NEDEN İSTİFA ETTİ?
Kendisiyle konuyla ilişkin kısa bir görüşme yaptık.
Konuşmalarından anlıyorum ki,
İstifa edeceğini çok öncelerden,
"Daha Belçika'dayken kararlaştırmıştım" dese de,
Aksoy Trabzon Gazeteciler Cemiyetine kırkın.
*
Mesela "ödül konusunda kararlaştırdığımız 2 isim sonradan ödül listesinden çıkartılması beni üzmüştür" diyor.
Mesela Aksoy, son tüzük değişikliğinden de rahatsız.
"Bu bir dayatmadır, demokratik değildir" diyor.
"Başkan Yusuf Turgut'a kırgın değilim.
Benim onunla ne sorunum olabilir ki?" Diyor.
Yeni kurulması olası olan başka bir gazeteciler cemiyetine de üye olmayacağını,
Asıl yerinin Trabzon Gazeteciler Cemiyeti olduğunu belirtmiştir.
Ancak, kendisini rahatsız eden hususların giderilmesini istiyor.
Bir Vekil Zihniyetinin Atatürk'e Husumeti
Bir muhterem vekil Atatürk'ün üniformalı görseline şiddetli bir tepki koymuş.
Hatta ne tepki koyması, tepki fırlatmış.
Hem öyle bir fırlatmış ki, sağır sultan bile duymuş ve hoşuna gitmiş.
*
Tepki de şu:
Atatürk'ün bu Mareşal üniformalı fotoğrafı meclise giremez."
*
Lafa bak, vekile bak.
*
Neden giremezmiş?
Ki o unvanı Atatürk'e veren o vekilin bulunduğun meclistir.
*
O, bitkin ve umudunu yitirmiş halkına umut aşılamış ve onurunu hatırlatmıştır.
Anadolu'nun ak sakallılarının destek ve dualarını almıştır.
Ve sonra zafere ulaşmış bir kurucudur o.
Evet bu kin kuyusu çok öfkeli
O Atatürk'ün mareşal görseli meclise giremezmiş.
Yapmayın bayım, ayıptır.
Ayıbı umursamıyorsanız bilin ki yaptığınız günahtır.
*
Kaldı ki,
Dünyanın nice meclislerinde böyle üniformalı nice Kahramanlarının resimleri vardır.
Hatta Amerika'da dahi Kanuni portresi mevcutken nedir bu nefret?
Niçin bu husumet vekilim?
Kaldı ki, TBMM'de Cumhurbaşkanı sayın Erdoğan'ı
"Başkomutan" olarak karşılayan sizler değil misiniz?
Görülen o ki, mesele unvan ve üniforma değil de içindekidir.
Ancak diyemiyorsun.
Çünkü henüz yüreği yetmiyor vekil.
Ne diyeyim;
Allah Ak Partiyi senin gibilerden kurtarsın.
Bu Memleket Kıymet Bilmez
Dün Şehitler ve gaziler günü kutlandı.
Görünüşte hatırı sayılır bir anma yapıldı.
Ancak hiç bir zaman o makamlara gelen insanların duygu ve gönül derinliklerine inilemedi.
Hak ettikleri saygınlık onlara yaşatılamadı.
*
Evet, bu memleket kıymet bilmez şehidim.
Sadece üst geçitlere adını verir gönderirler seni.
Ama ne var ki, senin değerin ilahi makamca bellidir.
Dedim ya yerin durağın bellidir o ilahi mecrada.
Ayrıca bu memleket gazi değeri de bilmez.
Kurtuluş savaşının yaralılarının adı,
Çolak Salih.
Topal Osman.
Kör Mehmet'tir.
*
Evet, bu memleket kıymet bilmez azizim.
Gazi diye üç beş kuruş tutuşturur eline,
Salarlar milletin diline...
Evet kör topal gider bizde bu işler.
İsmet Eraydın
Tıp Doktorluğunun yanısıra oyuncu ve yapımcı.
Toplam 3 film çekmiş.
Yıllarca gerek tiyatro ve gerekse sinema filmleriyle Bölge İnsanının, yaşam biçiminden kesitleri eğlenceli bir dille yansıtmış.
*
Dediğim gibi sanatsal faaliyetlerinin yanısıra İsmet Eraydın 20 yıllık doktordur.
Hastalarıyla çok yakın olmuştur.
Hatta hastalarıyla öz çekim yapacak kadar işini mesleğini seviyordu.
