Zaten, şu alemde olup bitenleri akıl ve irade gözü ile kantara koyduğumuzda bunun daha çok cüzi irade sahiplerinden oluşan toplulukların, kuruluşların, ille de devletin “Kaybettirme” amelinde etkili olduğunu, Allah ile uzaktan yakından ilgisi bulunmadığını bal gibi görür, anlarız!
Misal mi?
Son zamanlarda toplumda yaşanan ve medyada da en çok yer alan haberlere baktığımızda, kulak kabarttığımızda neler görüyor, duyuyoruz?
-“Uyuşturucu, Çete, Sanal bahis, Yasa dışı bahis, Kara para bataklığı.”
Sonra etkili ve yetkililerin, “Bataklıkları kurutuyoruz” ifadesi ve ibaresini…
İyi, has da, bu bataklıklar; “Nasıl ve ne zaman oluştu?” diye hiç düşünüyor, ya da düşündürülüyoruz mu?
Yani, önce bataklıkların oluşmasına seyirci kalıyor, hatta artıracak politikalar uyguluyor, sonra da bataklıkta yeşeren, ben diyeyim “Haram”, siz söyleyin “Haksız kazanç” ile hayat bulan sivrisinekleri bertaraf etme ile övünüyoruz.
Ezcümle, uzatmaya, evelemeye gevelemeye gerek yok!
Sivrisineklerle mücadele edecek yerde, yaratılan bataklığı kurutun.
FUTBOLDA BOŞLARIN BOLLAŞMASI!
Söz konusu futbol olduğunda, kadınından erkeğine, bebeğinden dedesine kadar hemen herkesin ben diyeyim; “Her şeyi bildiği!”
Sebahattin Arslantürk’ün fındık üzerinden de olsa; “Herbolog” diye tarif ettiği!
Araştırmacı gazeteciliğin ustası rahmetli Uğur Mumcu’nun da; “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar” diyerek işaret ettiklerinin bollaştığı bir sürece yaşıyoruz.
Hemen hemen her alanda. Ama futbol olunca da özellikle Trabzon’da…
İyi, has da bu bollaşma sadece “Laf üretme”,
Ya da “Sosyal medya da boy gösterme”,
Dahası “İnsafsız avcıya hizmet edercesine sürekli eleştirme”,
Ama ille de takımlar şampiyonluğa koşarken bile “Tribünleri boş bırakma”,
Ve de “Tribünlerde sinema seyircisi gibi oturma” ile oluyor ise…
Bu kadar bollaşmayı:
“Trabzonspor bunu hak ediyor mu?
Akçaabat Sebat Gençlik bunu hak ediyor mu?”
Haa! Herkesim için boşlardan söz eylerken, basını unutmak olur mu?
Trabzonspor’un maçlarında 300 kişilik tribünün yüzde 80’i boş.”
Adım adım şampiyonluğa giden Sebat Gençlik’in maçlarında ise beni ve bir iki arkadaşımı hariç tutarsak tribünün tamamı boş.
Ezcümle! “Böyle taraf olanların, taraftarlığı düşman başına” desek ağır mı olur?
Ayıp mı kaçar?
PLAKA DA TS, SONRA TC…
Geçen gün ama yalan, ama gerçek 2 ilginç istatistik ile karşılaştım.
Bunlardan biri, Karadeniz’in kıyı şeridinde yüzme bilenlerin oranının yüzde 5, biraz içeridekilerin ise yüzde 7 oranında olduğu idi.
Diğeri de, Trabzonlunun araçlarını takılmasını istedikleri plakalarda önceliğin “TS” de, ikinciliğin “TC” de, üçüncülüğün ise kendi ad ve soyadlarının baş harflerinde olmasıydı!
OF’da önceliğin hangi harfler olduğunu beyan etmeme gerek var mı?
ÜST GEÇİTLERE, “PANKART ASILAMAZ.”
O ki biz kanunları ve yönetmelikleri hatırlatmamıza rağmen, tabir yerinde ise “Bir adım yol alamıyoruz.”
Geriye yapmamız gereken bir şey kaldı.
O da, birkaç tane “BURAYA PANKRAT ASILAMAZ” yazılı afişleri üst geçitlere kondurmak.
Ya da ana karayolları kenarlarındaki direklere asmak!
Kim ne diyecek?
Yasak mı?
KISACA PEYAMİ SAFA’DAN…
Bir milleti yok etmek isterseniz askeri istilaya gerek yoktur.
Ona tarihini unutturmak,
Dilini bozmak,
Dininden soğutmak,
Dolayısı ile manevi değerlerini, ahlâkını yitirmek ve soysuzlaştırmak kâfidir.
KISSADAN HİSSE
Dünyanın işi biter mi?
Bektaşi’nin biri, Karacaahmet Mezarlığı’nda mezar taşına yaslanmış, şarap içiyormuş.
Tam o sırada arkadaşı önünden geçmekte olmuş ve kendisine, “Ne yapıyorsun. Burada içki içilir mi?” diye çıkışmış.
Bektaşi, içkiyi kaybetme endişesi ile “haklısın” bile diyememiş ama; “Gel anlat bakalım. Bu işler niye böyle oluyor?” diyerek yanına çağırmış.
Arkadaşı; “Git işine, hem içiyorsun, hem de mezarlıkta. Gelmem senin yanına” demiş.
"Gelirsin, gelmezsin" söylemleri arasında arkadaşı kaçmak için, “Bırak beni. Bir sürü işim gücüm var” deyince, Bektaşi diklenmiş.
“Bana baksana”
-Baktım; Ne olmuş?
“Birde arkama bak; ne görüyorsun?”
-Mezarlar ve mezar taşları…
“Kim var bu mezarlarda?”
-Ben ne bileyim? Ölen insanlar!
“Bunlar, yani mezardakiler, senin yapmak istediğini gerçekleştirip de mi; işlerini güçlerini tamamladıktan sonra mı buraya geldiler zannediyorsun?
DÜNDEN BUGÜNE
Abdestsiz imamlar!
Önce, “özürcü” idiler.
Şu sıralar, açılımı istismar edip demokrasi, özgürlük, hak, hukuk, eşitlikten dem vurarak basında öylesine almış başlarını gidiyorlar ki, hızlarına “Kurşun atsan yetişmez.”
Geçmişine bir çırpıda sünger çekip, kara tahtaya tebeşirli yazılmış kendi gerçeklerini basit bir silgi ile silebileceklerini zanneden, “sözünü bil pişir, ağzını dev devşir” atasözünün manasını anlayamayan onca adam diye geçinen var ki, dün “kara” dediklerine, bugün “ak” diyorlar.
Bir yerden not ettiğim, “Abdestsiz imama namaz dayanmaz” sözü gözüme çarpınca az da olsa bunları yazmadan ödemedim!
Aralık 2009’da yazmışız.