok üstadım…!

Bazı cümleler vardır ya, söylenirken hafiftir ama insanın içine bir ömürlük ağırlık bırakır.

Abone Ol

“Biz imkânsızı sevdik, nasibin suçu yoktur üstadım” bu cümlelerden biri de budur.
İşte o cümleler, yüreğin en derin yerinde açılan bir yaraya konan tuz gibidir.

Acıtır… Ama gerçeği hatırlatır.

Hayat bize hep şunu fısıldar;

Elinden geleni yaparsın, gönlünden geleni de…

Ama kalandan geriye sadece nasip kalır.

Ve insan, en çok da buna yenilir.

Çünkü en çok inandıklarına, en çok beklediklerine, en çok “olmalı” dediklerine tutunur.

Olmayınca kendini suçlar, kaderle kavga eder, zamana veryansın eder.

Oysa ne kader suçludur ne de nasip.

Suç; insanın bazen kalbinin, aklının önüne geçmesindedir.

Biz hep yarım kalmış hikâyelerin peşinden koştuk üstadım.
Tam sarılacakken çekilip alınan sevgiye, tam konuşacakken boğaza dizilen sözlere, tam gülecekken ağlamaya dönen hayallere alıştık.

Belki de bu yüzden imkânsızın kokusunu erken tanıdık.

Yarım kalmayı kader, kabullenmeyi erdem sandık.

Kendimizi avutmayı da onur bildik.

Ama bir şeyi geç fark ettik…
İmkânsız dediğimiz şey aslında biz değildik; sadece zaman değildi. Bazen insanların cesareti yetmedi.

Bazen dünya bir türlü dönmedi.

Bazen bir gönül yoruldu, bir söz eksik kaldı, bir adım atılmadı.

Ve bütün bunları “kader böyleymiş” diye susturduk içimizde.

Çünkü insan, sevdiği şeyin eksikliğini kabullenmektense suçu nasibe atmayı daha kolay buluyor.

Oysa nasip…
Ne tarif edilebilir ne de değiştirilebilir.
Akmazsan dere olmaz, yanmazsan ateş olmaz ama kısmetse olur, değilse insanın bütün savaşları boşa düşer.

Biz belki de en çok şuna yenilir insan
Sevdiklerimizi hep içimizde büyüttük.

Onları olduğundan daha güzel, daha özel, daha kusursuz sandık.
Sonra bir gün hayat kapıya dayanıp “Hadi bakalım, gerçekle yüzleşme vaktin” deyince içimizdeki o büyük sevdanın aslında bir hayal olduğunu öğrendik.

Ama yine de suçu sevgiye değil, nasibe yükledik.

Çünkü sevdiğini suçlayamaz insan…

En çok kendini suçlar, en çok nasibi.

Üstadım…
Biz imkânsızı sevdik dedim ya hani…
Aslında biz elimizden geleni yaptık.

Geri kalanı ise bize düşmedi.
Bazı yollar yürümek içindir, bazıları terk etmek için…
Bazı insanlar kalbinle uğrar hayatına, bazıları kaderinle.
Ve bazen en çok yakan şey; elinden tutamadığın değil, tutmak için çırpındığın halde tutturulmayan ellerdir.

Hayat bize bir şey öğretti,
Her güzel duyguya sahip çıkamazsın.
Her sevgiye kavuşamazsın.
Her hayal gerçeğe dönüşmez.
Ve bazen, en büyük sabır; “Olmadı” demek değil, “Ben elimden geleni yaptım” diyebilmektir.

Bugün dönüp ardımıza baktığımızda, içimizde hafif bir sızı, gözlerimizde buğulu bir perde varsa sebebi şudur,
Biz hiçbir zaman kolay olanı sevmedik.
Biz hep bedeli ağır olanı, yakını imkânsız olanı sevdik.
Ve kader bazen bizimle yürümeyi reddetti.

Ama şunu bilelim üstadım,
İmkânsızı sevmek, yüreği yormaz.

Asıl yoran; insanın kendi gönlüyle savaşmasıdır.
Nasibin suçu yoktur.
Sadece bizim inancımız fazlaydı, sabrımız derindi, bekleyişimiz uzundu.

Hepsi o kadar
Ama sonuç?

Bir ömür boyu kalbin bir köşesinde taşıdığın o cümle işte,
Biz imkânsızı sevdik üstadım…

Nasibin suçu yok.

Ve belki de en çok bu yüzden, içimizde hâlâ iyileşmeyen bir şeyler var.