Ancak FETÖ'cülüktan işine son verilenlerdendir o.
*
Kendisiyle yaptığımız görüşmede, "Abi, Başbakanımız, Cumhurbaşkanımız söylüyor:
"At izi it izine karışmış" diyor.
Yani suçlu kim masum kim?
"Karma karışık oldu diyor ya;biz de aynen o durumdayız."
diyor.
İsmet Eraydın:
"FETÖ denen bu çeteyi devlet yıllarca tanıyamamış, ben nereden bilebilirdim?
Sözde Allah diyen,
Peygamber diyen ve göz yaşları döken bu devlet düşmanını ben nereden bilebilirdim.
Evet, çocuklarım onun okulunda okuyordu.
Bilsem ne meret bir musibet olduğunu, kapısından geçer miydim?
Bilsem, eşim de onun okulunda sözleşmeli öğretmen olarak çalışır mıydı, çalıştırır mıydım?
Ama dedim ya Devlete darbe yapacak bir zalim olduğunu bilemedim, göremedim.
Ben sanat insanıyım, karıncayı incitemem.
Nasıl olur da bu ben darbeci olurum?!
*
Ben ülkesine, töresine, milletine sadık bir vatandaşım.
Darbeci bilinmek beni, eşimi hatta çocuklarımı kahrediyor.
Bu pis iftirayı alsınlar üzerimden.
Başka da bir şey istemiyorum" dedi.
Yol Keserek Yol Yapılmaz
Önceki gün Düzköy Yaylasına çıkalım dedik.
Çünkü hava güzeldi.
Epeydir de gitmemiştik.
*
Düzköy'den yayla yoluna girdik ve hayli gittikten sonra yolun kapalı olduğunu öğrendik.
Alternatif bir yol yönlendirmesi oldu.
Aman Allah'ım meğer biz,
Televizyonlarda izlediğim,
Normal araçlar için felaket sorunlar yaşanacak ve ancak 4x4 araçlar için ideal bir parkura girmişiz.
Arkamız araç dolmuş, geri dönmek imkansız.
Yol dar ve pataklık.
Yol derin teker izleriyle korkunç.
*
Kırk tövbeyi bir vurarak pata/çıka çıktık sonunda selamete.
Ama herkeste bir öfke.
Neden yolları kesip asfalt çalışması yapıyorsunuz?
Hem de bu bayram günlerinde.
Bari bir alternatif yolu geçişe uygun hale getirin.
Bu millete bu eziyet neyin nesi böyle?
Şort Giyinen Kadına Tekme Tokat
Şort giyinen kadını suçluymuş gibi tekmelerle döven küstah haklıymış gibi
sırıtıyor.
Şort giyinen kadını döven hergele üstelik pişman değil.
Şort giyinen kadını döven maganda buna rağmen serbest.
Bu demektir ki,şort giyinen kadın dayak yemek istemiyorsa, bir daha şort giymemelidir.
Bu demektir ki, burası yeni Türkiye,
Bu demektir ki, ister gargara yap ister ye.
Fıkra
Bir işadamı tıraş olurken bir yandan da berberiyle sohbet etmektedir.
Derken, kapının önünden ağır ağır geçmekte olan paspal bir çocuk görürler.
Berber, iş adamının kulağına fısıldar;
“Bu çocuk var ya,dünyanın en aptal çocuklarından biridir!
Bak; dikkat et şimdi…”
Berber çocuğa seslenir:
“Ali, buraya gel!”.
Bunun üzerine çocuk sakince dükkana girer ve yüzündeki aptalca sırıtmayla berberi selamlar.
Berber işadamının kulağına sessizce,
“bak şimdi” diye fısıldar ve bir elinde beş yüz bin, diğer elinde beş milyonluk bir banknot olduğu halde çocuğa sorar:
Hangisini istiyorsan alabilirsin?”
Çocuk dalgın dalgın bir beş yüz bine bir de beş milyona bakar ve sonunda beş yüz binlik banknotu hızlıca çekerek berberin elinden alır.
Berber işadamına döner ve gülerek:
“Gördün mü?
Sana söylemiştim.” der.
Tıraş bitince işadamı sokağa çıkar ve az ileride kendi kendine oynayan Ali’yi görür.
Yanına giderek,
Neden beş milyonluk değil de, beş yüz binlik banknotu aldığını sorar.
Çocuk hiç de aptalca olmayan bir sırıtmayla yanıt verir :
Eğer beş milyonluğu alırsam oyun biter!”