Nerede O Eski Bayramlar

Zaman denilen o amansız değirmen neleri öğütüp götürmedi ki? O değirmen sabrı öğütürken, "Nerede o eski bayramlar" sitemi de dilimize yerleşti şimdi. Oysa bir vakitler bayram, takvim yaprağında işaretli bir gün değildi, kalbin genişlediği, insanın insana yer açtığı, kapılardan önce gönüllerin aralandığı bir hâldi. Birinin sevinci ötekinin neşesi olur, birinin hasreti ötekinin omzuna yaslanırdı.

Abone Ol

Bayram, insanın insana sığınmasıydı.

Her şey arife gecesinde başlardı. Mutfaktan yükselen tıkırtılar, ninni gibi yayılırdı evlerin içine. Annelerin elleri hamura değdikçe sanki duvarlar bile ısınırdı. Fırından gelen kokular, çocukluğumuzun en temiz, en masum hatıralarını taşırdı. Başucumuzda duran yeni pabuçlar, bir çocuğun yüreğine sığmayan o büyük sevinci barındırırdı adeta.

Gece boyunca defalarca uyanıp bakardık o pabuçlara. Sabahı çağıran küçük mucizelerdi sanki onlar. Uyku bize darılır, eşiğimizden içeri girmeye çekinirdi. Güneş daha gözlerini açmamışken en güzel kıyafetlerimizi giyer, büyüklerin ellerine koşardık. O eller nasır tutmuştu da, şefkatten yana pamuk gibiydiler. Alnımıza değdiğinde burnumuza çarpan o keskin limon kolonyası, bayramın ilk ve en sahici müjdecisiydi.

Sonra mendiller gelirdi. Kenarı oya oya işlenmiş, zarif mendillere saklanmış harçlıklar. İçlerinden çıkan birkaç madeni para değildi bizi sevindiren.

Asıl sevinç, o mendilin içine sarılmış tebessümlerdi.

Asıl kıymet, verilen paradan çok, o ince düşünüşte, o gönül zarafetindeydi.

Sokaklar bizimdi sonra. Kapı kapı dolaşmak bir oyundan fazlasıydı.

Her kapı bir mutluluğun adresi, her eşik başka bir hikâyeydi. Kimse yabancı değildi; mahalle dediğin yer samimiyetin adıydı. Torbamıza düşen şekerler küçüktü fakat paylaşmanın bereketli tadı saklıydı içlerinde. Bir şekerin yarısı bile iki çocuğa yeterdi, çünkü sevgi bölünmezdi.

Şimdi bayramlar daha sessiz. Mesajlar daha hızlı, daha kısa, daha soğuk. Yollar daha kısa, gönüller birbirinden daha uzak. Kalabalıklar var, kalabalığın samimiyeti pek az.

Aynı sofralarda oturulsa da kaşık sesleri daha kısık.

Eski bayramlar mı güzeldi, yoksa biz mi büyüdük? Aramıza giren mesafeler, o saf sevinci sanki unutturdu bize. Yine de bayramlar, bir çocuğun gözünde, bir yaşlının duasında, bir kapının içtenlikle açılışında yaşamaya devam ediyor bir yerlerde.

Bir yetimin saçına dokunan elde, bir garibin yüzüne kondurulan tebessümde.

Pabuçlarımız başucumuzda durmuyor olsa da, sabahı o çocuk heyecanıyla beklemiyor olsakta, yine de bir bayram sabahına uyanmayı bekliyoruz. Ve biz, bir gün yeniden hiçbir hesaba düşmeden sevebildiğimizde, birbirimize vakit ayırabildiğimizde, hatır için çalabildiğimizde zilleri, o eski bayramlar hatıra olmaktan çıkacak, bir hâl olarak yaşanacak, her yaşta, her mekanda, her şartta içimizde.

Ramazan Bayramımız Mübarek olsun.