Geçip giden yıllar, arkada kalan hüzünler, mutluluklardır.
Akan göz yaşlardır, hasrettir, sevgidir, özlemdir.
Kimi zaman sahnelerde delicesine, alkışlanan bir sanatçı,
Kimi zaman kendini bu ülkeye adamış bir çiftçidir...
Ya da Cahit Sıtkı Tarancı’nın”
Aşık mahzuni Şerif’in “İste gidiyorum” adlı türküsündeki gibi..
Musa Eroğlu’nun “Yolun Sonu Görünüyor” deki gibi,
Rahmetli Neşet Ertaş’in”Yazımı Kışa Çevirdin, Bugün benim Efkârım Var’ gibi
Gülşen Kutlu’nun” Bayramdan Bayrama” türküleri gibi..
Hayat gelip geçiyor işte..
“Gözyaşı da mı yaşlanır kırışmış yüzlerde..
Günler Günleri kovalarken, zamanda ilerliyor.
Dün daha çocuk iken, bugün anne- baba oluyor.
Dertler kederler sırtına bindikçe de biniyor.
Akrep yelkovan dönerken, insanda yaşlanıyor..
Eski gülücükler nerede, suratlar somurtuyor.
Aynalar düşman artık, bizi genç göstermiyor.
Yaşlandık mı gerçekten yoksa aynalar mı yalan söylüyor.
Yılları horca kullanırken, günler değerleniyor.
Torunu kucağına alınca, birde nine-dede oluyor.
Bunca tedirginlik neden, ölümü yaklaşıyor”
Resimdekiler, Kaçkar’ın eteklerinde çektiğim, benim dayılarım,
Halalarım, amcalarım ve özü sözü bir, sözleri senet mert insanların resimleridir.
Sözün namus olduğu, senetin sepetin olmadığı, mertliğin, yiğitliğin
Son kaleleridir onlar...
Onlar, Rıza Kalayı’dır (Kısğa), Muhammet Önder’dir(Kortu), Ahmet Daracı’dır (Dağlı), Resul Önder’dir (Şerifoğlu), Halil Yazıcı’dır, Fikriye-Zekiye-Saniye-Emine’dir. Organik nine Fahriye Önder’dir. Osman Müftüoğlu’dur. Ali Kalyoncuoğlu’dur. Osman Eminoğlu’dur.
Onlar köyümde özenle koruduğumuz, ayakta kalan sarı lira gibi büyüklerimizdir. Çocukluğumdan tanıdığım “Köyümün büyükleridir” dediklerimin yüzde 90’i hayata veda etti.
Nesilleri tükenen atalarımızdır. Ve isimlerini sayamadığım niceleridir.
Yazımı Erol Bleda’nın şiiriyle bitiriyorum..
Yaşamak değil, beni bu telaş öldürecek
O telaşla, bırakın Paris yolunda ılık
Rüzgârlara taratmayız saçlarımızı
Sevdiğimizle doyasıyla bir sohbet bile edemedik biz.
Gözümüz saatte söyleştik hep,
Konuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık.
Hep yetişilecek bir yerler vardı
Aranacak adamlar, yapacak işler…
Bir sonraki günün telaşı, bir öncekinin tersine bulaştı
Başkalarının hayatı, bizimkini aştı
Kör karanlıkta çalar saat sesi yerine:
Kuşluk vakti kızarmış ekmek kokusu
Veya yavuklu busesiyle uyanma düşlerini
Ha babam erteledik.
20’ li yaşlarda iken 30 ‘lara kurduk saatin alarmını,
30’ larımızda 40’ lara belki sonra 50 lere
Lakin öyle yanlış kurgulanmış ki hayat
Kuşlukta uyanma fırsatını sunduğunda size,
Artık uyku giremez oluyor gözlerinize.
Doyasıya söyleşmek,
Telaşsız sevişmek için bol zamana kavuştuğunuzda
Söyleşecek, sevişecek kimsecikler kalmıyor
Yanınızda…
Özenle yarına sakladığınız bir sarı lira gibi ömrünüz
Vakti gelip sandıktan çıkardığınızda,
Bir de bakıyorsunuz ki,
Tedavülden kalkmış..
Hepsine sağlık ve mutluluklar diliyorum