Çocuk eğitiminde içinde bulunduğumuz eğitim durumu, bizim kültürümüzde arzu edilen bir durum değildir. Bunun çeşitli nedenleri vardır. En önemli nedenlerinden biri, eğitim sisteminde yürürlükte olan “eğitimin genel amaçları” dır. Genel amaçlarda nasıl bir insan tipi yetiştireceğimiz konusunda net bir görüntü olduğu söylenemez. Bu nedenle çocuk ve eğitim konusunu tartışmaya, öncelikle eğitimin amaçlarından başlamanın doğru olacağı değerlendirilmektedir.
Çocuk eğitimi konusunda “çocuğu merkeze alan” bir gelenekten, “aileyi ve özellikle “okulu” merkeze alan bir anlayışa geçtikten beri, çocuk eğitiminde bocalama devam etmektedir. Son zamanlarda “öğrenci merkezli eğitim”den söz ediyor olmamız, öğretmen ve eğitimcileri bu konuda çok zor duruma bırakmaktadır. Çünkü öğrenci merkezliliğin, öğretmen ve eğitimcileri “köle”leştirdiği düşünülmektedir. Öğretmen merkezlilikte çocuk için düşünen, çocuk için inanan ve çocuk için yapan bir öğretmen vardı. Öğrenci sadece öğretmenin yap dediğini yapan, yapma dediğini yapmayan bir “canlı” idi. Böyle bir uygulamada öğrencilerin ahlaklı ve karakterli olmalarının zor olduğu açıktır. Çünkü böyle bir uygulamada okul, sadece çocukların akademik dünyaları ile ilgilenmekte, onların TEOG gibi ulusal sınavlardaki başarıları ile ilgilenmektedir. Ahlaki bir davranışın öğretilmesinde öğrencinin sorduğu klasik soru şudur: “Bu konu sınavda çıkacak mı?” Sınavda çıkmayacak bir bilginin öğrencinin dünyasında hiç yeri yoktur. Sınavlar karakteri sınıyor mu? Sınamıyor. O zaman öğrenci niçin karakterini geliştirecek bir tutuma itibar etsin ki?
Çocuğun eğitimini öncelemeyen, onun karakterli bir insan olmasına katkı yapmayan bir okul, bugünün okulu olamaz. Bugünün okulu, öğrenciyi merkeze alan, öğrencinin önce karakteri ve ahlakı ile ilgili ödevlerini yerine getiren bir kurum olmak zorundadır. Bugün okullarımızın en temel sorunu, okullarımızda eğitimin ikinci plana itilmiş olmasıdır. Eğitimi ikinci plana iten okuldan yetişecek insanlar, akademik olarak çok başarılı olabilirler, ama bu tip insanlar 15 Temmuz’da tankları halkı üzerine sürmekten çekinmemişlerdir. Akademik olarak istenen başarıyı yakalayamayan ve astsubay olan Ömer Halisdemir de tanklara göğsü ile siper olmuş ve ülkesi için hiç tereddüt etmeden şehitlik mertebesine ulaşmıştır. Okullar artık Ömer Halisdemir’ler yetiştirecek bir biçimde yeniden kurgulanmak zorundadır. Bu durum böyle devam ettikçe, Ziya Gökalp’in işaret ettiği durum, aynen devam edip gidecektir. Bu durumun böyle devam etmesine müsaade etmek, ülke sevgisi ile açıklanabilir bir durum değildir.
Unutulmamalıdır ki, okul, önce bir eğitim kurumudur; öğretim, eğitimin bir alt kategorisidir. Uygulamalarla bunun tersine döndürülmesi, eğitimin en önemli sorunu olarak değerlendirilmelidir.