Fakat geriye cevabı hâlâ netleşmeyen sorular kaldı.
Bir NATO zirvesinin başarısı yalnızca kusursuz organizasyonla ya da verilen diplomatik pozlarla ölçülemez. Asıl ölçü, o masadan ülkenin hangi somut kazanımlarla ayrıldığıdır.
NATO'nun yayımladığı bildirilerde Rusya yine Avrupa-Atlantik güvenliği açısından temel tehdit olarak tanımlandı. Savunma harcamalarının artırılması, Ukrayna'ya desteğin sürdürülmesi ve ittifakın askerî kapasitesinin güçlendirilmesi öne çıkan başlıklar oldu.
Peki Türkiye açısından tablo ne söylüyor?
Türkiye, NATO'nun en kritik üyelerinden biri. Karadeniz'in güvenliği, Boğazlar, Orta Doğu, Kafkasya ve Akdeniz gibi stratejik bölgelerin kesişim noktasında bulunuyor. Böylesine önemli bir konumdaki bir ülkenin yalnızca ev sahipliğiyle değil, ulusal çıkarlarına sağladığı somut kazanımlarla değerlendirilmesi gerekir.
Kamuoyunun cevabını beklediği sorular? Mesela;
Türkiye'nin yıllardır dile getirdiği savunma sanayii kısıtlamalarının kaldırılması konusunda hangi yeni adımlar atıldı?
Terörle mücadelede Türkiye'nin güvenlik öncelikleri zirve kararlarında yer aldı mı?
PKK, sınır güvenliği, Suriye kaynaklı tehditler ve düzensiz göç gibi Ankara'nın öncelikleri konusunda hangi somut ilerlemeler sağlandı?
Türkiye zirvede taleplerini güçlü biçimde dile getirdi. Ancak zirve sonunda, bu taleplerin hangilerinin kabul edildiğine ilişkin somut ve bağlayıcı bir sonuç kamuoyuna açıklanmadı. Bu nedenle 'Türkiye ne kazandı? sorusu güncelliğini koruyor.
Bu soruların şeffaf biçimde cevaplanması, kamuoyunun en doğal beklentisi değil mi?
Bir başka önemli konu ise Türkiye'nin Rusya ile kurduğu hassas dengedir.
NATO, Rusya'yı temel güvenlik tehdidi olarak tanımlarken; Türkiye, enerji, turizm, ticaret ve bölgesel diplomasi alanlarında Rusya ile önemli ilişkilere sahip olduğumuz da unutmamalıyız..
Madalyonun diğer yüzünde vatandaşın da gündemi var.
Marketteki fiyatlar...
Kira yükü...
Geçim sıkıntısı...
Vatandaş için uluslararası zirvelerin gerçek değeri, günlük yaşamına ne kadar olumlu yansıdığıyla ölçülür. Dış politikadaki başarı söylemi, ekonomik güvene, yatırımlara, refaha ve güvenliğe dönüşmediği sürece toplumun zihnindeki soru işaretleri devam edecektir.
Türkiye güçlü bir devlettir.
Ancak güçlü devlet olmanın ölçüsü yalnızca büyük zirvelere ev sahipliği yapmak değildir; masadan ülkesinin çıkarlarını güçlendirecek sonuçlarla kalkabilmektir.
NATO masasında oturan ülkelerin büyük bölümü, dünyanın en yüksek refah seviyesine sahip ekonomileri arasında yer alıyor. Kişi başına düşen millî gelir Lüksemburg'da 140 bin doların, Norveç'te 100 bin doların, ABD'de 90 bin doların, Hollanda'da 75 bin doların, Almanya'da ise 60 bin doların üzerindeyken; Türkiye'de bu rakam yaklaşık 17 bin dolar seviyesinde bulunuyor.
Aynı masada güvenlik stratejileri konuşulurken, ülkelerin vatandaşlarının yaşam standardı arasındaki bu büyük fark da dikkat çekiyor. Güçlü bir dış politika kadar, bu gücün vatandaşın refahına ne ölçüde yansıdığı da sorgulanmayı hak ediyor.
Asıl hedefimiz yalnızca güçlü bir ülke olmak mı, yoksa vatandaşı da güçlü ve müreffeh bir ülkede yaşatmak mı?
Sonuç olarak;
Kameralar söndü.
Alkışlar sona erdi.
Geriye tek bir soru kaldı:
Türkiye bu zirveden diplomatik prestijin ötesinde hangi somut kazanımlarla ayrıldı ve bu kazanımlar vatandaşın ne ölçüde ve ne zaman yansıyacak?
Görüşmek üzere…