Ne Söylediğimiz Değil, Nasıl Yaşadığımız Önemli

Çünkü çocuk “Yalan söyleme” nasihatini unutuyor ama babası telefon çalınca “Evde yok de” kısmını HD kalitede hafızaya alıyor...

Abone Ol

Eskiden çocuk yetiştirmek zormuş derlerdi.
Bence eskiden kolaymış.Çünkü o zaman çocukların dikkatini dağıtan şey en fazla sokaktan geçen simitçiydi.Şimdi ise çocuk, aynı anda YouTube izliyor, oyun oynuyor, arkadaşına ses atıyor, bir yandan da size “Seni dinliyorum baba…” diyor.
Ama sizi dinlediği falan yok.Çünkü çocuk artık göz teması değil, Wi‑Fi çekim gücü kuruyor.

Biz yine de umutluyuz tabii…
“Çocuklarımıza iyiliği öğretelim” diyoruz.

Başlıyoruz klasik yöntemlerle:
“Evladım paylaşmak güzeldir.”
Çocuk dönüyor:
“Tamam da hangi paylaşım? Hikâye mi, reels mi?”

Anlatamıyoruz…

Geçen gün bir anne çocuğuna iyiliği öğretmek için birlikte kuşlara yem vermeye götürmüş.Çocuk iki dakika sonra:“Anne bunların premium paketi yok mu? Hep aynı kuşlar geliyor.”demiş.Çünkü çocuk doğayı bile algoritma sanıyor artık.
Biz çocuklara iyiliği öğretmeye çalışıyoruz ama çocuklar bizi canlı yayın gibi izliyor.

Siz çocuğa:
“Yalan söylemek kötü bir şey.”diyorsunuz.
Telefon çalıyor:
“De ki evde yokum.”
Çocuk orada kısa devre yapıyor.

Bir tarafta değerler eğitimi…
Öbür tarafta annesinin apartman dedikodusu.
Çocuk neyi öğrensin şimdi?

Biz çocuklara:
“Başkalarını düşünün.”diyoruz.
Sonra trafikte biri önümüze kırınca:
“Ehliyetini nereden aldın öküz?”diye bağırıyoruz.
Çocuk arkada sessizce insanlığı analiz ediyor...

Aslında çocuk yetiştirmek biraz da sürekli yakalanmaktır.
Çünkü çocuk sizin söylediğinizi değil, refleksinizi kaydediyor.

Mesela siz evde:
“Hayvanları sevelim çocuklar.”dersiniz.
Ama balkona güvercin konunca:
“Hööşt! Git!”diye terlikle saldırırsınız.
Çocuk da haklı olarak sevgiyi türlere göre sınıflandırır.
Ev kedisi: sevgi.
Sokak kedisi: “Aman tüy dökmesin.”
Güvercin: düşman unsuru.

Çocukların kafası karışık tabii.
Bir de şu “örnek olma” meselesi var…
Anne baba çocuğa kitap okusun istiyor ama evde herkes telefona gömülmüş.

Eskiden aile bireyleri birbirine:
“Bugün nasılsın?”diye sorardı.
Şimdi aynı evde birbirlerine Instagram reels atıyorlar.
Adam salondan eşine video gönderiyor.
Kadın mutfaktan gülüyor.
Kimse konuşmuyor ama internet çok güçlü.

Sonra diyoruz ki:
“Çocuk neden duygusuz oldu?”
Çünkü çocuk aileyi değil, modem ışığını görüyor.

Bir de modern anne babaların meşhur cümlesi var:
“Biz çocuğumuz üzülmesin istiyoruz.”
Tamam da çocuk biraz üzülmeden insan olamıyor ki…

Çocuk yere düşünce anneden önce psikolojik destek ekibi geliyor neredeyse.
“Canım travma yaşadı mı?”
Hayır abla, çocuk kaldırıma oturdu sadece.

Biz yeni nesli o kadar konforlu büyütüyoruz ki çocuk su istemeye bile üşeniyor.
Bazen suyu önüne koyuyoruz, çocuk sadece pipeti ağzına götürme zahmetine giriyor.
Sonra bu çocuğa diyorsunuz ki:
“Git yaşlı teyzeye yardım et.”
Çocuk:“Uygulaması var mı?”diye soruyor.

Çünkü çocuk artık iyiliği bile aplikasyon sanıyor.
Halbuki iyilik biraz yorulmaktır.
Birinin yükünü taşımaktır.
Sırf mutlu olsun diye kendinden biraz vermektir.

Ama bunu anlatmak zor…
Çünkü çocuk sizi gözlüyor.

Eğer siz: teşekkür etmiyorsanız,özür dilemiyorsanız, sürekli şikâyet ediyorsanız,
- herkesle kavga ediyorsanız…Çocuk sizin konferansınızı değil, karakterinizi örnek alıyor.

O yüzden çocuklara iyilik öğretmenin en etkili yolu uzun nutuklar değil.
Evde birbirimize nasıl davrandığımız.

Çünkü çocuklar nasihat dinlemez…
Ama hayatı sessizce kopyalar.


Çünkü çocuklar söylediklerimizi değil, gerçek bizi büyütüyor.
O yüzden belki de çocuk yetiştirmenin özeti şu:
Çocuğa iyiliği anlatmadan önce,evin içinde biraz insan olmak gerekiyor.